İlletleşen aşkın köpek hâli
8/10
·80 syf.··
Beğendi
·
2024 63. kitabı
·
4 saatte okudu
·
Okunma: 29 Aralık 2024 16:13
Yüzlerce sayfalık romanları değil de, öykümenleri araştıranların ilk durağı kuşku yok ki Stefan Zweig'tır. Pek çoklarının onun, karşılıksız bir aşk hikâyesi diye algıladığı ancak kanaatimce acı verici ve çirkin bir saplantıdan ibaret olan Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu (BbKM) adlı öykümeni ile Gorki'nin Karşılıksız Bir Aşk (KbA) eseri neredeyse benzer mevzuyu tahkiye ediyor. Bu defa karşılık bulmayan kişi bir erkek ve tıpkı ilkinde olduğu gibi "aşk macerası"nı onun ağzından okuyoruz. Ancak gerçeklik noktasından baktığımda kadın kahraman içeren diğer öykümenlerinde olduğu gibi Zweig'ı daima kurgusallığı aşamayan biri olarak görmüşümdür. Anlattığı kişi ve olay inandırıcı gelmiyor, düşlerin bir ürünü olduğunu hissettiriyor. Bu yüzden hikâyeye dâhil olmak benim açımdan çoğu zaman oldukça güç. Onun aksine Gorki'nin "aşkomani"sinin -bilmem belki de hemcinsini anlatışından olacak- ayakları yere basıyor. Kıyasla başladığım için temel benzerliklerinden söz edeyim: Bir ömre yayılan ve içlerindeki derman bulmaz his sebebiyle kendi insani gelişimlerini sekteye uğratıp zamanla köpekleşmeleri, düşkünleşmeleri ve buna bağlı olarak hem kendilerine hem de etrafındakilere (ilkinin çocuğuna, diğerinin kardeşine) zarar vermeleri en büyük ortaklıkları. Köpekleşme süreci ve tabiri, KbA'da doğrudan kullanılıyor. Dolayısıyla insani olan aşkın ortadan kalktığı ve aşkperestliğin devreye girdiği, aşkın da illetleştiği sayfalardan itibaren kurgu bende iğrentiye benzer bir his uyandırdı. Tabii, anlatıcı olan Petruşa'nın gözünden baktığımız için, anlattıkları yer yer romantikleşse de kahraman kendi teşhisini kendi koyduğu için okuru aldatmaya meyletmiyor hiç. Karşısındaki kadının tabiri caizse ne menem biri olduğunun gayet farkında ve zaman zaman onun aslında nasıl biri olduğunu -asla kötülemeye girmeden- okura da hatırlatmaktan çekinmiyor. Kurgunun en sevdiğim yanı işte bu oldu: Adam karşısındakini tanıyor, görüyor, tahlil ediyor ve ancak, deliler gibi seviyor, çılgınlar gibi "âşık". İşte bu tabloda "aşkın gözü kördür" sözünün nasıl bir "kara sevda"ya dönüştüğünü, ardından psikolojik bir rahatsızlık olarak illetleştiğini kanlı canlı izleyebiliyoruz. Fakat yine de BbKM'de kadının, tutulduğu adamı kazanmak için çok az girişimi oluyor. Buna mukabil Petruşa Larisa'yı elde etmeye yönelik çoğu zaman sabırla ve umutla hareket ediyor. Gel gör ki aynı kadına âşık olan kardeşinin feci akıbetine ve üstelik Larisa'nın onu da reddetmesine rağmen kendi tabiriyle gönüllü bir şekilde köpekleşmeye devam etmesi, adamın gözümde tepetaklak olmasına sebep oldu. Aşk hastalıklı bir hâle, apaçık bir illete dönüşüyorsa hâlâ aşk mıdır? Hem BbKM hem de KbA bunun cevabını çok güzel bir şekilde örmüşken bunlardan kötü sona sahip aşk masalı diye söz etmek, duygu çeşitliliğini göz ardı etmek olur. "Aşk" ile "kara sevda"nın eş anlamlı sözlermiş gibi kullanılması, ikincinin de olumlanması ve "aşk illeti"nin düşünülmeme meselesi bu kurguların layıkıyla değerlendirilmesine mâni oluyor. Şayet, aşkları karşılık bulmadığında bu kahramanlar "Eyvallah!" deyip kestirip atsaydı, ne olurdu diye soracak olursak, öyle Genç Werther'in Acıları'nda olduğu gibi intihara sürüklendiği son değil de, insani haysiyetten ödün verilmediği bir son tasavvur edilse, sanıyorum en iyi ihtimalle, Lou Andreas-Salomé'nin Arayışlar'ındaki Adine ile Benno'nun ilişkisine varılırdı. Kitap boyunca Petruşa'nın merhametle yoğrulmuş bağlılığının böylesi güzel bir sonu hak ettiğini düşündüm. Nitekim Larisa da onun çok güzel "sevdiğini" farkında ama sevdiğinin tahakkümüne girmeyi kölevari bir itaatle talep eden, buna razı olan Petruşa, ne ettiyse kendi kendine ediyor. Bu yüzden Larisa'ya kızmak da mümkün değil asla. Oynamak, meşhur bir aktris olmak niyetinde. Bundan dolayı da kesin bir dille sevmiyorum, istemiyorum diyerek onu ve daha birçok erkeği geri çeviriyor. Ama okur olarak, az çok onu anlamakla beraber, acıma duygusuyla Petruşa'nın illetli aşkını ve sadakatini samimiyetiyle izah ettiği kurgu boyunca keşke Larisa ona hak ettiği karşılığı verseydi dedim. Ama sevmiyorsa, elden ne gelir? Biraz da bundan ötürü, ne istediğinin ve ne hissettiğinin farkında olduğu için Larisa'ya kızmak mümkün değil. Elbette, bu onun bir melek olduğu manasına da gelmiyor. Öykümenin bir yerinde köpekleştimeye karşı çıkar gibi olduğu bir noktada Petruşa'ya soğukkanlılıkla doğrudan doğruya "Siz insan mısınız?" diye sorduğu kısımda kanım çekildi. Kendini kullandırtan Petruşa olmasına rağmen orada bu sözünden ötürü Larisa'dan nefret ettim. Öykümenin psikolojik teknikleri hiç kasmadan, gayet etkili bir araca dönüştürdüğünü bu vesileyle belirtmeden geçmeyeyim. Gorki olay örgüsünde kendini kanıtlamış bir yazar zaten. Üslubunun yalınlığı ile bir solukta okudum. Betimlemeleri olayı öyle destekliyor ki bitmeyen bir kış resmini çizer gibi anlatıya ara vermeden devam ediyor. Bilhassa kurgunun çeşitli yerlerindeki benzetmelerin mükemmelliği başkaca eserlerde olmayan bir yoğunlukta. Akıl sağlığı gayet yerinde olan bir adam örneğinde aşkın nasıl illetleştiğini güzel bir dil ve üslupla okumak isterseniz buyurun Halil İbrahim sofrasına. Daha fazla içerik için yazı defterimi ziyâret edebilirsiniz: evcimenkalem.wordpress.com
Edebiyat
Karşılıksız Bir AşkMaksim Gorki · Yordam Kitap · 2020794 okunma
··
522 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.