Gönderi

8/10
·155 syf.··
Beğendi
·
2024 127. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 18 Aralık 2024 10:10
Coetzee ile mükemmel bir tanışma oldu. Güney Afrika kökenli yazarımız tahmin edeceğiniz üzere ırkçılık, sömürgecilik sularında geziyor. Değişik bir tarza imza atıp Daniel Defo’nun Robinson Cruso’una dair farklı bir bakış açısı geliştiriyor. Bir gemi batıyor ve bir kadın yolcu, Susan, Robinson Cruso ve kölesi Cuma’nın yaşadığı adada gözlerini açıyor ve biz Susan’ın gözünden adada olan bitene tanıklık etmeye başlıyoruz. Bu hikayeyi kafamda daha anlamlı kılan şey haftalar önce dinlediğim Serdar Kuzuoğluna ait bir podcastti. Kuzuoğlu o podcast’inde Robinson Cruso’un hikayesine farklı bir yorum getiriyordu. Bir ingiliz bir adaya düşüyor. O adanın kime ait olduğunu sorgulamadan oranın sahibi gibi davranıp kendine bir yaşam kuruyor. Bulduğu siyahi bir insanı kölesi yapıyor ve adının ne olduğunu merak bile etmeden ona kendi istediği bir ismi koyuyor. Uzun lafın kısası Daniel Defoe’nun bu eseri bir nevi sömürgecilik sisteminin bir portresiymiş aslında. Eserin kendisini hiç okumasam da hikayeyi ilkokuldaki türkçe derslerinden biliyorum. İtiraf etmeliyim ki bir başarı ve hayata tutunma öyküsü olarak irdelediğimiz bu esere hiç bu gözle bakmamıştım. Fakat bu yorum çok da mantıksız gelmedi. Çünkü 18., 19. Yy. dünya edebiyatı Amerika’daki siyahilerin köleliğini, coğrafi keşifler sonrası yerlilerin katlini ve hayatta kalanların alt soylarının ötekileştirilmesini normal gören edebi eserlerle doludur, Toni Morrison’un Ötekilerin Kökeni’nde de değindiği gibi. Her neyse konuya dönecek olursak; yazar bu eserde Robinson Cruso’un hikayesine bir alternatif geliştirmiş. Susan’ın akıl yürütmeleri ile Robinson’un adadaki yaşamını bir güzel sorgulatmış okuyucuya. Mesela Robinson kendine bir yatak yaparken niye bir yazı masası kurmayı düşünmemiş? Onca yıl cumaya neden konuşmayı, okuma-yazmayı
DüşmanJ. M. Coetzee · Adam Yayınları · 1990135 okunma
·
87 Gösterim
Yorumlar
Yorum yapabilmeniz için giriş yapmanız gerekmektedir.