Gönderi

7/10
·176 syf.··
2024 14. kitabı
Falih Rıfkı Atay’ın romandan ziyade kendi yaşamını konu aldığı anı kitabı olan ve ileride kurulacak Cumhuriyetimizin ne tür bir zorluklardan geçtiğini anlatmaktadır. Osmanlı Devleti’nin son dönemlerinde Kudüs yakınlarındaki ‘Zeytindağı’ olarak bilinen bir dağın tepesinde Cemal Paşa’nın kumanda ettiği 4. Karargahına yedek subay vazifesi ile gitmesiyle başlamaktadır. Bu kitabın önemli olmasının nedeni Talat Paşa’nın özel kalem memurluğunu yapması, Cemal Paşa’nın 4 yıl boyunca emir subaylığını yapması ve bu zaman diliminde Enver Paşa ile tanışması ve sonrası Mustafa Kemal Atatürk ile çalışmasıdır. İmparatorluğun son dönemlerini ve Cumhuriyetimizin kurulmasında etkisi olan paşalar ile birlikte yaşaması, başkalarından değil duyduklarını gördüklerini birinci ağızdan anlatması bakımından önemli bir kitaptır. Bu önemli şahısların hal ve tavırlarıyla İttihat ve Terakki Cemiyeti hakkında da bilgiler vermektedir. Ayrıca İttihat ve Terakki partisindeki insanların Cemal Paşa’nın adamı, Enver Paşa’nın adamı, Talat Paşa’nın adamı diye adamcılık damgalamaları bu paşaların birbirlerini siyasi rakip olarak görmeleri, bazı konularda anlaşmazlıkları ve şahsi çıkarlarını görebilmek mümkündür. Bu kitapta yazarın savaşın seyrini değiştiren ilginç bir tespitinden bahsetmek isterim. Koskoca imparatorluğu yönetmeye aday 3 paşaların savaşa bakış açısı çok enteresandır. Cemal Paşa’nın Fransızlara, Enver Paşa’nın Almanlara olan yakınlığının nedeni onların dillerini bilmesidir. Ayrıca Cemal Paşa’nın Suriye’yi Konya yapma sevdasından bahsedilmiştir. Savaş sonrası İstanbul’a dönüşte Cemal Paşa’nın Anadolu’nun fakir topraklarına bakarak; ‘keşke buralarda vazife almış olsaydım, kalırsam Anadolu’da vazife almayı talep edeceğim.’ diyerek pişmanlığından bahsetmiştir. Osmanlı İmparatorluğu’nun bu coğrafyaları hakimiyet altına almasına rağmen Kudüs’te yürürken halkın sanki işgalciymiş gibi bizlere bakması, etrafında bulunan bankaların, otellerin, ticaret merkezlerinin büyük çoğunluğu Yahudilere aitti. Halkın Türkçeyi çok az bilmesi, Osmanlı subayların Arapça öğrenmek zorunda kalması, Türk parasının rağbet görmemesi ilginçtir ki sanki buralar daha önce bize ait değilmiş hissi vermektedir. Bunun nedeni kitabında özetlediği ‘Bu kıtaları ne sömürgeleştirmiş ne de vatanlaştırmıştık’ sözüyle Osmanlı’nın bu bölgelerdeki toprakların hiçbirisinin kültürlerini, dillerini, ticaretlerini egemen altına alamayarak empoze edemediği aşikardır. Çünkü Osmanlı buralarda sadece ücretsiz tarla ve sokak bekçisiydi. Ayrıca bu kitapta Arapların hayatlarını, bu coğrafyalarda yaşayan Hristiyanları, farklı mezhepleri, Anadolu’dan getirilen isimsiz ve mezarsız Türk askerlerini anlatmaktadır. Arap yerliler için iki şey önemlidir. Birincisi din, ikincisi paradır. Kendi menfaatlerini düşünerek İngilizlerle nasıl işbirliği yaptıklarını acı dolu bir şekilde anlatılmaktadır. Üzerinde defalarca düşündürten ve insanın içini hüzünlendiren, bir boşluk oluşturup iç sızlatan bir kitaptır. Anadolu’nun bağrından kopmuş Türk evlatlarının yaşadıkları acı dolu günleri, trenlere doldurulup Arap çöllerinde, kızgın kumlarda verilen kahramanca mücadeleleri sanki hiç yaşanmamışçasına unutulmuş gitmiştir. Halbuki o Arap çöllerinde canlarını veren Osman, Ahmed ve nice isimsiz Türk evlatlarıdır. Son olarak kitabı daha iyi anlayabilmek için defalarca okunması gerekmektedir. Çünkü yazar kitabından bahsettikleri bazı şahısları sanki hepimiz tanıyormuşçasına bahsetmesi bizi araştırmaya sevk etmektedir.
1000Kitap
ZeytindağıFalih Rıfkı Atay · Pozitif Yayınları · 202414,8bin okunma
·
38 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.