Ben, bazı kitapların ve insanların renkleri olduğunu hayal etmişimdir hep. Yanında neşe bulduğum bir insansa tatlı bir mavi tonuyla görürüm onunla geçirdiğim zamanı. Keza neşe veren, güzel hikayeleri olan kitaplarda da bunu yaparım. Ve bunlar en çok yaza yakışır bana göre.
Yanında rahatsız hissettiğim, hep bir önyargıyla, şüpheyle baktığım insanlar da var hayatta. Onları da hep kırmızının kasvetli bir tonuyla hatırlarım. Polisiye romanlar, korku kitapları benim için bu renk kataloğunda yer alır. Onları bir mevsime sıkıştıramam ama mevsim geçişlerindeki kısıtlı zamanlara çok yakıştırırım.
Ciddi ve iz bırakacak bir aşk, hep sonbaharın aylarında başlamalıdır bana göre. Sevdiğim insanı, buğulu camların kenarında, yağmurlu havaların kat kat örtüye büründürdüğü halinde keşfetmek isterim ve bunun rengi de kahve tonlarıdır. O yüzden sonbahar aşk romanlarıyla, şiir kitaplarıyla süslenmelidir.
Bir de saygı duyduğum insanlar vardır hayatta. Biraz ketumdurlar, bazı zorluklar yaşatırlar insana ama bu insanlarla kurulan ilişkinin hep altından ince bir düşünce, bize dönük bir fayda çıkar. O yüzden griyle beyaz arasında ince bir renkleri vardır gönlümde. Kış gibi soğuk, kar gibi çiğnenmeye kıyılamazlar ama bereketlidirler. Dini, felsefi ve geliştirici yönü olan her kitabı o yüzden kışa saklarım.
İnsanların çok yorduğu zamanlarda çıkıp gelen, insana ferahlık veren birkaç insan illaki vardır herkesin hayatında. Bu insanlarla vakit geçirirken benim gördüğüm tek renk yeşilin saflığı ve tazeliği olur. İlkbahar gibidirler, zorluk döngüsü bitmeyecek olsa bile, insanı biteceğine inandırırlar. O yüzden ilkbaharda kişisel gelişim, nasihat, bilim kurgu ve umuda doğru yolculuğa çıkaran kitapları tercih ederim.