Ana karakterin sosyolojik normlara karşı yabancılaşmasını yazar o kadar güzel işlemiş ki, epey sinirlendim okurken. Karakterin dünya düzeninden soyutlaşmış zihni ve duyguları, beni de karaktere karşı uzaklaştırdı. Daha az önce bitirmiş olmama rağmen adını hatırlamıyor oluşum bu sebepledir, umarsızlık geliştirdim. Genel akışı pek beğenmesem de son kısmı epey beğendim. Özellikle peder ile konuşması, kendi içerisindeki son çatışması karakterin en ilgi çekici anı idi. Bir İdam Mahkûmunun Son Günü kitabında gördüğümüz idam yasasını sorgulamak durumu burada da oldukça net. Kişinin idamına karar veren kimseler için “Herkes gibi çamaşır değiştiren insanlar” tanımı oldukça hoşuma gitti. Tanrıya inancı olmayan karakterimiz aslında burada biraz Tanrı sorgusu yapmıyor muydu?
İdam kararına karşı tepkisi ve buna sebep olanın kendi eylemleri olduğunu bilmesinin, sosyolojik normlara kayıtsızlığının bir getirisi olduğunu hissettim. Yine de bu kayıtsızlık hâlinde bir beis var idi. Papaz ile olan konuşması bunu gösteriyor. Nitekim bayılarak okudum denemez ama kitaba saygı duydum. Artık açıkça bu tür kitapları okumayı sevmiyorum, beni sinirlendiriyor ve çok daha fazla düşünmeye itiyorlar. Böyle zamanlarda, “keşke fantastik kurgu okuyaydım!..” derken buluyorum kendimi, artık gerçekten bu düşünceler silsilesinin beni yorduğunu hissediyorum.