8/10
·355 syf.··
2024 7. kitabı
Harper Lee’nin eşsiz kaleminden çıkan “Bülbülü Öldürmek” kitabı, bizlere dünyanın her yerinde hâlâ var olmakta olan eşitsizliği aktarıyor. Kitaba yalnızca ırksal eşitsizlik anlamında bakmanın, eserde verilmek istenen diğer mesajlara haksızlık olacağını düşünüyorum. Çünkü eser, ekonomik ayrışmalar, cinsiyet ayrışmaları, ırkçılık ve ele alamadığım diğer ayrışımlarla birlikte insanların aslında tek tip olmadığını bize aktarıyor. İnsanların da ayrıca kuşlar gibi renk renk, çeşit çeşit olduğu metaforunu kullanıyor. Geçmişte "Çocuklar ve şairler dünyaya bizlerin görmediği bambaşka perspektiflerle bakıyorlar.” diye bir söz duymuştum. Bülbülü Öldürmek kitabını okuyana kadar bu duruma anlam veremesem de şimdilerde bu kişinin ne demek istediğini çok iyi anlıyorum. Hikayemizin anlatıcısı olan 9 yaşındaki Scout, bir kız çocuğu olarak gerçekleşen haksızlıkları bize bu perspektiften anlatıyor. Çocukluğunun vermiş olduğu toyluk, bilgisizlik ve masumiyet kitapta yaşanan olayları daha derinden hissetmemize sebep oluyor. Babası avukat olan Scout’un, abisi ile oynadığı oyunlar, tulum giymek için verdiği tartışmalar, hayalet komşu ile alakalı kurduğu hayaller ve durumlara açıksözlülükle verdiği tepkiler bu karanlık kitabı aydınlatıyor. Scout’un başta bir kız çocuğu olarak yaşadığı durumlar; örneğin istediği kıyafeti giyememesi, istediği yere tek gidememesi, bir hanımefendi gibi davranmak zorunda bırakılması ilk ayrımcılığımız olan cinsiyet ayrımcılığına değinmemizi sağlıyor. Abisi Jem ile durumlarını karşılaştırdığımızda abisinden daha fevri olan kızımızın halası tarafından bir miktar daha kısıtlandığını görüyoruz. Bu durumda çocukların babası Atticus’a ayrı bir parantez açmak istiyorum. İki çocuğu arasında ayrım yapmamaya çalışan ve çocukluklarını yaşamaları için teşvik eden bu babanın ellerinden öpüyorum. Bir soru sorulduğunda itina ile cevap vermesi, bütün sıkıntılarına koşması ve dava süresince çocukları her türlü etmenden korumaya çalışması Atticus’u bu türden bir baba yapıyor çünkü. Dünyanın böyle babalara daha çok ihtiyacı var. Yalnızca çocuklarına olan tutumuyla değil, davadaki tutumuyla ve mahalledeki davranışlarıyla da benden takdir toplayan Atticus, mahalleden beklediği desteği alamasa da hür bir vicdanla yaşamanın hafifliğini bizlere çok güzel gösteriyor. Doğrularından vazgeçmeyen ve sonunu bildiği savaşta kaybetmek uğruna çabalayan bu adam, mükemmel bir avukat olsa da yaşanan ırkçılığa dur diyemiyor. Amerikan edebiyatı ve sinemasının temel taşlarından biri olan ırkçılık, diğer bütün klasik eserlerde gördüğümüz gibi bu eserin de mihenk taşını oluşturuyor. Bu da çevresel etmenlerin eserlere ne değin etki ettiğini bizlere gösteriyor. Kilise sahneleri ve dava sahneleriyle bu ayrımcılığın sadece sosyal hayatta değil resmiyette de vuku bulduğu gerçeği suratımıza çarpıyor. Bütün bu ayrımcılığın bir çocuk perspektifiyle anlatılması bu kasvet bulutlarını bir nebze olsun ortadan kaldırıyor. Kitabın yazıldığı ortam kadar okunduğu ortamın da önemli olduğunu düşünüyorum. Şu anki koşullara baktığımız zaman beni daha çok etkileyen nokta ırkçılık değil cinsiyet ayrımcılığı diyebilirim. Bir kadın olarak geçmişte Scout’un yaşamış olduğu tüm olayları benzeriyle yaşadığım için kitabı okurken çocukluğumla konuşuyormuş gibi hissettim. Tom’un yaşadığı haksızlık karşısında kendini savunmasına fırsat bile verilmemesi, kanıtlar ortada olmasına rağmen önyargılar nedeniyle bir hayatın solması da beni derinden etkiledi. Yine de bu eseri okuyan Amerikalılar’ın benden daha çok etkilendiğini düşünüyorum. Aynı esere farklı bakış açılarından bakmamız veya farklı noktalarına vurulmamız eserin gayet başarılı olduğunu bir kez daha kanıtlıyor. Yine de hikaye yarım kalmış gibi hissediyorum. Dünyanın her yerinde ayrımcılıklar hâlâ devam etmekte, bize düşen Scout ve Jem gibi empati kurmak ve Atticus gibi haksızlığa karşı durmak diyebilirim. Hayatımızın hiçbir yerinde ayrımcılıkla karşılaşmamak dileğiyle...
Bülbülü ÖldürmekHarper Lee · Sel Yayınları · 201488,7bin okunma
·
53 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.