Suzan Defter önce Ayfer Tunç’un Taş-Kağıt-Makas adlı öykü kitabında yer almış, sonrasında Ayfer Tunç’un kendi deyimiyle Taş-Kağıt-Makas’tan azat olmuş ve tek başınalığı hak etmiş bir eser olarak 2013 yılında yayımlanmıştır.
Suzan Defter’de önce kurgu doğdu, iki karakteri eş zamanlı ve gerçeğin göreceliğini melankolik bir yalnızlık bulutu içinde anlatmak istiyordum, der Ayfer Tunç. Kitabın sayfalarında birbirlerinden habersiz beraber geçirdikleri zamanı anlatan iki karakter mevcuttur. Kitabın çift sayfa sayılarında Ekmel Bey’in, tek sayfa sayılarında Derya Hanım’ın günlüğünden okuruz yaşananları.
Ekmel Bey avukatlık bürosunu satmış, eşinden boşanınca kızı Bilge’yle de arasına mesafe girmiş bir adamdır. Ailesinden kalma evinde tek başına yaşarken kendini meşgul etmek amacıyla defter tutmaya başlamıştır. Defterinde kendi adını hiçbir zaman geçirmez, çünkü kendini buna değer görmez. Karısı tarafından tutulan kızları için yazılmış defterde bile adı geçirilmemiştir çünkü. Yazmaktaki amacı her şeye rağmen yeryüzünde bir iz bırakmak istemesidir.
Artık evden çıkmak istemediği bir duruma geldiğinde evini satışa koyar. Evde oturarak dışarıdan gelecek hikayeleri bekler, hatırlamaktan usandığı hikayesini ancak başkalarının hikayeleriyle yan yana gelince yeniden okuyabileceğini, böylece kıyaslayıp kendini anlayabileceğini düşünmektedir. Nitekim beklediği olur, kendini Suzan olarak tanıtacak olan Derya Hanım kapısını çalar.
Derya Hanım ve Ekmel Bey’in tanışıklığı bu sayede başlamış olur. Beraber evi gezdikten ve bir müddet sohbet ettikten sonra Derya Hanım evi satın almaya gelmediğini söyler. Derya Hanım’ın kendi defterinde Ekmel Bey’in istediği zaman tekrar gelebileceğini söylediğini belirtir. Oysa bu kısım Ekmel Bey’in defterinde geçmez. İki gün sonra Derya Hanım yine gelir, bahanesiz ve içtendir. Ekmel Bey, o gün Derya Hanım’a para karşılığı arkadaşlık teklif eder ancak bunu da defterine yazmaz. Belki de defterinde bundan bahsetmeyerek ilerideki okuyucularına en azından Derya Hanım için değerli olduğunu kanıtlamak istemektedir.
Ekmel Bey konuşmaya, anlatmaya ve dinlemeye ihtiyacı olduğunu ısrarla vurgulayınca Derya Hanım düşünmesi gerektiğini söyler. İlerleyen günlerde tekrar gelir, para karşılığı bunu yapmayacağını ama pazar hariç her gün gelebileceğini söyler. Böylece dışarıya çıkmak istemeyen Ekmel Bey ve dışarıya çıkmak için bir sebep arayan Derya Hanım’ın arkadaşlığı başlamış olur.
Derya Hanım, kendisini bir zamanlar yakın arkadaşı olan ve abisinin 15 yıl süren aşkı Suzan olarak tanıttığı gibi Suzan gibi de davranır. Ekmel Bey’e anlattıkları Suzan’ın anıları, Suzan’ın sevdikleri, Suzan’ın düşündükleridir. Üstelik saçlarını Suzan gibi kızıla boyatır. Derya Hanım, aslında Suzan ile yaşananları anlamlandırabilmek ve kendini aramak amacıyla bu arkadaşlığa başlamıştır.
Dünyada sevdiği tek insan olan abisinin ve onun Suzan’a olan aşkı arasında var olmaya çalışmıştır Derya Hanım. Abisinin ve Suzan’ın mektuplarını taşıyarak, onlar için buluşma ortamları arayarak, sürekli yanlarında bulunarak geçirmiştir hayatını. Bu ilişki içerisinde öyle var olmuştur ki eski eşiyle abisini sürekli karşılaştırır. Derya, abisinin Suzan’a davrandığı gibi davranmadığı için eşine sorunlar çıkarır. En sonunda eşi dayanamaz, boşanırlar.
Derya Hanım, her ne kadar Suzan’ı abisiyle paylaşmaktan hoşnut olmasa da kendi payına düşenle her zaman yetinen Suzan’ı sever. Bu yüzden Suzan’ın artık olmayışı en az abisi kadar Derya’yı da üzer. Derya, Suzan’ı hayatından çıkarttığı için abisini affedemez. Abisinin evli ve çocuklu olduğunu kabullenemez. Her seferinde abisinin ailesiyle mutlu olduğu anları baltalayarak bu ayrılığın acısını çıkartmaya çalışır. Çünkü artık var olabileceği bir ilişki yoktur.
Ekmel Bey, Derya Hanım’dan bahsederken onu görmek istediği şekilde yazmıştır. Derya Hanım’ın bahçedeki ağacı görür görmez çiçeksiz olmasına rağmen manolya ağacı olduğunu fark ettiğinden bahseder. Oysa Derya Hanım kendi günlüğünde ağacın türünü sorduğunu, daha sonra da yaseminlerden konuştuklarını anlatır. Ayrıca kendi yaşadığı çoğu olayı Derya Hanım ona anlatmış gibi yazmıştır günlüğüne. Bu yüzünde paralel sayfalar arasındaki tutarsızlıklar sık sık gözümüze çarpar. Bunun sebebi Ekmel Bey’in eğer yaşananları kendi gözünden okurlarsa insanların onu yargılayacağını ya da yazdıklarını okumaya değer bulmayacaklarını düşündüğü için olabilir. Çünkü çocukluk döneminde ve evliliğinde hep seyircidir, Derya Hanım aracılığıyla anlatıcılığa başlamıştır. Onda da az konuşmuştur.
Ekmel Bey ve Derya Hanım karşılıklı olarak var olmaya çalışırlar. İkisi de kendini arayan, gölgede kalmış karakterlerdir. Anlamaya, anlaşılmaya ve dinlemeye ihtiyaçları vardır. Kendi içsel hesaplaşması durulana kadar Derya Hanım Ekmel Bey’e gelmeye devam eder. Artık Suzan’ı unutmaya, kendi hayatını abisinin istediği ideal Derya olarak yaşamaya karar verir. Suzan’ın hikayesini anlatmayı bitirdiğinde Ekmel Bey ile vedalaşır ve bir daha geri dönmez. Geçmişle hesaplaşması sona ermiştir. Ekmel Bey’de Derya Hanım gittikten sonra defterine başlarken yazdığı cümlenin arkasında durarak defterinin kalan sayfalarını dolduracağını belirtir.
“Ölüm, seninle bir anlaşma yapalım. Şu lanet olası defter dolduğunda bana gel.”
Psikoloji Topluluğu için yazmış olduğum analiz yazısıdır.