3/10
·112 syf.··
2024 3. kitabı
Albert Camus Kimdir? Doğum: 1913 Ölüm: 1960 (trafik kazası) 47 yaşında Fransız yazar 7 Kasım 1913’te Cezayir’de, Fransız sömürgesi olan bir bölgede doğdu. Babası I. Dünya Savaşı’nda öldü ve annesi tarafından yoksulluk içinde büyütüldü. Ancak Camus, daha bağımsız bir hayat sürebilmek için evinden ayrıldı. 1923'te liseye, ardından da Cezayir Üniversitesi'ne kabul edildi. Üniversite eğitimi sırasında sağlığı bozuldu ve 1930'da vereme yakalandı. Camus, felsefe eğitimini ancak 1936'da tamamlayabildi. 1934'te Fransız Komünist Partisi'ne katıldı. Ancak üç yıl sonra partiden atıldı. 1935'te "İşçinin Tiyatrosu"nu kurdu. Fakat bu tiyatro 1939'da kapandı. Edebiyat kariyeri Camus II. Dünya Savaşı sırasında Nazi Almanyası'na karşı oldu Fransız Direnişi'ne katıldı ve bu direnişin bir parçası olarak "Combat" adında bir gazete yayımlamaya başladı. 1943'te gazetenin editörü oldu; fakat 1947'de "Combat" ticari bir gazete olunca buradan ayrıldı. Jean-Paul Sartre ile tanışması burada gerçekleşti. 1957’de Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazandı. Romanları * Yabancı (1942)/yaş 29 * Veba (1947) / yaş 34 * Düşüş (1956) / yaş 43 * Mutlu Ölüm (ölümünden sonra, 1970) * İlk Adam (ölümünden sonra, 1995) Hikâyeleri * Sürgün ve Krallık (1957)/Yaş 44 Deneme * Tersi ve yüzü 1958 * Yaz 1954 * Baş kaldıran insan 1951 Günlük * Yolculuk günlükleri 1978 Oyunları * Asturya'da İsyan (1935 yılında yazıldı) * Caligula (1938'de yazıldı, 1945'te oynandı * Yanlışlık (1943'te yazıldı) * Sıkıyönetim (1948"de yazıldı (İlk kez, 27 Ekim 1948'de oynanmıştır * Adiller (1949 yılında yazıldı) Roman, Cezayir’de yaşayan Fransız bir memur olan Meursault’nun hayatını anlatır. BİRİNCİ BÖLÜM Annesi vefat ediyor: Kahramanımızın annesi bakımevinde vefat ediyor. Annesinin bir bakıcıya ihtiyacı varmış fakat oğlunun aylığı bir bakıcı tutmaya yetmediğinden dolayı annesi bakım evinde kalıyormuş. Bakım evinde kendisi gibi olanlarla arkadaş olmuş. Arkadaşlarından biri olan Mösyö Perez’le daha samimiymiş. Bakımevindekilerin cenazeye katılmasına müsaade edilmiyormuş. Ancak Cenaze bakım evindeyken tabutun başında beklemelerini izin veriliyormuş. Cenazede, müdür, kahramanımız, nöbetçi hasta bakıcı ve Mösyö Perez varmış. Ve defin gerçekleştirilmiş. “Annem ölmüştü ama kabahat bende değildi!” Meursault(Mersu) annesinin ölümü üzerine cenaze törenine katılır. Ancak yas tutmaz, ağlamaz ve bu durum çevresindeki insanlar tarafından garip karşılanır. Ve daha sonra da Günlük hayatına aynı sıradanlıkla devam eder. Üçüncü kısımda Konşimentodan, bürolarının denize baktığında ve limandan bahsediyor. Deniz ticareti ile ilgili bir şirkette çalıştığını anlıyoruz. Kaldığı ev apartman tarzı bir ev İhtiyar Salomon’dan ve köpeğinden bahsediyor Ve diğer komşusu Raymond onu evde yemeğe çağırıyor ve ona bir mektup yazdırıyor. Mersu kız arkadaşıyla evinde yemek yerken Komşusu Raymond’un, evinde bir kadınla kavga ettiğini ve onu dövdüünü duyuyor. Polis geliyor. Diğer komşusu Salomon köpeğini kaybediyor. Patronu Mersu’yu çağırıyor Paris’te büro açmak istediğini ve oraya gidip gitmek istemediğini soruyor Bizim adam benim için fark etmez diyor. Patron, hayatında bir değişiklik yapmasının ilgisini çekip çekmediğini soruyor O da, insanın hiçbir zaman hayatını değiştiremediği, her hayatın birbirine benzediğini, buradaki hayatından şikayetçi olmadığını söylüyor. Mersu patronunu kırmak istemiyor ama yaşantısını değiştirmek için de bir sebep görmüyor. Çünkü kendini mutsuz görmüyor. Akşam kız arkadaşım Maria (Mari) geliyor ve kendisiyle evlenmek isteyip istemediğini soruyor. Bizim adam her zamanki gibi kendisi için fark etmediğini, eğer o istiyorsa evlenebileceğini söylüyor. Marie Onu sevip sevmediğini soruyor. Bizim adam bunun bir anlamı olmadığını ama elbette onu sevmediğini söylüyor. Öyleyse niçin evleneceksin dediğinde de. Bunun bir önemi olmadığını, ama o arzu ediyorsa evlenebileceğini söylüyor. Komşusu Salamon’la karşılaşıyor. Köpeğini hayvan Barınağında bulamadığını söylüyor. Meşru, başka bir köpek edinmesini söylüyor. O da köpeğine alıştığını söylüyor. Salaman, karısı ölünce bu köpeği daha çok küçükken almış ve beraber yaşlanmışlar. kaybolan köpeğini çok seviyordu. Salaman köpeği cilt hastalığına tutulunca sabah akşam derisine merhem sürmüş. Ama ona göre köpeğin asıl hastalığı ihtiyarlıkmış. İhtiyarlık da iyileşmez. Sonra Mersu’nun annesinden bahsedip, Zavallı anneniz, Annenizin ölümü size çok dokunmuştur der. Ve ilave eder, mahallede annenizi bakım evine bıraktığınız için sizi çok ayıpladıklarını, ama kendisinin onu tanımadığını, annesini sevdiğini bildiğini söyler. Mersu, annesini bakım evine yatırmanın ona doğal göründüğünü zira ona bakıcı tutacak parasının olmadığını söyler. Ve ilave eder hem zaten çoktandır bana söyleyecek sözü kalmamıştı, tek başına da canı sıkılıyordu der. Salomon şöyle cevap verir, evet, hiç olmazsa insan bakım evinde arkadaş ahbap edinir. İhtiyar vedalaşırken şöyle der, umarım bu gece köpekler havlamaz, çünkü ne zaman havlama sesi duysam, benim köpek havlıyor sanıyorum. Raymond, Mersu ve kız arkadaşım Mari Sahile gidiyorlar. Yolda Raymond’un hasmı Arap’ı görüyorlar. Arap onları takip ediyor. Sahilde kavga ediyorlar. Raymond yaralanıyor. Mersu sahilde yalnız yürürken Raymond’u yaralayan Arap‘ı görüyor Elinde bıçak onun yolunu kesiyor. Mersu da Raymond’un tabancasıyla Arap’ı öldürüyor. İKİNCİ BÖLÜM Mersu tutuklanır. Sorgu yargıcı avukatının olup olmadığını sorar. O da hayır der. Ve ilave eder; “bu gerçekten gerekli mi?” Yargıç neden diye sorar, bizim adam “davasının çok basit olduğu” cevabını verir. Yargıç gülümser siz avukat tutmazsanız da biz size bir avukat tayin ederiz der. Daha sonra tayin edilen avukatı ile görüşür. Avukat bakım evinde ölen annesinden bahseder. Annesinin gömüldüğü gün onun “katı yürekliliğini gösterir şekilde olduğundan bahsettiklerini” dile getirir. Mersu şöyle cevap verir; “annemi elbette çok severdim, ama bu bir şey ifade etmezdik. Sağlıklı bütün insanlar, sevdiklerinin ölümünü az çok arzu etmiştir.” Avukat tam burada telaşla sözünü keser ve ona şöyle der; “bunu ne mahkemede ne de sorgu yargıcının önünde söyleme.” Mersu; annemin ölmemiş olmasını tercih ederdim diye cevap verir. Mersu sorgu yargıcı ile beraber. Sorgu yargıcı Mersu’nun Sessiz ve içine kapanık biri olarak gördüklerini dile getirdi Mersu, hiçbir zaman söyleyecek fazla sözüm yok, onun için susarım diye cevap verdi. Mersu’ta göre olay basitti. Bütün ayrıntıları anlattı. Yargıç, anneni sever miydin diye sordu. Mersu cevap verdi, evet herkes gibi. Yargıç eline bir haç aldı ve bu nedir dedi. Biliyorum tabi dedi mersu. Yargıç Tanrı’ya inanıyor musun diye sordu. Mersu hayır diye cevap verdi. yargıç Tanrı’ya inanıyorsun ve kendini ona emanet edeceksin değil mi dedi Mersu bir kere daha hayır dedi. Yargıç sizin kadar katı ruhlu adam görmedim, karşıma çıkan caniler hep ağlamışlardır dedi. Mersu cani oldukları içindir diyecekti diyemedi. Yargıç pişmanlık duyup duymadığını sordu. Mersu düşündüğü ve şöyle cevap verdi, gerçek bir pişmanlıktan çok biraz sıkıntı duyduğunu söyleyebilirim. Başgardiyan, sizleri bunun için hapse atıyorlar, özgürlük dediğin işte budur. Özgürlüğünüzü elinizden alıyorlar dedi Mersu bunu hiç düşünmemişti doğru dedi “Bir tek gün dışarıda yaşamış olan bir kimse, hiç zahmetsiz 100 sene hapiste kalabilir. Canının sıkılmaması için yeter derecede anıya sahip olmuştur artık.” diye düşündü Mersu. Mersu mahkeme için adliyedeydi. Jandarma heyecanlı mısın diye sordu. Olmadığını söyledi. Hatta bir bakıma, bir dava görecek olmak onun için ilgi çekiciydi. Mahkeme reisi, annesinin neden bakım evine yatırdığını sordu. Mersu hasta bakıcı tutacak ve onu tedavi ettirecek parası olmadığı için diye cevapladı Reis annesini bakımevi yatırmanı ona şahsen dokunup dokunmadığını sordu. Mersu annesinin de kendisinin de birbirlerinden hiçbir beklentilerinin kalmadığını ve her ikisinin de yeni hayatlarına alışmış olduklarını söyledi. Savcı da, oraya Arap’ı öldürmek niyetiyle gidip gitmediğini sordu. Hayır dedi. O halde niçin silah taşıyordu ve neden yine tam o noktaya ikinci bir kez daha geldi diye sordu. Bunun bir tesadüf olduğunu söyledi. Annemin bakım evi müdürü şahitlik için mahkemedeydi. Başkan müdüre onu bakım evine yerleştirdi diye annesinin sitem Edip etmediğini sordu müdür evet sitem ediyordu dedi. Ayrıca şunları ekledi cenaze günü onu çok sakin bulduğunu ve buna şaşırdığını, annesini görmek istemediğini, bir damla bile gözyaşı dökmediğini, mezarının başında bir an bile durmadan hemen gittiğini, annesinin yaşını bile bilmediğini Dile getirdi. Mersu yıllardan beri ilk defa içinde aptalca bir ağlama arzusuuyandığını, çünkü bütün bu insanların ondan nefret ettiklerini hissetmişti. Bakım evinin kapıcısı da annesini görmek istemediğini, sigara içtigini, uyuduğunu ve sütlü kahve içtigini söyledi. Sonra Mari tanık kürsüsüne geldi. Savcı ifadesinden sonra şöyle dedi, “sayın jüri üyeleri, annesinin ölümünün ertesi günü bu adam denize girmiş, bir kadınla gayrimeşru bir ilişkiye başlamış, komik bir film seyrederek gülmüştü size bundan fazla bir şey söyleyecek değilim.” Avukatı, efendim bilmek istediğim şu, müvekkilim annesini gömdüğü için mi, yoksa bir adamı öldürdüğü için mi yargılanmaktadır diye sordu. Savcı kalktı bu iki olay arasında derin, dokunaklı ve esaslı bir ilginin bulunduğunu sezmemek için avukat kadar saf olunması gerektiğini söyledi ve şöyle ekledi evet dedi bu adamı, bir anneyi, bir cani kalbiyle gömmüş olduğu için suçluyorum. Savcı tekrar söz aldı, peki pişmanlık gösterdi mi, ne gezer beyler Sorgu boyunca bu adam işlediği iğrenç eylemden dolayı bir tek defa üzgün görülmemiştir. Dedi Mersu, işlediği eylem yüzünden pek o kadar pişmanlık duymuyordu. O yaptığı herhangi bir şeyden dolayı hiçbir zaman gerçek pişmanlık duymamış olduğunu ona samimi olarak, hatta dostça açıklamaya çalışmak istedi. Her zaman olacak şeyin, bugünün veya yarının etkisi altında olan bir insanım dedi. Savcı jüriye dönerek, sizden bu adamın başını istiyorum dedi. Kararı okumak için Mersu’yu salona aldılar Başkan, Fransız halkı adına genel bir meydanda kafasının kesileceğini söyledi. Bir diyeceği olup olmadığını sordu. Düşündü, hayır dedi. Onu alıp götürdüler O cezaevinin papaz ile görüşmeye üç defadır reddetti. Ona söyleyecek bir şeyin olmadığını, konuşmaya isteğinin de olmadığını, nasıl olsa eninde sonunda onu göreceğini söyledi. Mersu’nun annesi babası ile ilgili bir anektot anlatmıştı. Babası bir gün bir katilin idamını seyretmeye gitmiş. Böyle bir şeyi seyretmeye gitme düşüncesi onu rahatsız ediyormuş. Ama yine de gitmiş ve dönüşte öğleye kadar küsmüş. PAPAZLA DİYALOGLARI İşte, cezaevi papazını görmeyi bir defa daha reddedişim böyle bir âna rastladı. Cezaevi papazım görmeye ihtiyacım yoktu. İşte tam o sırada cezaevi papazı içeriye girdi. Onu görünce hafif bir titreme hissettim. O da bunu fark etti, korkmamam gerektiğini söyledi. Yatağınım üzerine oturdu ve beni de gelip yanma oturtmaya çağırdı, kabul etmedim. Ne var ki halini, tavrını pek yumuşak buluyordum. “Neden sizi ziyaret etmemi istemiyorsunuz?” diye sordu. “Tann’ya inanmıyorum da ondan,” diye cevap verdim. MERSU NEYE YABANCI? 1. Topluma Yabancı: Mersu, toplumun ahlaki ve sosyal normlarına karşı kayıtsız. Örneğin, annesinin ölümüne verdiği tepkide bu kayıtsızlık açıkça görülüyor Cenazede ne ağlıyor ne de toplumun yas tutma beklentilerine uygun davranıyor Ve onun bu tutumu çevresindeki insanlar tarafından yadırganıyor 2. Duygulara ve insan ilişkilerine yabancı: Mersu, duygusal bağlar kurmakta isteksiz ve ilgisiz. Kız arkadaşı Marie ona evlenmek isteyip istemediğini sorduğunda, bunu umursamadığını söylüyor Ona göre, duygular ve bağlılıklar bir anlam ifade etmez; bunlar sadece toplumsal beklentilerin bir parçasıdır. 3. Kendine Yabancı: Hayatının anlamını ve amacını sorgulamadan yaşayan Mersu, çoğu insan gibi kendisini toplumsal ya da kişisel bir kimlikle tanımlamıyor. Kendi varoluşuna bile kayıtsız gibi. Bundan dolayı çoğu zaman bir robot gibi. 4.En kötüsü Tanrı inancına yabancı: Romanın finaline doğru bu durum belirginleşiyor. Mersu, Tanrı fikrine ya da bir metafizik anlam arayışına kayıtsız. O herhangi bir ilahi düzene ya da ahirete inanmıyor. Aslında bu, onun dünyaya ve yaşamın anlamına dair radikal bir şekilde seküler ve “absürd” bakış açısının bir yansıması. ANEKDOTLAR 1. Fakirlikten Nobel Ödülü’ne Camus, Cezayir’de fakir bir ailede doğdu. Babasını I. Dünya Savaşı'nda kaybetti ve annesiyle zor koşullar altında büyüdü. Camus, 1957’de Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazandığında, bu ödülün kendi adına fazla büyük bir onur olduğunu düşündü. Ödül konuşmasında, kendisini hâlâ “hatalar yapan sıradan bir insan” olarak tanımladı ve ödülü, insanlık adına yazmaya devam etme sorumluluğunu taşıyacağı bir görev olarak gördüğünü söyledi. Nobel Ödülü'nü aldığında, kazandığı ödül parasını nasıl harcayacağına dair uzun süre düşündüğü söylenir. Sonunda, Cezayir'deki eski öğretmenine önemli bir miktar para gönderdiği biliniyor, ona olan minnettarlığını göstermek için. 2. Futbol Tutkusu: Gençliğinde başarılı bir kaleciydi ve futbol oynamayı çok severdi. Ancak tüberküloz teşhisi nedeniyle futbol kariyerine devam edemedi. Yine de futbolun, takım ruhu ve adalet duygusunu anlamasında büyük bir rol oynadığını söylerdi. “Ahlak hakkında ne öğrendiysem, futbol sahasında öğrendim.” 3. İsyankar Gazeteci Camus, Cezayir’de gazetecilik yaptı ve burada sosyal adaletsizliklere karşı yazılar yazdı. 1939’da, Cezayir'deki yoksul Müslüman Arap toplulukları için sosyal reformlar talep eden bir dizi makale yayımladı. Bu yazılar, hükümetin baskısına maruz kaldı ve Camus işini kaybetti, ancak bu onu susturamadı. 4. Kurtuluş Savaşçısı II. Dünya Savaşı sırasında Fransız Direniş Hareketi'nde aktif rol aldı ve bu dönemde "Combat" adlı yeraltı gazetesi için yazdı. Burada yayımlanan makaleleri, direnişin moralini yüksek tutmada önemli bir rol oynadı. 5. Sanat ve Tiyatro: Camus, aynı zamanda tiyatroya büyük ilgi duyuyordu. Hem yazarlık hem de yönetmenlik yaptı. 6. Cezayir’e Sadakat: Camus, Cezayir Bağımsızlık Savaşı sırasında Fransa ve Cezayir arasındaki gerilimde zor bir pozisyona düştü. O, her iki tarafın da barışçıl bir çözüm bulmasını savundu, ancak bu yaklaşımı ne Fransızları ne de Cezayirlileri tamamen memnun etti.p 7. Hızlı Araç Sevdası Camus, hızlı arabaları severdi. Ne yazık ki, 1960 yılında arkadaşının kullandığı bir spor arabanın kaza yapması sonucu hayatını kaybetti. İronik olarak, cebinden "Mutlu Ölüm" adlı romanının taslağı çıkmıştı.
YabancıAlbert Camus · Can Yayınları · 2025137,4bin okunma
·
325 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.