·56 syf.····Okunma: 02 Aralık 2024 10:36 Oscar Wilde’nin okuduğum ikinci kitabı oldu.İlk okuduğum Dorian Gray’in portresi ile bir sarsılma ve değişim yaşamıştım. Her kitap herkeste farklı zuhur bulur. İnceleme yazmak istediysem, Oscar Wilde benim için yaşamı tercihleri ne olursa olsun mühim şahsiyet. Kitap okurken neye ihtiyacım varsa o kitap denk gelsin diye dua ederim. Okuma listesi yapmam. Bu nedenle okuyor olduğum kitaptan o anda o bilinçle muhakkak alacağım hayatıma yansıtacağım şeyler olduğu inancına sahibim.
“Mutlu prens” kitabı da öyle oldu. Dili çok basit bir solukta okunabilecek kitabımız, verdiği ana fikirler ve aşk hakkında insanda yarattığı uyanışlarla bambaşka bir pencereden baktırıyor. Kısacık 56 sayfada, kısa kısa 5 hikaye ile insan hayatına dokunuyor . İlk hikayemiz; Mutlu prenste prensimiz üzüntünün girmesine izin verilmeyen, ağlamanın dahi ne işe yaradığını bilmeden kaygısızlık sarayında yaşayıp ölüyor. Yaşadığı hayatı kendi yaşadığı hayattan ibaret zannederken öldükten sonra şehrin yüksek bir yerine heykeli dikiliyor ve sarayın dışında da yaşanılan yerler olduğunu farkediyor. Dünyanın gerçek yüzünü o zaman görüyor ve çok üzülüyor. Ben buradaki durumu çocukluğumuza benzettim. Ne yaşarsak yaşayalım çocuklukta her şey saf ve temiz ne kadar acı çeksekte bugün o zamanları hep mutlu olduğumuzu söyleyerek yad ederiz. Dünya aynı dünyaydı, acı aynıydı, aşk oyunları ve ikilemler, yalanlar, açlık ve sefalet, güçlünün zayıfı ezdiği falan filan her şey aynıydı. Biz bilmiyorduk, bilincimiz ve kavrama yeteneğimiz yeterli değildi ve mutluyduk. Bir bakımdan kaygısızlık sarayında yaşıyorduk ve etrafımız duvarlarla çevriliydi…
Herkesin bencil, herkesin egosunun yüksek olduğu bir zamanda yeteneklerinin farkında olarak sadece insanları izleyerek karakterlerini, kim olduklarını ve neler yapabileceklerini izlemeyi seviyorsanız yaşamak eğlenceli olabilir. Var olmak için; ben de varım demenize gerek yok. Evrenin içinde var edildiyseniz, yeterince kıymetlisiniz…
En iyi havai fişek sen değilsin!
Bir şey olur çamurlu bir hendeğe atılırsın. Hala kendini muhteşem zannedersin. Barutun nem kapmıştır. Oyun oynayan üç beş çocuğun eline geçersin. Hedefin göklerde patlayarak rengarenk ışıklar içinde şovunu göstermektir ama yerde yanan küçük bir ateşin içinde, havan bir iki patırtı ile sönüverir.
Vereceği sevgi, ilgi, aşk yada sizi mutlu edecek herhangi bir şey için karşılığında sizden bir şey isteyen insan samimi değildir. Sizi sevmiyordur. Bülbül gibi canınızdan olup, o gülü o insana verip, yerlerde çiğnenmesini izlemeyin. O gülü elde edip, ona verene kadar, neler yaşadığınızı, neler hissetttiğinizi düşünemeyecek kadar çıkarlarının kölesi olmuştur. Onun için bülbülün canından olmasının hiçbir mahsuru yoktur. Aşk sevgi denilen şey bağlamların dışındadır. Ve gerçekten “Aşkın gözü kördür” denilen durum gerçektir. Aşkını koşullara bağlayan insan; çıkarları ve karşılığında sizden ihtiyacı olan, daha iyi şeyler elde ettiği yada elde edeceğini umduğu için yanınızdadır. Ne kadar çok severseniz sevin buna izin verdiğinizde üzülürsünüz. Size gelmesi gereken travmalarını, varsa toksik durumlarını, korkularını iyileştirerek hakkettiğiniz şekilde hakiki bir prens gibi gelmeli. Aksi halde tek prens O değil, başka prenslerde var… Size gerçekten değerli kıymetli hissettirecek, ikilemler içinde bırakmayacak, acaba dedirtmeyecek…
Oscar Wilde tüm kitaplarını zamanla okuyacağım, bana çok çok iyi gelen bir tarafı var:)