Ya tahammül ya sefer
HİKAYEDE ADI GEÇEN KAHRAMANLAR
Asım Bey: Kilolu bir adam ve üniversitede profesördür.
Fethanet Hanım: Asım Bey’in sürekli kendini süsleyen karısıdır.
İlhan: Asım Bey’in zayıf ve iktisat öğrencisi olan oğludur.
Nalan: Asım Bey ve Fethanet Hanım’ın kızlarıdır.
Cevat: Nalan’ın sevgilisidir.
Murat: Üniversitede öğrencidir ve dava arkadaşlarıyla birlikte hareket eder.
Kerim: Köyden getirilip Murat’ın yanına bırakılmış yetim bir çocuktur.
Yunus Bey: Zayıf birisi, önce milletvekili, sonra bakan olur.
Neslihan: Yunus Bey’in eşidir.
Veysel: İlhan’ın hukukçu üniversite arkadaşıdır.
Hüseyin Avni: Yaşlı ve esprili bir esnaftır.
Hüsnü Efendi: Kendi halinde yaşını almış bir adamdır.
Nazım Usta: Güzel giyinmeyi seven bir kunduracıdır.
Ayhan Bey: Doktor ve Asım Bey’in dava arkadaşlarındandır.
Jak: Asım beyin yazlık komşusu
Eleni: Jak’ın eşidir.
….
Mustafa kutlu kimdir?
Düşünce yapısı ve bulunduğu çevreler nelerdir?
Ya tahammül ya sefer kitabının ana fikri nedir, kahramanları kimlerdir??
Eserde bir davaya inanıp o davasını devam ettirenlerin yanında, Üniversite yıllarındaki davasını unutup Seküler hayata geçen ve bulundukları konumları gereği ortama uyum sağlayan insanlardan örnek verilmekte bu normal midir?
Asım Bey’in oğlu İlhan’ın, Seküler hayatı seçen babasına ve annesine rağmen inançlı olması ve varoluş gayesini bilmesini ve bunun mücadelesini vermesini nasıl değerlendiriyorsunuz?
İlhan’ın ramazan ayında yazlıkta yaşadığı olay, sonrasında anne babasının onun durumundan korkup doktora götürmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?
İlhan’ın kendi ablasının düğününe katılmak istememesini nasıl görüyorsunuz?
Siyaset nasıl bir şeydir? Parti İl başkanının; “parti bir ticarethane açan veya bir şirket kuran ortakların hareketine benzer” sözünü nasıl değerlendiriyorsunuz??
“Güçlü olmak gerekti, Bu da iktidarla olurdu.
Bir anma günü için Halk eğitim salonunu rica etmek, bir sinemayı kiralamak. Bir broşür bastırmak için, bir el ilanı için el açmak.
Milli şuuru güçlendirmek ve milli kültürü yaymak, Mukaddesata sahip çıkmak bütün bunlar için iktidarda olmak gerekiyor” diyerek iktidara gelenler, davalarına sahip çıkıp memleketi maddi manevi ihya mı ettiler, yoksa..
Mustafa Kutlu, 1947 Erzincan doğumlu
Erzurum Atatürk Üniversitesi edebiyat bölümü mezunu
1939 yılında Nurettin Topçu tarafından kurulan hareket dergisinde hikayeleri çıktı
Tunceli ve İstanbul’da edebiyat öğretmenliği yaptı. 1974’te öğretmenliği bıraktı. Sonradan adı Dergâh olan, o zamanki adıyla Hareket ailesinin bir parçası oldu. Hareket’in son yıllarında derginin yazı işleri müdürlüğünü yürüttü.
Kutlu, bu arada, Mart 1990’da çıkan edebiyat dergisi Dergâh’ı 25 sene yönetti.
Ekim 1983’te yayınlanmış
2023’te 45. baskıya ulaşmış
Bu da yaklaşık 135.000 adete denk gelir
Yazarın dördüncü hikaye kitabı
sekizinci eseridir
——
27 Şubat 2020’de verdiği bir mülakatta;
Önüme gelen kitabı okuyordum
10 sene resim yaptım ve ressam olmayı kafaya koydum, sonra resmin beni bir yere götürmeyeceğini anladım
Sonra futbol oynadım, sonra futbolun beni bir yere götürmeyeceğini anladım
Edebiyat fakültesinde okuduğum için edebiyata yöneldim
Rahmetli Prof Orhan Okay’ın “hareket” mecmuası yazarlarından olması ve beni teşvik etmesiyle yazarlığa başladım
HAK HUKUK ADALET
Adalet, haksızlık isyan,
yani ben memleket meseleleriyle ilgili olarak yazıyorum aşağı yukarı hemen hemen
kendini yazan adamlardan biri değilim memleket meseleleri beni ilgilendiriyor ve memleket meselelerini
haksızlığa uğrayan veya hakkını müdafa etmeye çalışan
hak hukuk adalet vatan millet Sakarya bütün bunlar beni ilgilendiriyor
KAHVEHANELERDE YAZMIŞ
Ömrüm benim kahvelerde geçti
kahvelerde okudum kahvelerde yazdım
tuhaftır konsantrasyonum çok yüksekti yani kahvedeki tavla şakırtıları televizyon sesi maç seyretmeler bana fon müziği gibi geliyordu hem orada yazdım hem okudum dolayısıyla
bu benim için çok toplumun en alt kesimlerinden en yüksek kesimlerine varınca ya da yani odacıdan kahveciden genel müdürüne kadar Türkiye’de insanları tanıma benim bu hayatım insanları tanıma imkanı oldu.
Ben Türk insanı çok iyi tanıyorum yani yani o değme sosyologlar bana dolma yutturamaz
YAZMAK İSTEYENLERE TAVSİYENİZ
Yazma atölyeleri falan o tip şeyler bana ters.
Yazma serüveni öyle hani işte el ayak çekilsin efendim gece yarısı olsun ondan İlhan bekliyim bilmem ne olsun falan filan öyle bir şey yok
ben çok kolay yazarım bir defa yazarım bir daha yazdığımı bir daha okumam çok tuhaftır boyna hata yapıyorum ama bir defa yazdığımı bir daha okuyayım da bakalım nasıl oldu düzelteyim dedim baktım bozuyorum izin dedim daha dağınık kalsın
bu çok da makbul bir yol değil yani kahvelerde okuyup yazmak bir daha yazdığını bir daha yazmamak bunları kimseye tavsiye etmem insanın yazmasası olacak oturacak lügatlar olacak bilmem neler olacak Google hazretlerine soracak falan olacak filan olacak
ben böyle bir adamım yani bir vatandaş arasında ömrü geçmiş birisi olduğum için yani mekan olarak da böyle işte çay bahçeleri falan filan bunlar ama şimdi rahatsızım yani aşağı yukarı 8-10 senedir evdeyim dolayısıyla Bunu gülerek anlatıyorum çünkü her yazarın bir yazı masası varmış bir de üzerinde böyle bir gece lambası varmış benim de olsun diye heveslenip bir yazı masası yaptırmıştım senelerce hiç semtine uğramadım ama o demek ki elim ayağım tutulunca eve kapanınca şimdi o
o masanın üzerinde yazı yazıyorum Japonlar gibi de yere yani masanın üstüne koyup orada resim yapıyorum hala yapıyorum yani Şövale‘ye dayayıp resim yapmıyorum
İSTANBUL, ANADOLU, BALKANLAR
On sene İstanbul’u dolaştım
Anadolu’da bazı yerleri ziyaret etmek gezmek istemişimdir işte Safranbolu‘dan Kula’ya efendim Ödemiş‘ten efendim Mardin’e fakat maalesef Çakılı topçu alayı gibi yerimde kalmışım ve bir yere gitmekten son derece zorlanan birisiyim ve gidemedim yani bu içimde kalmış bir arzudur
yurt dışında da görmek istediğim öyle Japonya Amerika falan filan değil mesela Saraybosna’yı görmek isterim
mesela Dubrovnik enteresan bir yer yani görmek lazım falan filan gibi ama maalesef gezen gören yerinden kalkan biri değilim yani onu yapamadım şimdiye kadar dolayısıyla
Beni bana bıraksalarlı yani ne bileyim bir çok iş yapabilirdim
müzik, hat sanatı ve benzeri bir takım şeyler
NURETTİN TOPÇU’DAN ETKİLENDİM
MEHMET AKİF’İ SEVERİM
Tabii ki Nurettin topçu‘ya büyük yakınlık duydum daha liseden itibaren size söylemiştim
O, Türkiye’nin tek filozofudur
Nurettin bey dediğim gibi beni en çok etkileyen etkileyen düşünce adamı, filozof, maarifçi yani her bakımdan ahlak bakımdan ahlakı öne alan birisi olarak ben de ahlakı çok önemserim
onun dışında işte bizim mesela Akif Mehmet Akif benim de hayran olduğum adamlardan biridir yani öyle bir ızdırabın yüzü vardı baktığım zaman gözüm yaşarıyor yani
Bu arada Sanatla uğraşabilir
yani insan fikir düşünce buradan hareket edebilir
fakat daha yükseklere daha iyi daha daha yüksek noktalara çıkmak üzere kötüden doğruyu yanlıştan anlamak ayırmak üzere felsefeye müracaat edebilir felsefe
Sonra sanat başlar daha soyuttur daha çok kalbimize ve duygularınıza akıldan ziyade hitap eden fakat sanatta da kalırsanız Estetikte kalırsınız hakikate ulaşamazsınız sanatı da geçip dine ulaşmak lazımdır yani en son nokta dindir
Din Nedir diye sorarsanız o onu şimdi nasıl o kadar anlatayım yani
bütün bunların da sonunda bir şekilde amentü‘ye inan inananlardan biri olduğum için bunu böyle söylüyorum yani
inanmayanların canı sağ olsun