Gönderi

Optimist Bir Sosyal Eleştiri
Puan vermedi·426 syf.··
2024 4. kitabı
·
110 günde okudu
·
Okunma: 18 Eylül 2024 23:42
Güneş Tohumu Üçlemesi İlk kitabı ile Türk mitolojisi tandanslı şehir fantazyası türünde şaman öyküleri anlatarak ödül kazanan Adil Öztürk’ün yeni romanı Güneş Tohumu bu defa fantastik solarpunk türüyle görücüye çıkmış. Tamamıyla kurgusal bir evrende geçen bu romanda okuyucuyu bir yandan ütopya sayılabilecek şehirler ve yaşamlar karşılarken öte yandan tam tersi hayat hikâyeleri de hem romanın merkezinde hem arka planında anlatılmakta. Vaskalerya, sadece solarpunk bilimkurgu alt kültürünü değil, steampunk’ı, büyülü fantazyayı ve simya ile bilim dünyasını da bir arada harmanlayıp iç içe geçiren bir anlatı. Bu bağlamda okuyucu, karman çorman edilmiş bir edebiyat kakofonisi ile karşılaşacağından çekinebilir ancak bu sadece bir önyargı olurdu. Zira Sûvilantâ adındaki bir dünyada yer alan Vaskalerya Krallığı’nda geçen bu hikâye, yazarın deyimi ile bilim, simya ve büyünün macera dolu rekabetini, tüm bu unsurları evrene tutarlı bir şekilde yedirerek anlatıyor. Serinin ilk kitabı Aylaklar, Arsızlar, Âşıklar, bu yepyeni evrenin dinamiklerini okuyucuya yer yer fazla ayrıntıya girerek anlatmış ve kimi okuyucuyu sıkabilecek kadar uzatmışsa da yepyeni bir evren yaratıp bunu okuyucuya ilk defa sunan yazarların tanıtım aşamasını bir şekilde atlatması biraz da zorunluluktur. Öyleyse biz de incelemede çok ayrıntıya girmeden bu dünyayı tanıtmakla başlayalım. Vaskalerya, kraliyet sistemiyle yönetiliyor olsa da romanlarda, özellikle ilk kitapta kralın ya da yönetici sınıfın ağırlığını neredeyse hiç görmüyoruz. Ülke, tek kralın keyfince yönettiği gerçek bir kraliyet olarak değil, ademimerkeziyet esas alınarak her şehir, eyalet ya da bölgenin kendi kaderini kendince çizdiği bir anlayışla yönetiliyor. Ülkenin genel idaresinde ise yedi kişilik Bilginler Kurulu’nun ağırlığı, kralın bizzat kendisinden çok daha baskın. Her şehir, hikâyenin geçtiği zamandan beş yüz yıl kadar önce kendi kaderini çizdiği için sanatsal tasarımları da birbirinden oldukça farklı. Başta belirttiğimiz ütopya ve distopyanın bir arada görülmesi de bundan kaynaklı olarak düşünülebilir. Zira krallığın kimi şehirleri kendisine kraliyetin de ana omurgasını oluşturan Yaratıcı Yıkım felsefesini rehber edinerek refaha kavuşmuşken bazı kentler de despotizmi, zümreciliği ve diktatörlüğü seçerek kalıcı bir karanlığa gömülmüş. Farklılıkların Harmonisinden Kaynaklanan Uyum Öte yandan Sûvilantâ, eşsiz fantastik özelliklere sahip bir diyar olarak da okurun sanatsal ve edebi zevkine hitap etme gayesi gütmüş. Hikâye zamanı içerisinde; bilim, mekanik ve teknolojik yapılar üstünlüğü ele geçirmiş olsa da dünyanın geçmişinde ve mevcudunda ordafoloji olarak bilinen büyü sisteminin ve simyanın önemli bir yer kapladığını görüyoruz. Büyük haritada Sûvilantâ, küçük ölçekte Vaskalerya’nın evvela ekolojik yapısına göz gezdirmek incelemenin sıralaması bakımından daha sağlıklı olacaktır. Bu dünyada yalnızca insanların değil, onlarla birlikte yaşayan cinlerin de varlığına şahit oluyoruz lâkin bu ırkın adı cin olsa da genel olarak bilinen cin anlatıları ile neredeyse hiçbir ortak özellikleri yok. Vaskalerya’nın cin halkları, ‘foton bazlı’ bir yaşam türü olarak tanımlanmakta, bu bakımdan bildiğimiz cinlerle ışık hızında hareket edebilmek, şekil değiştirebilmek gibi konularda benzerlik gösterse de son derece pasifist yaşam tarzları ile ayrışmaktadırlar. Ayrıca cin halkları çoğunlukla hayvan görünümünde yaşamayı tercih ederek romanın ana mekânlarından olan Belenağaç’ın vegan bir yaşam tarzı oluşturmasında da görünmez bir rol oynamış. Cinler dışında adı anılmaya değecek bir başka ırk ise kesinlikle ilk kitabın kapağını da süsleyen gûranyar kaplumbağaları olmak zorunda. Hikâyenin başlamasında doğrudan etkili olan devasa boyutlardaki bu deniz kaplumbağalarından Şiyâmagâh adındaki gûranyar, kabuklarında koca bir kara kütlesi ile dokuz yüzü aşkın nüfusu olan aynı adlı kasabayı da taşıyor. Sadece büyüklüğü ile değil, ordafoloji ve simyayla olan yakın ilişkisiyle de dikkat çeken bu kaplumbağalar için, Sûvilantâ’nın en eski yerlileri demek de yanlış olmaz sanırım. Zira Şiyâmagâh adındaki bu dev kaplumbağanın tahmini yaşı elli bin yılı aşkın. Sanatsal Bir Büyü Sistemi: Ordafoloji Üzerinde yetişen ekolojiden ve doğrudan kendi beden parçalarından beslediği ordafoloji bilimini, yani Güneş Tohumu evreninin büyü sanatını anlatmak incelemenin hayli uzamasına sebep olacağından sadece birkaç kelime ile özetlemek yeterli olacaktır. Kelimelerin fizik ötesi güçlerini araştırmayı konu edinen bu disiplin birçok alt dalı barındıran ve sadece kelimeler ile değil, edebiyat, müzik, resim gibi sanat dalları ve mekanik gibi alanlarla da icra edilebilen kompleks ve özgün bir büyü sistemi olarak var edilmiş gözüküyor. Büyünün kullanımı ise iki farklı şekilde önümüze çıkıyor ki Büyücüler olarak sunulan ilk grup sıfırdan bir büyü yaratıp bunu heykel, roman ve müzik aleti gibi nesnelerin içine saklayabilirken Büyü Kullanıcıları adındaki ikinci grup sadece daha önceden var edilmiş büyüleri kullanabilen kişileri tanımlamaktadır. Güneş Tohumu evreninin ordafolojiden sonraki ana disiplini olan simya ise hâlâ varlığını etkin olarak sürdürse de yerini büyük oranda bilime bırakan bir diğer sanat olarak karşımıza çıkıyor. Kısaca, dünyada var olan her şeyin özüne ulaşarak onu değiştirip başkalaştırmak suretiyle ‘simyagerin hayal gücü ile sınırlı’ olmak kaydıyla yepyeni bir ürün ortaya çıkarma sanatı olan simya, romanın ana karakteri Peryan’ın da mesleği. Söylenebilir ki Güneş Tohumu, bilimkurgu öğelerini ve fantastik anlatıyı birbiriyle çelişip çatışmadan, aksine birbirlerine yol açan destekleyici doğa prensipleri olarak harmanlamasıyla oldukça tutarlı ve ikna edici bir atmosfer oluşturmuş. Fantastik Bir Teknoloji: Güneş Bilimi Serinin fantastik kısmı böyle iken solarpunk estetiğine de değinmemek olmaz. Zira Güneş Tohumu, Türk edebiyatının ilk ‘fantastik solarpunk üçlemesi’ olarak tanıtılmış. Gerçekten de solarpunk sanat akımının tanımına bakacak olursak romanda kurgulanan sürdürülebilir ve doğa dostu enerji kullanımı, bu tanımla oldukça uyumlu görünüyor. Yalnızca kitap, türü bakımından salt gerçekçi solarpunk teknolojiler tasarlamak yerine burada da fantastik edebiyat anlayışına kaymış. Bu bakımdan romanın bilimkurgu yönü seyrek kalsa da solarpunk yaşam tarzı ile son derece uyumlu bir hayat felsefesi çiziyor denebilir. Yukarıda adı geçen Belenağaç kenti, solarpunk kültürünün doğduğu şehir olarak görünüyor. Kentin tasarımı bunda en belirleyici etken denebilir. Belenağaç, orman ile iç içe geçmiş, yedi yüz bin kadar nüfusu olan bir şehir olarak tasvir edilmekte. Kent, sosyal ve teknolojik bakımdan da bu felsefe ile oldukça uyumlu. Güneş enerjisini ana üretim ve tüketim kaynağı olarak kullanması, hayvanların da eşit vatandaşlar olarak kabul edilmesi hatta ekoloji hukuku adında yeni bir çalışma ile bu kapsama bazı ağaç türlerinin de dahil edilme planı, solarpunk’ın çizdiği çerçevenin sınırlarında oynuyor diyebiliriz. Şehrin Solarpunk estetiğini sadece bu yazdıklarım değil, sosyal ve politik olarak hayli detaylı kurgulanmış geniş kapsamlı kültürü de oluşturmakta. Bu yönüyle romanı sadece bir kurmaca olarak tanımlamak eksik kalabilir. Tüm bu anlatılanlar dikkate alındığında benzerlerinden çok daha detaylı ve girift betimlemelerle çizilmiş olan Güneş Tohumu, yer yer durağanlaşarak adeta yazarın felsefe yapma ihtiyacına hizmet ediyor gibi görünse de bu anlatımın, hikâyenin tutarlılığına negatif bir etkisi olduğunu söyleyemem. Birçok okuyucuya hitap etmeyebilecek olan bu detaycılık yazarın işini ne kadar severek yaptığının bir nişanesi olarak görülebilir. Düğüm Çözücülerin İşsiz Kaldığı Bir Kurmaca Bu nişaneyi karakter tasarımı ve gelişimlerinde de görmek mümkün. Romanın tartışmasız bir ana kahramanı var diyemesek de simyager Peryan, eşit kahramanlar arasında birinci sırada sayılabilir. Sekiz yaşındayken anavatanı olan çölden esrarengiz bir şekilde kurtarılan Peryan, hayatta kalmak için kum akrebi yemek zorunda kalan çelimsiz ve fakir bir ailenin oğlu iken Bilginler Kurulu üyeliğine en genç yaşta davet edilen bir deha olarak yolculuğunu tamamlıyor. Aynı şekilde diğer ana karakterleri, biyomühendis ve botanikçi Söz Gimber ile büyü kullanıcısı kardeşler Ayya ve Seminjan Haran’ı da kendi yolculuklarını başarılı şekilde tamamlamış kahramanlar olarak tanıtmak mümkün. Yalnızca birkaç noktada görünüp hikayesi tamamlanmamış olan karakterler kimi okuyucuyu kurgudan uzaklaştırabilir ki bence bir üçleme için yardımcı karakterlerin illa ki bir sona bağlanmak gibi bir zorunluluğu bulunmuyor. Görevini tamamlayıp hikâyeye katkısını sunan karakterlerin son sayfaya kadar bizimle kalmasını bekleyemeyiz. Yine de yazarın birkaç bölümde deus ex machina olarak tasarlamış olabileceğini düşündüğüm bir karakterinin görünüp hikâyeye hiçbir katkı sunmaksızın ve düğüm çözücü olarak görevini yerine getirmeksizin kaybolmasını eleştirmeden edemeyeceğim. Yazarın kendi twitter hesabında yazdıklarından anladığım kadarıyla kendisi bunu bir Tom Bombadil selamlaması olarak araya sıkıştırmak istemiş ama böyle bir oyuna ne gerek vardı diye düşünmeden edemedim. Yine de ana ve yan karakterlerin çoğu gerek motivasyon gerek kişilik olarak hayli derinlikli ve ince işlenmiş şahsiyetler olarak sunulduğu için tebriki hak ediyor. Birkaç yan karakterin geçmişlerine yüzeysel ve çalakalem girilmiş ki bence bunlar, hiç detaya yer verilmeden gizemli hayat hikâyesine sahip kahramanlar olarak kalsa daha iyi olurmuş. Yazarın genel okuyucu kitlesinin yer yer kurgu dışı kitap okuyormuş hissi alacağı yazım tarzı, felsefe ve sosyal eleştiri içeren kurgular okumaktan hoşlananlar için hayli ilgi çekici. Hibrit bir tarz oluşturmuş diyebiliriz ki bunu kitabın bilim, simya, büyü üçlemesi ile fantastik ve bilimkurgu ortaklığından beslenerek oluşturulmuş olmasından da anlayabiliriz ve bu bence denenmemişi denemek açısından tebriki hak eden bir cesaret örneği. Son ana kadar hem bu tür sosyal eleştirileri hem maceralı aksiyonları ile Güneş Tohumu, okunmaya değecek bir roman. Spoiler vermek istemem ancak romanın sonunu fantastik kurgu okuyucusu olan birçok kişi tahmin edebilir. Elbette bunda yazarın solarpunk türünün iyimser bir gelecek vaat eden tasvirlerine bağlı kalmış olması da etkili olabilir. Kişilik Sahibi Şehirler ve Belenağaç Kent Kokusu Daha fazla uzatmadan Güneş Tohumu’nun genel mekân tasarımı, betimlemeleri ve olayları için de bir şeyler söyleyip eleştiriyi tamamlamak isterim ki bu romanın ana karakterlerinin insanlardan ziyade şehirler olduğunu söylemek hiç yanlış olmaz. Başta Belenağaç ve Şiyâmagâh olmak üzere adı geçen neredeyse bütün şehirlerin kendine has mimari tasarımları, kültürleri ve sosyal hayatları var. Her bir şehir kendine çizdiği yol ekseninde büyümüş, iyi ya da kötü yola sapıp gelişimini tamamlamış ya da devam ettirmekte. Bu betimlemelerin, imajinasyon yeteneği güçlü olan okurlar için görsel bir şölen sunması işten değil. Bu noktada aklıma gelmişken romanın kokulara hitap eden diğer duyusal özelliğini de eklemeliyim. Belenağaç’ın doğal fenomeni sayesinde bu şehrin sınırları içine giren herkes, kendine özel kokular duyumsamaya başlıyor. Yazarın, Belenağaç Kent Kokusu kavramını, burç ve astroloji paralelinde tasarlamış olduğunu romanın bir paragrafında anlayabiliyoruz. Kimileri şehrin atmosferinden narenciye ve toprak kokuları alırken kimileri güneş, su, yaz havası ya da sevdiğinin kokusu gibi farklı kokular da duyumsayabiliyor. Bu kokular bir inanışa göre insanların kişilik özelliklerini yansıtıyor ya da onlara birtakım kişilik özellikler sunuyor. Bu da romanın bir başka orijinal yönü olarak duran küçük ayrıntılar arasında. İlk kitabı olan Dördüncü Günün Melaneti’ni de okuduğum yazarın geliştirdiği kendine has tarzı, iki eseri arasında bambaşka estetik anlatılarla şekillenmiş olsa da akıcı ve renkli kalemi, kendi imzasını belli ediyor diyebiliriz. Fantastik bir maceraya yedirilmiş felsefi anlatımlarının yanı sıra türlü toplumsal sorunlara da değindiğini bildiğimiz Güneş Tohumu’nun kendine dert edindiği meselelerin başında mültecilik, çocuk hakları ve vahşi kapitalizm geliyor ki roman karakterlerinin kahir ekseriyeti de mültecilerden, sokak çocuklarından, dışlanmış ve hor görülmüş gruplardan meydana geliyor. İkinci kitaba adını veren Gecenin Elleri örgütü ile bu meselelere dramatik bir şekilde değinmiş olan yazar, sadece bu toplumsal sorunları göze sokmakla yetinmeyip kurgu içerisinde edebi bir anlatım yöntemi olarak çeşitli çözümler de geliştirmiş. Bu çözümleri incelemede anlatmaya hacet yok. Tür bakımından edebiyatımızın ilkleri arasında yerini almış olan Güneş Tohumu üçlemesi, özgün dünya, büyü ve simya tasarımı ile de rafların ön sıralarında görünmeyi hak eden bir eser. Bretya! Üçlemeyi bitirince okurda nasıl bir etki bırakacağını bilemem ancak bende sadece bir roman okuma hissi bırakmadı. Aynı zamanda ufkumu genişleten bir kişisel gelişim rehberi etkisi de yarattı diyebilirim. Birkaç yıl ya da daha ileri bir zamanda yapay zekânın üretim araçlarını tamamıyla ele geçireceğini düşünürsek romanda kendine yer bulan aylaklık hakkı gibi kavramların dünyamızda da konuşulmaya başlayacağını görebiliriz. Yaratıcı Yıkım fikri ise zaten gerçek bir ekonomik görüşten esinlenerek kurgulanmış ki bence de bilimsel ilerlemeler bu şekilde devam etmelidir. Bu tarz özgün eserlerin okura daha kolay ulaştırılmasını umarım. Türk yazarların ne denli üretken olduğunu bizzat biliyorum ancak sektörel zorluklar karşısında kırılan heveslerle üretmekten vazgeçen birçok potansiyel de mevcut maalesef. Buna rağmen biz de incelememizi solarpunk kültürün geleceğe dair umutlu felsefesini taklit ederek romandaki kadeh kaldırma sözü ile bitirelim. Bretya! Daima Yarınlara! Aylaklar Arsızlar Aşıklar Simyager, Büyücü ve Alim Gecenin Elleri Adil Öztürk
Aylaklar Arsızlar AşıklarAdil Öztürk · Kent Kitap Yayınları · 021 okunma
··
715 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.