·140 syf.··Beğendi
···Okunma: 17 Aralık 2017 00:00 Klasiklerden olan bu 'kült' kitabı anlayabilmek için öncelikle Dostoyevski'nin hayatına bir göz atmalısınız. Daha sonra sessiz bir ortamda, tüm dikkatinizle, kitaptaki isimsiz antikahramanın yani yeraltı adamının dünyasına usulca girmelisiniz. Yine de onun dünyasını anlamak mümkün olur mu? Buna okuduktan sonra siz karar verin.. .
Hayata küskünlüğünden, insanlara olan güvensizliğinden, yaşamın tekinsizliğinden dolayı ve belki de en çok kendiyle yüzleşmek için belli bir dönemden sonra 'Yeraltı' adını verdiği dünyasına çekiliyor antikahraman. .
Kitap,iki bölümden oluşuyor.
1.bölüm olan 'Yeraltı' kısmında, ironik bir mizahla, cevap beklemeden ardı ardına sorduğu sorularla ve bir türlü düşmekten kurtulamadığı çelişkileriyle aslında kendini anlatmaya çalışıyor bize yeraltı adamı...
↪ "Tamamıyla ciddi olarak söyleyeyim ki, böcek olmayı çoğu zaman arzuladım.Yazık ki buna bile layık olamadım..." (syf.7) .
yine bu bölümde; umutsuzluğun en yakıcı zevk olduğundan, diş ağrısının da kendine göre bir zevki olduğundan,can sıkıntısından zorla bir defasında aşık bile olduğundan, başlamayı da bitirmeyi de bilmediği için kendini akıllı saydığından, medeniyetin hiçbir halta yaramadığından, ıstırabın da saadet kadar faydalı olduğundan ,bilinçli tembellikten, ona önem vermeyenlere 'nasılsa yeraltım var' diyerek asıl kendinin onları önemsemediğinden, hatırladıkça kendisini ezen bir anısını yazarak onu def edeceğine inandığı için de 2.bölüm olan "Sulusepkene" dair kısmı kaleme alır... .
Dostoyevski'nin beyinlere adeta jimnastik yaptırdığı bu eseri insan, hayatında en azından bir defa okumalı diyerek kitaba dair düşüncelerimi nihayet sonlandırıyorum