Anlatı, yazarın Avrupa kentlerine yaptığı seyahatlerinden derlediği notlardan oluşuyor fakat gezi yazısından ziyade Tezer Özlü'nün duygu ve düşünce dünyasına girdiğimiz bir yolculuk bu. Günlük tarzında yazıldığı için yazarın kendisi olma deneyimine tanıklık ediyoruz.
Dönemin modasına uygun olarak kapalı bir anlatımla karşılaşıyoruz. Kendisi depresif ve içe dönük biri. Çoğu yerde ne demek istemiş diye çok düşündüm anlatmak istediği şeylerden çok etkilendiğimi şahsen söyleyemem, belkide benzerlerini gençken çok okuduğum için etkisini yitirmiştir bende.
Yazarın zihni, çelişkilerle karışmış durumda ama zaten Tezer Özlü'yü kendisi yapan şey de tam olarak bu. Geleneksel bilindikleri sorgulamış, itmiş bir kadın. Cinselliği de dahil kendini özgürleştirmiş.
Kendisi de bunu dile getiriyor.
Beğenilme kaygısıyla yazdığını pek sanmıyorum. Samimi bir üslupla var etmiş yapıtını. Ölüm, intihar hep zihninde dolaşan kavramlar; Çocukluğundaki anılarda, gezdiği gördüğü yerlerde, tanıştığı kişilerde... ama bence bu takıntı yaşamını daha değerli kılmasına sebep oluyor. Tezer Özlü için edebiyatını acıdan yaratmış denebilir.