Yozo'nun İnsanlığını Yitirirken Hayat Hikayesi
10/10
·128 syf.··
Beğendi
·
2024 38. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 18 Aralık 2024 18:26
İnsanlığımı Yitirirken konusu; Kitapta Yozo'nun iç dünyasına ve yaşadığı zorluklara odaklanılır ve onun duygusal çöküşü detaylı bir şekilde anlatılır. Yozo, çocukluğundan itibaren toplumsal beklentilerle mücadele eder ve sahte bir gülümseme arkasına saklanarak toplumun beklentilerine uyum sağlamaya çalışır. Osamu Dazai'nin yaşamının son yıllarında kaleme aldığı ve otobiyografik özellikler de taşıyan İnsanlığımı Kaybedişim, aristokrat bir ailenin gelenek ve alışkanlıkları ile Batılı modern fikirlerin arasında kaldıkça yaşadığı topluma ve dünyaya yabancılaşan, karamsar bir ruhun romanı. Bu eserinde Dazai çocukluğunda yaşadığı yalnızlığı, gençliğinde ailesinden kopuşunu ve daha sonra Tokyo'da geçirdiği sıkıntılı yıllarını, intihar girişimlerini, vereme yakalanışını içe dönük bireysel bir anlatı yerine, yaşam alışkanlıkları üzerinde yoğunlaşarak ustalıkla ve yalın bir anlatımla kaleme almıştır. Japonya'nın en çok okunan romanlarından İnsanlığımı Yitirirken'de Osamu Dazai, savaş sonrası Japonya'sının boğucu atmosferinin toplumdaki izdüşümünü ve bireyin kalabalıklar karşısında giderek yabancılaşarak insani değerlerini yitirişini aktarmak için teşrih masasına kendini yatırıyor. Gündelik yaşamın acı veren detaylarını ve yıkıcı anların uğultusunu tüm yalınlığıyla kâğıda dökerek yarattığı bu anti-kahramanla, Japonya'nın genç aydınlarının Batı ile geleneksel kültür arasındaki sıkışmışlığını resmederek, bireyciliğin ve toplum karşıtlığının "salgın" gibi yayıldığı bir coğrafyada varoluşçuluk tohumları serpiyor. Duygular hırpalanarak siliklenirken, dünyanın gerçekliğini yitirişini aktaran Dazai, dünyevi hazlar peşinde iyileşmeye çalışırken daha da parçalanan Yozo karakterinde cisimleşen evrensel sancının yansıdığı satırlarla yazın dünyasında ölümsüzleşiyor. Yaşamı intihar girişimleriyle şekillenmiş bir yazardan, ölümün sınır çizgilerine misilleme yapan bir metin... İnsanlığımı Yitirirken /Osami Dazai /ÖZET Başkahramanımız Japonya'nın Tohoku bölgesinde doğmuş. Oeno'daki sakuragi semtinde yazlıkları vardı. Babası iş nedeni ile sürekli Tokyo'ya gider ve eve dönüşte aile'ye ve akrabalarına hediye alması hobisi olmuştu âdeta. Bir gün Tokyo'ya gideceği günün gecesi hepimizi misafir odasına toplamış ve o sefer gelişinde ne istediğimizi sormuş ve hepsini not defterine yazmıştı.Babasının onlara bu kadar sevecen davranması çok nadirdi. Babası, sen ne istiyorsun Yozo(Oba Yozo) diye sorduğunda bir türlü cevap verememişti. Ne istediğim sorulduğunda canım hiç bir şey istemez hale gelir ve"ne farkeder, nasıl olsa beni eğlendirecek bir şey yok" düşüncesine kapılırdım.Ayrıca insanların verdiği şeyleri ne kadar zevkime uykun olmasa bile bir türlü reddedemezdim. İstemediğim şeyleri istemediğimi söyleyemez, istediklerimi de sanki gizli saklı bir şeyi çalıyormuşum gibi bir türlü sözcüklere dökemezdim. Yani iki şeyden birini seçmeye bile gücüm yoktu. Bu daha sonraki yıllarda sonunda benim utanç dolu hayatımın bir parçası olacaktı. Öylece suskun durunca babasının yüz ifadesi değişmiş, elbette kitap istiyorsun değil mi diye bir soru yöneltmişti babası yozo'ya. Asakusa'daki tapınak önü dükkanlarında satılan yılbaşı aslan dansı için satılan maskelerden çocuklarında takıp eğlenmesi için taktıkları maskelerden satıyorlardı. Babası "İstemez misin?" diye bir yanıtta bulundu Yozo'ya. İstemez misin denildiği anda artık her şey bitmişti. Ne şaklabanca cevaplar verebilir ne de başka bir şeyler yapabilirdim.Şaklabanlık sınıfta kalmıştı artık.Kitap iyi olur dedi ağabeyi. Babası defterine hiç bir şey yazmamıştı. Babasını kızdırdığını düşündü Yozo. Bir türlü karar verememiş ve ağabeyinin onun yerine cevap vermesine fırsat vermişti. Yozo o gece uyuyamamış, tirtir titremişti. En sonunda kalkıp misafir odasında babasının not defterini bıraktığı yerden alarak kendi isminin karşısındaki kısma aslan maskesi yazıp uyumaya gitmişti. Aslında aslan maskesini hiç istemiyordu Yozo. Hatta kitabı daha çok istiyordu. Ancak babasının ona aslan maskesini almayı çok istediğini farkedince onun keyfini yerine getirmek için gece yarısı misafir odasına girme heyecanını yaşamıştı. Yozo, zengin bir ailede doğmuş olmaktan ziyade insanların başarılı dedikleri durum sayesinde saygı görmek üzereydi.Çocukluğundan beri zayıftı. Bir-iki ay okula gitmediği zamanlarda bile dönem sonu sınavlarında herkesten çok daha başarılı oluyordu. Yozo, öğretmenler dahil herkesi güldürmeyi çok iyi beceriyordu. Ancak Yozo,özünde fırlama gibi bir şeyle taban tabana zıttı. Ve saygı duyulmak kavramı onu çileden çıkarıyordu. İnsanları şikayet etmek, bu yola asla güvenmiyordum. İşte her zamanki gibi gerçek olan hiçbir şeyi söylemeden saklanmak ve şaklabanlığı sürdürmekten başka yol olmadığı hissini taşıyordum. Ancak insanların birbirlerini kandırmakta olduklarının örneklerine özel bir ilgim yok. Bende sabahtan akşama kadar şaklabanlıklarımla insanları kandırıyordum. Yaşayabilme konusunda kendisine güvenen insanları anlayamıyorum. İnsanlar bana bunun özünü öğretmemişti. Eğer bunu anlayabilmiş olsaydım insanlardan bu ölçüde korkmama ve var gücümle hizmet etmeme gerek kalmazdı. Şaklabanlığı o günlerde iyice kişiliğinin bir parçası haline gelmişti. Okulda popüler bir çocuktu Yozo. İnsanları kandırırken eskiden olduğu kadar sıkıntı çekmediği şeklinde açıklanabilir. Benim insan korkum eskisinden ne daha güçlü ne de daha zayıf olarak olanca şiddetiyle göğsümün içinde kıvranıyordu. Rol yeteneği iyice gelişmiş ve sınıftakileri kahkahaya boğuyordu âdeta. Artık kendi özümü tamamen başardığıma inanırken akıl almaz bir şekilde sırtında vuruldu. Takeiçi adında sınıfında bulunan sessiz bir öğrenci bir gün beden dersinde yine insanları güldürdüğü bir anda sakince yanına gelerek yozo'ya "mahsus yapıyorsun"dedi. O kadar insan içinde takeiki'nin çakacağı aklıma bile gelmemişti. Sonraki günlerde Yozo'nun içinde sadece tedirginlik ve korku vardı. Yozo şaklabanlıklarına devam etse de bazen takeiki'nin farkında olduğu aklına geliyor ve etrafına aval aval bakıyordu.Takeiçi'ye şaklabanlıklarının mahsus olmadığını bununla birlikte sırrını ifşa edecekmiş korkusu ile yaşamamak için yozo onunla eşsiz bir dost olmak istiyordu. Yozo,yaz başlangıcında bir gün okul çıkışı yağmur başlamış ve tüm öğrenciler çıkıp çıkmamak konusunda endişeliyken Takeiçi'yi evlerine götürmeyi başarmıştı. Yozo'nun anneliği ellisini geçmişti. Yozo'nun yaşadığı evde uzun boylu, otuzunu geçmiş, bir defa evlenip eve geri dönmüş ablasının adını evdekiler gibi Yozo'da onu Anesa diye çağırıyordu. Ve kız üniversitesinden yeni mezun olmuş, büyük ablasına benzemeyen, kısa boylu, toparlak yüzlü diğer abla(sevkan)olmak üzere üç kişiden oluşuyordu. Gelirleri babalarının bıraktığı beş altı evden gelen kiralardı. Yozo, takeiki'nin yağmurdan dolayı ağrımakta olan kulağına baktığında iltihap aktığını görünce hemen kulağını temizlemeye koyulduğu sırada hala anlamamış olacak ki ona iltifat etmiş ve Yozo buna herhangi bir yanıt vermeyerek yüzü kızarmıştı. Hoşlanılmak sözcüğü de hatta sevilmek sözcüğü de bana hiç uygun değildi. Etkilenilmek sözcüğü benim durumuma çok daha uyuyordu sanki. Orta okul yıllarımda bana bakan ailemin, özellikle ablalarımda boş zaman bulduklarında Yozo'nun ikinci katta bulunan odasına bir anda gider ve onun sıçrayıp korkmasına neden olurlardı. Onlara hemen komik bir öykü anlatmaya başlardı Yozo. Ablası sevkan her zaman emir tonuyla konuşurdu. Ablaları zaman zaman arkadaşlarını Yozo'nun yanına getiriyor şaklabanlıklarıyla onları güldürmesini istiyorlardı. Böylece onun yanına gelenlerin hepsi kızlardan oluşuyordu.Ancak bu takeiçi'nin dediği hoşlanılmak, sevilmek değildi. Güzel olduğunu düşündüğüm şeyleri olduğu gibi ifade etmenin, tadının ve korkusunun güç şeyler olduğunu düşünmüştüm. Resim derslerinde kendi iç dünyasının karanlık yanlarına vurgu yaptığı bu içten çizimlerinde çok açık bir şekilde görünen bu asıl yönünü saklamak ve yine insanların Yozo'nun bir şaklabanlık yönünün bir parçası olarak düşünmelerine de fırsak vermemek için onları kimseye göstermiyor ve yenisini yapıyordu. Ama bunları sadece ilk başta yaptığı gibi Takeiçi ile paylaşıyordu. Takeiçi'nin sen çok iyi bir ressam olacaksın sözleri(kehanetkeri) üzerine Yozo Tokyo'ya gitti. Aslında güzel sanatlar lisesine yazılmak isteyen Yozo'yu babası önceden onu bir yüksek okula yerleştirmişti bile. Sonrada  Yozo'nun bürokrat olmasını istiyordu. Bana bunu söylediğinde boşboş baktım. Ancak itaat ettim. Beşinci sınıfı tokyo da okumak için gittiğimde yurt hayatına adım atmıştı Yozo. Fakat çok sürmeden doktordan solunum yetmezliği adında bir rapor ile yurttan ayrıldı ve babasının yaşadığı eve taşındı. Babası sık sık toplantılara katılması hasebiyle eve çok nadir geliyor ve bu sebeple Yozo evde ihtiyar çift ile üç kişi yaşıyorlardı. Okulu astığı zamanlar Batı tarzı resim çalışmaları yaptığı da oluyordu. Her ne kadar ilk geldiğinde sabahları okula gidip gün içinde kitap okuyup, resim çizmekten başka bir şey yapamamış olsa da sergilere katılıp yeni çizimler görme arzusu Yozo'nun okulu asmasına neden oluyordu. Yozo okul sevgisi denen şeyi anlayamadan bitti.Yozo resim atölyesindeki"Horikima Sao" adında bir öğrenci Tokyo'nun ara mahalleleinde büyümüş, Yozo'dan altı yaş büyüktü. Özel bir güzel sanatlar okulundan mezun olmuş. Bir atölyesi olmadığı için bu atölyeye geliyordu. Horikima hafif esmer düzgün hatlı yüzüyle resim öğrencisi olarak nadir rastlanan muntazaman takım elbise giyiyordu. Yozo güzel sanatlara girmek istediğini söylediğinde onun bir önemi yok, öğretmenimiz doğa diye karşılık verdi. Resmide çok iyi değil diye düşündü Yozo. Ama eğlenmeye gelince iyi biriydi. Şeklen farklı olsakta bu dünyadaki insanların yaşayışlarına tamamen farklı ve arayış içinde olmak noktasında gerçekten aynı türdendik diye de düşünmeden edemedi Yozo. Uzun bir aradan sonra bir şehir serserisi ile tanışmıştı. Onun şaklabanlıklarının trajik bir şekilde farkında olmadan yapması farklı olduğumuz bir yandı. Çünkü Yozo farkında olarak yapıyordu her ne yapıyorsa. Yozo bir türlü Tokyo'da tek başına dolaşamaz. Gün boyu evin içinde dolanır dururdu. Ayrıca Horikima ile dostluk kurmasının güzel bir yanı da, Horikima'nın karşısındakinin düşüncelerini tamamen görmezden gelerek, coşkusunun kaynamasına uyarak birlikte gezerken rahatsız edici bir sessizliğin içine gömülme tehlikesinin hiç olmamasıydı. Sakuragi semtinde kapı komşumuz generalin yirmi yaşındaki kızı her sabah okula gideceğim saatlerde hiç bir işi olamamasına rağmen hafif makyajlı haliyle kapılarının önünde dolanırdı. Kafeterya da bir kız ona mektup yazmıştı bile. Yozo içkinin, sigaranın, fahişelerin dünyasını yakından tanımıştı.Yozo, Horikima ile Komünis grup toplantılarına (ares adında bir grubun konuşmalarına) katılıyordu. Şaklabanlıkları sebebiyle toplantıların olmazsa olmaz kişisi haline gelmişti Yozo. Tokyo'nun Sakuragi semtindeki evlerini babasının satacağını kahyadan öğrenen Yozo bir pansiyonda kalmayı düşünmüştü. Altı üstü bir lise öğrencisi olacak benim için bu konağı çalıştırmak gereksiz geliyordu ne de olsa. Yozo artık pansiyonda tek başına başının çaresine bakmaya çalışıyordu. Babasının gönderdiği para iki üç gün içinde bitiyordu. Babası,abisi ve ablasına sürekli telgraflar çekiyor, mektup yazıyordu. O mektupların içeriği de tamamıyla şaklabanlık içeriyordu. Yozo sürekli okulu asmasına rağmen sınavlarda verdiği cevaplar olumlu sonuç veriyordu. Ama okula eskisi gibi gitmeyi sürdürmüyordu. Yozo pansiyonda kalıyor, bir sürü insanla beraber takılıyordu. Artık şehri tek başına, Horikima olmadan gezebilecek kadar ilk günlerin acemiliğini üzerinden silkelemiş şekilde kavramıştı. Yozo, tsuneko adında bir kadını sevmişti. Beş parasızdı ama onu düşünmeden edemiyor, sürekli sağda solda boş boş dolaşmaktan başka bir şey yaptığı yoktu. Bir ölme girişiminden sonra Tsuneko ölmüş ve Yozo hayatta kalmıştı. Henüz lise öğrencisiydi Yozo. Öte yandan babasının da hala bir haber değeri olacak ki gazetelerde adı geçti. Sahile yakın bir hastaneye yatırdıkları Yozo'nun başına ilgilenmek için akrabaları gelmişti. Memlekette ailesi çok sinirlenmiş ve babası evlatlıktan reddedeceğini belitmişti. Yozo ise bu sırada fukara görüntüsü ile ölmüş olan tsuneko'yu düşünüyor ve ona çok acıyordu. Onu diğer hepsinden çok sevmişti yozo. Soruşturmaya alındığında ortaokulda arkadaşıtakeiçi' nin mahsus yapıyorsun değilmi diye onun yapmacık hareketlerini anlayan bakışlarında yaşamış olduğu duyguyu komiserin Yozo öksürüpte mendili  kana bulandığında "öksürüyorsun haaa" diye karşılık vermesi o zaman ki acıyı hatırlattı yozo'ya. Takeiçi'nin kehanetelerinden biri tuttu. Kadınların benden hoşalanacağına dair pek onurlu olmayan kehaneti tutmuştu. Ama büyük bir ressam olacağıma dair kutlu kehaneti tutmamıştı. Yozo liseden atılmış ve babasının Tokyo'dan taşınırken evde çalışmakta olan yakından tanıdığı birinin evinde kalmaya başladı. Memleketten düzenli bir miktar para yozo'ya değilde bu adama(dil balığı diyordu babası ona) gizliden gizliye gönderiliyordu. Üstelik bunu memleketteki ağabeyleri babalarından gizli bir şekilde gönderiyordu. Ve bununla beraber memleketi ile olan tüm bağı kopmuştu. Yozo'ya söylediği tek şey "çıkmamanız gerekiyor, evden çıkmayın" şeklindeydi. Dil balığı Yozo'nun intihar etmen riskinin olmasından korkuyordu. Yani kadının peşimden gitmek için denize atlama riskimin olacağından endişeleniyordu. Şibuta(dil balığı gözlü)'nın oğlu için de acınası görünüyordu Yozo.Ona vaaz veriyor ama Yozo sözlü tartışmaya girmek istemediğinden onu çok iyi bir şekilde dinleyip onaylıyordu. Bu çocuk şibuta' nın dükkanında o olmadığı zamanlar çalışıyor, zaman zaman Yozo'nun yanına geliyor ve boş zamanlarında çocuklarla dışarıda beyzbol oynardı.Şibuta'nın gayri meşru çocuğuydu bu çocuk. Bu sebepten bekar kalmayı tercih etmiş olsa gerek. Ve babası olduğundan bir haberdi. Dil balığı(şibuta) ve (gayri meşru oğlu) delikanlı hep yalnız başlarına yer ve yozo'ya yemeğini getirirlerdi.Dil balığı yani ev sahibi yozo'ya yardım etmeye çalışıyor gibi görünsede açık kapı bırakmıyor bir türlü net konuşmuyordu. Halbuki ki memleketten onun için daha fazla para göndermeleri için okumayı seçebileceğini söylese Yozo belkide bir çıkış yolu bulup kararını verebilecekti. Ama Yozo daha çok mahcup oluyor ve bir türlü ne istediği konusunda  karar veremiyordu. Yozo cesaretini toplayarak ressam olmak istediğini söylediğinde ciddiye alınmadı ve ikinci kata çıkmaya karar verdi. Bir not bırakarak arkadaşı Horikima'nın yanına gitmeye karar verdi Yozo. Bu dünyada tutunabileceğim tek dalın Horikima olduğunu düşündükçe sırtı buz kesmiş hissine kapıldı. Yozo arkadaşında kaldığı süre zarfında, Horikima'nın iş yerinden arkadaşı olan"Şizuko" adındaki bayanla tanışır ve bağını koparmakta zorlanır. Memleketinden bağını tamamen koparan Yozo, Horikima, dil balığı ve şizuko ile mutlu bir yaşama atılmıştı. Şizuko'nun sayesinde Yozo'nun karikatürleri satılır hale gelmiş ve o parayla içki ve sigarasını alabilir hale gelmişti. Şizuko'nun beş yaşındaki kızı" Şikego"(babası ölmüş) o zamanlar yozo'yu baba diye çağırıyordu. Şizuko eşinin ölümünden sonra yalnızdı. Yozo Şizuko'nun evinde kızı şikego ile kalıyordu. Zaman zaman horikima onu ziyaret ediyordu. Ve bu evde karikatür çizimleri yapıyordu Yozo. Bir yıl kadar burada kalsada her gün içmek için Şizuko'nun kıyafetlerini satıp içki içmeye giden Yozo bir eve döndüğünde Şizuko'nun ve kızı şikego 'nun mutluluğunu görüp oradan usulca ayrıldı ve o binaya bir daha hiç adım atmadı. Bundan böyle Yozo daha önce tanıştığı bar sahibesi kızın yanına gitmiş ve barın üst katında kalmaya başlamıştı. Herkes o kadar benimsemiştiki Yozo diye çağırıyorlardı. O sıralarda yozo'ya içkiyi bırakmasını söyleyen bir kız vardı. Barın karşısındaki küçük tütün dükkanının on yedi on sekiz yaşlarındaki kızı "yoşiko". Yoşiko ve Yozo evlendiler. Horikima ile Yozo sürekli birbirlerini eleştiriyor, küçümsüyorlardı. Yozo, Yoşiko ile mutlu bir hayat yaşarken ansızın karşısına horikima çıkmış ve Yozo allak bullak olmuştu. O günden sonra horikima ve yozo eski dostluklarını tazelemiş oldular. Horikima ve Yozo beraber içki içerek bol bol eğlenceli zamanlar geçirdiler. Yozo evlerinin terasında Horikima ile eğlendiği sırada ne olduysa o sırada oldu. Haşlanmış fasulyeleri yoşiko'dan almak için aşağı kata inen Horikima şaşkınlıklar içinde yoşiko ve Yozo'nun karikatür çizimlerini gazetelerde bastıran tüccar adamla gördü. Yozo sinir, öfke değil de korku hissetmişti yalnızca. Artık hiçkimseye güvenemeyeceğini o dakikadan sonra daha da iyi anlamıştı. Her şeyden endilelenir hale gelmişti. Horikima çok durmayıp gittikten sonra terasta sesli sesli ağlayan Yozo'nun yanında bir süre sonra yoşiko elinde fasulyelerle geldi. Dalgın dalgın ona bakıyordu.Yoşikonun kirletilmesinden ziyade güveninin yitirilmesi yaşamını güçleştirecek ölçüde sıkıntılı bir durum olmaya başladı. Yoşiko resmi bir dil kullanmaya başlamıştı. Yoşiko tıfıl tüccara güvenin sonucunda aslında hiç bir sevgi bağı olmadan kullanılmıştı. Yozo bir gecede saçları ağarmış, endişe içinde ne yapacağını bilemez haldeydi. Aslında yoşiko gibi bir çok kadın bu şekilde tecavüze uğradığı oluyordu. Ama Yoşikonun saf yüreğini düşündükçe Yozo üzülmekten kendini alamıyordu. Aceba güven dolu, saf bir yürek suçmudur. Yozo, kendini içkiye vermiş ve artık sabahtan başlıyordu içmeye. Yozo için kuşkular kuşkuları doğuruyordu. Şoku(pirinç içkisi) içmek için karikatür çizimlerini bırakmış başka çizimlere yönelmişti. Yozo bir gece şekerli su içmek için mutfağa yöneldiğinde intihar hapını yutmuş ve yatmış ve üç gün uyanamamış. Dil balığı ve barın sahibesi başına geldiğinde yoşiko'dan ayrılmasını sağlamalarını istiyor sarhoşluğuyla. Artık yoşiko, Yozo'nun söylediklerine tepkisiz davranıyordu. Günler böyle geçip gitti. Yozo içkiyi bırakmak için bir süre çok direndi. Onun yerine eczaneden şırınga ile ilaç alıyordu. Yozo artık bağımlı hale gelmişti. Üstelik ilaç borcu da birikmiş,çizimlerinden gelen para yetmez olmuştu. En son çare memleketteki babasına bir mektup yazdı. Dil balığı ve Horikima sanki intihar girişimimin kokusunu almışçasına bir anda yanına geldi.Kan kusmuşsun haa diye sıcak kanlı bir konuşmayla lafa girdi Horikima.Dil balığı, Horikima ve Yoşiko ile hastaneye gittiler. Yozo, akıl hastanesine kapatılmıştı. Kadının olmadığı yere gitmek istiyorum şeklindeki sayıklamaları gerçek olmuştu.Koğuşta sadece erkekler vardı. İnsanlığımı yitirdim. Artık ben asla bir insan değilim dedi Yozo. Babası kısa süre önce ülserden öğrendiğini öğrenen Yozo, dil balığı ve memleketten gelen abisinin onu almaya geldiğini öğrendi. Memlekete dönüp orada rehabilitasyon almayı kabul etti Yozo. Yozo,memlekete döndüğünde "Tetsu" adında bir hizmetçi ile üç yıl yıkık dökük bir evde kaldı.Tetsu tarafından tacize uğruyor, karı koca kavgası gibi birbirlerine girdikleri zamanlar oluyordu. Kan kusmaya başladığında tetsu'yu gönderip 'karmotin' alması için gönderdiğinde her zamanki paketinden farklı bir pakette getirmişti.Şüphelerinin üzerine dönüp baktığında "Henomotin" adlı bir ishal ilacıydı bu içtiği. Uzunca bir süre sonra Yozo, bir semte doğru arkadaşını aramaya çıktığında zamanında tanıştığı barın başındaki sahibe kadınla karşılaştı. Ama o yozo'yu tanıyamadı. Bunun üzerine on yıl öncesinden gerçekleşmiş hatıralar üzerine bir kaç kitap ve resimleri verdiğinde Yozo bunları okudu ve ona teşekkür etti. Bar sahibesi kadın, "ne olduysa onun babası yüzünden oldu" dedi. Son olarak kadın şunları söyledi;*Bizim bildiğimiz Yozo çok saf düşünceli. Eğer içki içmezse, hayır hayır içsede melek gibi bir çocuktu.* SON
Duygu ve Düşünce
İnsanlığımı YitirirkenOsamu Dazai · İthaki Yayınları · 202560,3bin okunma
·
468 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.