Yazar Oğuzhan Öz iç dünyasında çıktığı yolculukta yaşama dair hissettiği herşeyi #haydut bir taşra hikayesi ile sunmuş okuyucuya. Bir ayna olmak istemiş okuyucusuna. Bir insanda oluşabilecek tüm duyguları aşkı, nefreti, intikamı, karanlığı, ruhsal çalkantıları ve bunların insana olan getirisini göstermek istemiş sayfalar arasında. Bazen gerçeklerin bazen de hayallerin konuştuğu farklı bir yolculuğa hazırsanız kitaptan bahsedeyim.
Cemal daha otuz sekiz yaşında, iri yapılı, uzun boylu, saçları birbirine karışmış, çatık kaşları altında maviyeşil gözleri ile hüznün ve acının yüzüne yansıdığı bir adamdı.
Annesi Süreyya ve babası Alişan mutlu bir hayat kurmak için çıktıkları bu yolculuğun daha ilk yıllarında ölümle ayrılmış Süreyya 3 yaşında ki Cemal'le yapayalnız kalmıştı. Alişan'dan geriye kalan ev dışında tutunacak tek dalları yoktu ama Süreyya oğlunu güzel yetiştirmek için mücadele etmişti Manisa'nın Salihli ilçesinde.
Acılarla başlayan hayat Cemal'i de savurmuş, babasının gittiği yoldan gitmesine sebep olmuştu. Özellikle babasının ölüm nedenini öğrenen Cemal içki ve kumar bakanlığına girmiş, intikam ateşi ile yanmaya başlamıştı. Bu öyle bir yangındı ki defalarca eline silah almasına sebep olup katil olmasına kadar götürmüştü.
Süreyya güçlü ama yalnız kadın çaresizlikler içinde boğulmuş kendini art niyetli insanlardan korumaya çalışırken oğlunu ilk zamanlar korumaya çalışsa da gücü yetmeyince bırakmıştır yakasını.
Cemal babasının intikamını almayı başarabilecek miydi?
Süreyya'yı bu zorlu hayatta neler bekliyordu?
Alişan neden öldürülmüştü?
Hayat herkese eşit değil maalesef. Bazıları düz yolda ilerlerken bazıları dağ taş aşmak zorunda kalıyor. Kendi halinde bir ailenin yıkılışına ve bir gencin hem ruhsal hem çevresel etkenlerle savruluşunu yok oluşunu okuyoruz sayfalarda.
Kitapla ve sevgiyle kalın... Haydut