İlk yarısında sıkıldım. Biraz monoton geldi. Ama geçiş kitabı olduğu için normal karşıladım. (Birinci kitapta ilk sayfalardan itibaren heyecan içinde olduğum için ikinci kitaba daha yüksek bir beklenti ile başlamıştım. O yüzden ilk yarısı beni tatmin etti diyemem.
Ama ikinci yarısı çok hoştu. Bu kitapta en sevdiğim şey zaten taht entrikaları ve iktidar hırsı. Aşkın arka planda olması da benim için uygun. Yani beni seriye bağlayan en büyük etken buydu.
Ancak bazı noktaları okurken kafa karıştırıcı olduğunu hissettim. Yani herkes bir plan içinde evet, herkes bir şeyler istiyor evet ama yaşanan tüm olaylar o sayfalarda resmen hızlandırılıyor. Yani bir olay oluyor, pat ikinci bir olay daha. Ve bu olaylar üstünkörü kalemle anlatılıyor. Yani biraz daha detaya inse veya yazım tarzında bereketlilik olsa fena olmazmış.
Keşke Cardan'ı biraz daha okuyabilseydik. Bu sayede sonda neden böyle bir şey yaptığını (Jude'u faniler dünyasına sürgün ettiğini) anlamış olurduk. Bir ayda nelerin değiştiğini görür ve bu sayede Cardan'ı benimsemiş olurduk.
Fakat gel gör ki son yüz sayfaya kadar yan gelip yattı. Başka da hiçbir iş yapmadı.
Jude'a gelince... Onu seviyorum. Ama bazı noktalarda yalnız hissetmesi üzücü:') sırtını dayayabileceği hiç kimsesi yok. Belki bu yüzden duygusal anlamda yokluk ve umursamazlık çekiyordur...
Ve Jude ile Cardan arasındaki çekimi de seviyorum. Umarım üçüncü kitapta bu iki karakterin ikisi de aynı anda ön plana çıkar.