Merhabalar
70'ler ile 1980 arasında bir tarihte, sokağa çıkma yasağı başlamadan, birini bulmaya çalışan Murat İstanbul sokaklarında dolaşırken, zihninden geçenlerle onun Eskişehir'in önde gelen ailelerinden birinin oğlu olduğunu ve hikâyesini öğreniyoruz.
Murat'ın ablası Kısmet, dayısı Ferit, annesi Türkân, sevgilisi Selmin, onun annesi Nevâl, ablası Belgin, arkadaşı Kardelen ve birkaç başka karakter daha var romanda. Bilinç akışıyla yazılan roman, sırayla tüm karakterlerin zihinlerinden geçen düşünce ve duygularla ilerliyor. Bu yönüyle Faulkner'in Döşeğimde Ölürken romanına benzettim.
Dönemin siyasal ortamını aktarmasının yanısıra karakterlerin iç dünyalarını derinlemesine işleyen ve feminist söylemlere yer veren, gerçekten şahane bir roman.
Zor okunan bir kitap değil ama yavaş yavaş, sindirerek okuttu kendini. Belki de olması gerektiği gibi. Karakterlerden biri şöyle diyor: "Her romanı iki üç kez okumaya alışmışım." Ne güzel değil mi? Tam olarak anlamak ve hatırlamak için, kitabın tadına gerçekten varabilmek için ne güzel olurdu böyle yapabilsek. Bizse bir an önce elimizdekini bitirip sonraki kitaba geçme derdindeyiz. Hız çağının etkisi belki de.
Her bölümde tekrar eden bir ifade var: "Haziran. Gece. Ama günlerin en uzunuyla gecelerin en kısasına zaman var daha." Roman aslında tek bir gecede geçiyor.
Çok sevdiğim bir başka cümle: "Alışkanlıklarımızla kararlarımız birbirine ne kadar düşman!"
Okuyan kadinlar kulubu
#birharfbirkitap
Etkinliği için seçmiştim ama yetişmedi.
Sevgiyle kalın
.
Üç Beş KişiAdalet Ağaoğlu · Everest Yayınları · 2014522 okunma