Bab-ı Esrar’dan sonra okuduğum 2.Ahmet ÜMİT kitabı. Yazar daha önce yazdığı Bab-ı Esrar’da konu edindiği tasavvuf, islam, Mevlana..vs..gibi kendi dünyasına yabancı öğelerin aksine bu defa kendi dünyasına daha yakın görünen, aşina olduğu istanbul meyhaneleri, roma mitolojisi, rakı-balık, sol siyasi fraksiyonlar gibi hususları romanında arka plan olarak kullanmış. Yine ve yeniden gerçek hayatta kin beslediği kesimleri romanında hal ettirerek güncel sorunlara ciddi anlamda bir sosyal eleştiri getirmiş. Yine kurgu sağlam, hikaye sürükleyici, heyecanı son sayfaya kadar diri tutan bir tempo… ki bunlar Ahmet Ümit’in yeteneği ve kitaplarının alamet-i farikası olabilir. Amma ve lakin benim romanda gözüme çarpan ve kitabı okumaya yeni başlayacaklar için spoiler kategorisine de girmeyecek bir iki hususu belirtmeden geçemem. 1- Roman polisiye olmasına rağmen, büyük bir şehrin en yoğun caddelerinde yapılan takip ve izleme sahnelerinde nedense mobese, kamera kaydı gibi olaya gerçekçilik katacak teknolojik unsurlara yer verilmemiş 2- Hikaye kurgusu tek katmanda ilerliyor, bu da maalesef daha kitabın başlarında katilin kimler olduğu noktasında ipucu veriyor. Öyle abartılı yorumlarda yazıldığı gibi ters köşe falan yok 3- Hikayenin sonunda boşlukta kalan önemli ayrıntılar var (örneğin; evalinga) 4- Hikaye İstanbul’da ve dolayısıyla Türkiye’de geçmesine rağmen sosyolojik gerçekler, medya ve olayın politik sıcaklığı yeterince işlenmemiş. Bir biriyle bağlantılı 7 cinayet var, ortalıkta tık yok. Okurken cinayetler sanki Londra’nın soğuk banliyölerinde işleniyor zannına kapılabilirsiniz. 5- Kitabın ismi… Kesinlikle hatalı seçilmiş. İstanbul Hatırası ismini gören, ilk bakışta kitabın Turizm Bakanlığı tarafından İstanbul’un tarihi turistik yerlerini tanıtmak amacıyla yayınlattığı kültürel kaynak eser olduğunu düşünür. Son tahlilde; okuyanın pişman olmayacağı, ancak, yine de beklentileri evereste çıkarmadan orta sevide tutarak okunabilecek yerli bir polisiye eser diyebiliriz. Herkese keyifli okumalar…