Aziz Nesin, asıl adıyla Mehmet Nusret Nesin
İsmini 1934 yılında Türkiye'de resmi soyadı yasası çıktığında değiştirmiştir.
Doğum: 20 Aralık 1915
Ölüm: 6 Temmuz 1995
80 yaşında kalp krizinden vefat etti.
Cenazesi kendi isteğiyle Vakıf bahçesinin bir yerine gömüldü.
..
Kitap 25 hikayeden oluşan bir derleme
….
ANEKTODLAR
1. Bir gün, Aziz Nesin ve dostları bir kahvede otururken, yanlarına gelen bir adam, onun Aziz Nesin olduğunu bilmeden, "Aziz Nesin'in kitapları hiç de komik değil, ben hiç gülmüyorum" der. Aziz Nesin, adamın bu yorumuna gülümseyerek, "Haklısınız, çünkü kitapları yazarken sizi güldürmek için yazmadım. Sizin neden gülmediğinizi anlamak için yazdım." der.
2. Bir gün Aziz Nesin, bir köye ziyarete gitmiş. Köyde onu tanıyan bir çiftçi, Nesin'e dönerek, "Aziz Bey, sizin kitapları okurken çok gülüyoruz, ama bazıları anlamıyor, biz onları nasıl anlamalarını sağlayabiliriz?" diye sormuş. Aziz Nesin gülümseyerek cevap vermiş: "Anlamalarını sağlamak zorunda değilsiniz, gülmek için okumanız yeterli."
3. Bir gün, Aziz Nesin bir okuma etkinliğine davet edilmiş. Etkinlikte dinleyicilerden biri ona, "Aziz Bey, yazılarınızda gerçekten yaşanmış olayları mı anlatıyorsunuz yoksa uyduruyor musunuz?" diye sormuş. Aziz Nesin ise gülerek, "Gerçekten yaşanmış olayları anlatıyorum, ama benim anlattıklarım o kadar inanılmaz ki, insanlar uydurduğumu sanıyor. Sanırım hayatın kendisi mizah dolu." demiş.
4. Bir gün, Aziz Nesin bir konferansta konuşma yaparken, dinleyicilerden biri, "Aziz Bey, siz gerçekten çok başarılı bir yazarsınız ama neden hiçbir zaman politikaya atılmadınız?" diye sormuş. Aziz Nesin, gülümseyerek ve espriyle cevap vermiş: "Eğer politikaya atılsaydım, belki de mizah yazarı olarak bu kadar başarılı olamazdım. Mizah, politikadan daha dürüst bir iş!"
5. Bir gün Aziz Nesin, bir yazısında Türkiye'deki politik durumu eleştirirken, "Bu memlekette sağcılar da solcular da bana düşman" demiş. Bir okuyucu, bu ifadeyi anlamak için Nesin'e mektup yazmış ve "Aziz Bey, bu nasıl olabilir?" diye sormuş. Aziz Nesin de cevabında, "Çünkü ben doğruyu yazıyorum, doğruyu söyleyene her iki taraf da kızar" demiş.
6. Bir imza gününde bir okuyucu, Aziz Nesin’e gelir ve sorar: Efendim, sizin kitaplarınızı çok seviyorum. Ama merak ettim, siz kendi yazdıklarınızı okur musunuz? Aziz Nesin gülerek cevaplar: Okumam, çünkü yazarını tanıyorum, güven vermiyor!
7. Bir konferansta bir öğrenci Aziz Nesin’e sorar: Aziz Bey, sizin kitaplarınız okullarda neden yasaklanıyor? Aziz Nesin düşünmeden yanıt verir: Çünkü benlim kitaplarımda doğrular yazıyor. Okullarda doğrular anlatılırsa kimse sınıfta kalmaz!
8. Bir mahkeme çıkışı hâkim, Aziz Nesin’e hafif bir serzenişle: Yazmasaydınız böyle şeyler, buraya düşmezdiniz. Aziz Nesin: Okusaydınız, ben buraya düşmezdim
AZİZ NESİNİ NERDEN BİLİYORUM
SİVAS MADIMAK OLAYLARI
2 Temmuz 1993'te Sivas'ta
Madımak Oteli'nde 35 kişi yakılarak öldürüldü. O günün akılda kalan karelerinden birisi de İtfaiye merdiveniyle kurtarılmaya çalışılan Aziz Nesin’in, merdivendeki görevli tarafından darp edilip merdivenden itfaiye aracı etrafında toplanan saldırgan kalabalığa doğru itilnesiydi. Başından yaralanan Aziz Nesin'i linç girişiminden araya giren polisler kurtarmıştı.
NESİN VAKFI
Nesin Vakfı, eğitim olanaklarından yoksun çocuklara destek amacıyla 1973 yılında yazar Aziz Nesin tarafından kuruldu. 1982'den beri etkinliklerini yürüten vakıf, kırk dolayında çocuğa İstanbul/Çatalcadaki binasında hizmet vermekte.
YÜZDE 60’IMIZ APTAL
Müjdat Gezen anlatıyor;
Aziz Nesin, İzmir’in Torbalı ilçesinde
mizah söyleşisi yaparken,
biri el kaldırıp “Aziz bey, Nasreddin Hoca’nın torunları olarak akıllı bir milletiz değil mi?”
diye sorar. Aziz Nesin de “Valla yüzde 60’ımız aptalızdır.” diye yanıt verir.
Müjdat Gezen “Neden öyle abartılı bir rakam söyledin?” diye sorunca da Aziz Nesin “% 92 diyecektim ama severim ben bu halkı.” der. % 92’den kastettiği de, 1982 Anayasası’nın % 92 Evet oyuyla kabul edilmesidir.
Bana göre;
Her millette akıllı da vardır, aptal da.
Bunun ırkla bir alakası olduğunu sanmıyorum.
BU KONUDA ANEKTOD
Aziz Nesin, bir gün bir konferansa katılmış. Konferans sırasında, salondaki dinleyicilerden biri ayağa kalkarak, "Aziz Bey, siz hep aptal insanları anlatıyorsunuz. Peki hiç mi akıllı insan görmediniz?" diye sormuş.
Aziz Nesin de gülerek, "Tabii ki gördüm,
ama onlar çok nadir oldukları için onlardan bahsetmiyorum. Hepimizin daha çok karşılaştığı ve tanıdığı insanları anlatıyorum." demiş.
Aslında benzer bir konuyu
değerlendirdiğimiz kitaptaki “biz adam olmayız”adlı
hikayede anlatmış;
Son hapse girişim benim için büyük bir şans oldu, çünkü yıllardır merak ettiğim, biz neden adam olmayızın cevabını cezaevinde öğrendim.
Cezaevindeki elli kişilik siyasi tutuklular koğuşunda yurdumuzun seçkin aydınlarıyla, tanınmış işadamlarımızla, ünlü kişiler, valiler, genel müdürler, düşük milletvekilleri,
ilerigelen politikacılar, yüksek memurlar,
mühendisler, doktorlarla birarada yaşadım. Koğuş arkadaşlarımın çoğu Avrupa’da, Amerika’da okumuş, yabancı ülkeleri gezip dolaşmış, birkaç dil bilen kişilerdi.
Ziyaret günleri hiç de iyi haberler almıyordum; evin kirasını verememişiz, bakkala borçlanmışız, daha bunlar gibi bisürü tatsız
haberler... Ne yapacağımı şaşırmıştım.
Hemen bir roman yazayım da, dedim, belki gazetelerden birine satar, biraz para alırım.
İşte bu kararla kalemi kâğıdı elime aldım,
ranzadaki yatağıma çöktüm. Vakit yitirmek, lafla, boş şeylerle zaman geçirmek istemiyordum. Daha bikaç satır ancak yazabilmiştim, koğuş arkadaşlarımdan seçkin bir aydın geldi, yatağımın ucuna oturdu. İlk sözü,
- Biz adam olmayız, adam olmayız... demek oldu. Ben İsviçre’de okudum. Belçika’da altı yıl çalıştım. İsviçre’deki, Belçika’daki yaşayışını uzun uzun anlattı. İşimden alıkonulduğum için çok canım sıkılıyordu ama ne diyebilirdim!..
Oralarda elinde kitap olmayan insan göremezsiniz. İki dakika boş kalsalar hemen kitaplarını açar, okumaya başlarlar. Otobüste,
tirende, heryerde durmadan okurlar.
Öğle yemeğini çabucak yiyerek, yatağıma geldim, hemen romana başladım,
daha bişey yazmaya kalmadan koğuş arkadaşlarımdan birisi geldi, yatağa oturdu.
- Ne yapıyorsunuz?
- Bir roman yazmaya çalışıyorum...
- Siz hiç Avrupa’ya gittiniz mi?
- Hayır, Türkiye’den dışarı çıkmadım.
- Aaaa, yazık! Ben sizin Avrupa’ya gitmenizi çok isterdim; görmek, yaşamak başka şey, görüşünüz genişlerdi. Hemen hemen
bütün Avrupa’yı dolaştım, gitmediğim yer kalmadı. Ençok Danimarka’da,
Hollanda’da, İsveç'te bulundum.
Bikez insanların birbirine saygısı vardır, birbirlerini rahatsız edecek gibi yüksek sesle konuşmazlar. Bir de bizim şuradaki halimize
baksanıza.
Daha çok anlatacaktı ama, iyi ki avukatı gelmiş, çağırdılar da kurtuldum. O gider gitmez çalıştığımı görüp de kimse yanıma gelmesin diye, başımı kâğıtlara büsbütün eğdim. Daha iki satır yazmıştım
ki, başka bir koğuş arkadaşı geldi,
- Kolay gelsin, dedi.
- Sağolun, dedim.
Yatağıma oturdu:
- Adamlık bize çok uzak... dedi.
Konuşma açılmasın da çabucak gitsin diye sesimi çıkarmadım.
- Amerika’da bulundunuz mu? diye sordu.
- Hayır...
- Yazık... Amerika’da bikaç ay bulunsaydınız, neden bizim geri kaldığımızı anlardınız. Efendim, Amerika’da bizde olduğu gibi
boşuboşuna konuşmazlar, gevezelik yok;
vakit nakit. Bizde öyle mi? Mesela şurdaki halimize bakın, aylardanberi gevezelikten başka yaptığımız bişey var mı? Hep ipe
sapa gelmez laflar. İşte Amerika’da bu yok. Buyüzden de adamlar ilerliyor
Akşam yemeğini yer yemez romanı yazmak için kâğıda kaleme sarıldım.
- Çalışmayınca olmaz, ne yapsak boş... diye yanıbaşımda bir ses duydum.
- Siz ne dersiniz? dedi.
- Tabii çalışmalı... dedim.
- Ben Alman terbiyesi aldım.
Nerdeyse patlayacaktım hani... Durmadan anlatıyordu.
- Burada Alman Lisesi’ni bitirdim, yükseköğrenimimi Almanya’da
yaptım, uzun yıllar da orada çalıştım.
Siz Almanya’da, çalışmayan
tek kişi bulamazsınız. Bizde öyle mi? Mesela şurdaki halimize bakın. Yok, yok, biz adam olmayız; adamlık bize daha çok
uzak.
Geceyarısı olmuştu. Artık kimse gelip,
neden adam olmadığımız üstüne konferans vermez diye umutla romana başlamışken, birisi geldi. Bu da uzun yıllar Fransa’da bulunmuş. Uyuyanlar uyanmasın diye alçak sesle konuşuyordu.
Onun anlattığına göre de Fransızlar, zamanında çalışmasını, zamanında
da eğlenmesini bilirlermiş, iş ve dinlenme saatlerini birbirlerinden ayırırlarmış.
Ben bu geceyarısından sonra
çalışmamalıymışım.
Sabahleyin onlar uyanmadan kalkıp romanı yazmaya başladım. Saygı duyduğum bir koğuş arkadaşım, heladan dönüşünde yanıma geldi:
- İngiltere başkadır; siz İngiltere’de bulundunuz mu hiç?
- Hayır...
-Vah vah!.. Mesela İngiltere’de bir trene bindiniz. Saatlerce bir kompartımanda yolculuk ettiğiniz adam sizinle bitek kelime konuşmaz.Bizde olsa, ne soğuk, ne kendini beğenmiş derler. Soğukluğundan,
kendini beğenmişliğinden değil, nezaketinden, terbiyesinden... Belki siz onunla konuşmak istemiyorsunuzdur, öyle ya, ne diye sizi rahatsız etsin. Bizde olsa, tanısın, tanımasın; karşısındakinin işi var mı, yok mu, hiç düşünmez, başlar çan çana...
Onun için de biz adam olmayız işte...
Dizimin üstündeki kâğıtları dürdüm, yatağın altına, kalemi de cebime soktum, roman yazmaktan vazgeçtim. Orada roman yazamadım ama, Neden adam olamadığımızı öğrendim.