Kolera Günlerinde Aşk, bırakılmış bir sevgilinin, yeniyetmelik yıllarından başlayarak yaşlılığın alacakaranlığına dek süren yarım yüzyıllık aşkının öyküsü.Ayrıca kolera salgını ve bir yandan da savaşın olduğunu anlatan bir öykü . On dokuzuncu yüzyılın yirminci yüzyıla dönüştüğü bir zaman dilimini kapsayan bu bitmeyen aşkın gerisinde, çağdaşlaşma çabası içindeki bir toplumun çeşitli yönlerini, özellikle taşra kentsoyluluğunun saçmalıklarını ince bir alayla eleştiriyor yazar.
Bu aşk hikayesi, insanın sevdiği kişiyle birlik olma inancını her zaman korumalı mı yoksa hayatın akışına bırakması mı gerektiğini sorgulamanıza neden oluyor.
Yazarın eserini ilk kez okuyup deneyimledim. Kitaba her ortamda dikkatimi verip yoğunlaşamadım. Sessizlik ve fazlasıyla dikkat isteyen bir öykü. Ara ara koptum, hatta yazar öyküyü öncesi sonrası şeklinde o kadar harmanlamış ki kavrayamayıp tekrar okuduğum paragraflar dahi oldu. Uğraştırıcı bir anlatımı var
Aradan tam elli bir yıl, dokuz ay, dört gün geçmişti. Unutmamak için bir hücrenin duvarlarına her gün bir çizgi çekmek zorunda kalmamıştı; çünkü tek bir gün bile geçmemişti ki onu anımsatan bir şey olmasın.”
buraya kadar evet ama beğenmediğim noktalar da olmadı değil. O zaman Çok uzun zamandır kavuşamayan yada kavuşacağı günü bekleyenlere belki kitabı önerebilirim