·128 syf.··Beğendi
···Okunma: 26 Aralık 2024 00:00 Merhabalar, bir süre önce okuduğum ama üzerine birkaç cümle yazmak için ancak vakit bulabildiğim çok garip, biraz ürpertici ama oldukça da ufuk açısı bir kitapla geldim: Dinle Küçük Adam & Wilhelm Reich
Öncelikle birazcık yazardan bahsetmek istiyuorum çünkü kitap; yazarın aslında ‘’Küçük Adam’’a bir seslenişi ya da serzenişi demeliyim ve serzenişin aslında ardında anladığım kadarıyla ciddi hayal kırıklıkları var. Yazar 1928 yılında Viyana’da Seksüel Danışma ve Seksüel Araştırma Cemiyeti’nin bilimsel uzman yönetmeni olmuş. Bir yandan da Komünist parti ve Freud okuluyla tartışmaları yüzünden hem partiden hem de Uluslararası Psikoanalitik Cemiyeti’nden kovulmuş. Tüm bu olanların ardından sadece hayal kırıklıklkarını yaşatanlara değil tüm insanlığa seslenmek istemiş. Kadına ve de erkeğe, burada geçen adam kelimesi her iki cinsiyeti de kapsıyor.
Şimdi gelelim bu seslenişlere, altını çizdiğim çoook fazla parağraf var ve kitabı okurken –kimse küçük adam olduğunu elbetteki kabul etmek istemez fakat her konu da olmasada bazı bazı konularda hepimiz birer küçük adamız ve hepimiz bu kitapta kendimize doğrulan eleştiri oklarının hedefi olacağız; her okun olmasa da bazı okların... ‘’KAÇMA! KENDİNE BAKMAYA CESARET GÖSTER..’’
Bu incelemede altı çizili parağraflardan bazılarını paylaşmak eminim sizi okumaya teşvik edecektir, örneğin siyaset üzerine ‘’Ama anlamadığım şey, bataklıktan çıkmak için bunca çile çektikten sonra, niçin hep daha berbat bir bataklığa gömüldüğün. Sonra, yavaş yavaş, el yordamıyla ve dikkatlice etrafı gözlemleyerek seni neyin köleleştirdğini buldum: Sensin kendi kendinin köle tüccar! Gerçek o ki, senden başka kimse, senin köleliğinden sorumlu değil. Başka kimse değil diyorum.. Yalnız sen kendi kendini kurtarabilirsin..’’ aksini iddia edebilecek olan var mı aramızda, sanıyorum yoktur. Başımızı kaldırıp dünyamıza bir baksak; ne kadar dünya demokrasi ile yönetilse de totaliter rejimlerin baskısını ensemizde hissettiğimize, bununla birlikte konfor alanımızın dışına asla çıkmadan herhangi bir savaşım vermeden kendi özgürlüğümüzü kendi elimizle bir başkasına verdiğimize, bazen gerçekten görmeyip bazen de görmek istemeyerek kabuğumuza sığındığımıza kısacası kendimizi kurtaramadığımıza şahtilik edeceğiz... ‘’Küçük adam, onlar senden de küçük adamlar. Çünkü, senin çaresizliğini kendi yaşantısından bilip, bu bilgiyle yine de seni daha da iyi daha da sert ezmek için epeyce bir küçüklük gerekir.
Bir başka alıntıda ise dini kendi boyunduruğuna almış bir kesim tarafından nasıl haşhaşla uyuşturulmuşçasına ve kolektif bir şekilde bizim gibi olmayanları ya da bizim gibi düşünmeyenleri hiç acımadan dar ağacına yolladığımızdan bahsediyor.. ‘’Ey evlilik bağımlısı küçük adam evlilik dışı doğan İsa çocuğu evlilik dışı çocu tanımayan Tanrı’nın oğlu diye yücelttin. Ama sonra kendi zalim darkafalı gerçekliğinde bu kez Havari Paulus olarak, gerçek aşkın çocuklarını kovuşturuyor ve gerçek nefretten olma çockları kendi din yasamalarının korumasıyla donatıyorsun. Arabalarınla, büyük Galilei’nin tasarımladığı köprülerden geçiyorsun. Biliyor musun, sen bütün dünyanın küçük adamı, o büyük Galilei nikah kağıdı olmadan üç çocuk yaptı? Bu konuyu okulda çocuklarına söylemiyorsun! Galilei’ye yine bu yüzden eziyet etmemiş miydin? Yazar belki fazlaca nefret dolu, belki fazlaca soluklanmadan ve de oldukça keskin cümlelerle içini döküyor ama yine de tamamına katılmamakla birlikte eminim her cümleden kendimizce doğruları ve de yanlışları çıkarabileceğiz.. Çünkü en iyi biz biliriz dinin nasıl uyuşturucu olarak kullanıldığını..
Çok fazla alıntı yazmak istemiyorum fakat beni etkileyen bi tanesini daha buraya bırakmak istiyorum..‘’Senin yaşam ve sevgi mutluluğun için gerekli ekonomik koşulları ‘’mekanizma’’ ile karıştırdın; insanların eşitliğini devletin büyüklüğüyle; büyük hedefler için kurban vermeyi körü körüne, ahmakça parti disiplini ile; milyonların uyanışını top arabalarının geçit resmiyle; aşkın özgürlüğünü Almanya’ya gelince bütün kadınların ırzına geçmekle,; yoksulluğu yok etmeyi yoksulların, zayıfların ve çöareszilerin kökünün kzınmasıyla; doğum kontrolünü on çocuklu annelere madalya vermekle karıştırdın. Kendi başına da gelmedi mi on çocuklu anne fikrin?’’ Oysaki yaşamak, yaşamaktan haz almak için ekonomiyi düzeltmeli, yoksul insanlarla düzgün bir kültür kurulamayacağını bilmeliydik. Örnekleri o kadar çok ki, refah içinde yaşamayan her ülkeye alt kültür egemen. Örneğin Pakistan ya da Afganistan.. bu alt kültüre bağlı olarak da bilinçsiz bebek doğumları.. ki hepimiz biliyoruz hakkıyla yetiştirilmemiş gençler aslında topluma bir tehdit; bunu kim inkar edebilir.. Bilnçsiz ebeveynler bilinçsiz gençler ve bilinçsiz bir ülke.. Her şeyi olmasa da pek çok şeyi yanlış anlıyoruz.. Ya da kendi oluşturduğumuz kamoyunun baskısı altında eziliyoruz. Kendi kararımız sandığımız hiçbir şey aslında bizim kararımız değil, bazen çok rahatsız oluyoruz alınan kararlardan ama sesimiz çıkmıyor.. İyiyi ve doğruyu seçmek aslında bizim elimizde tek yapmamız gereken çoğunluktan korkmadan, baskıya karşı düşüncelerimizi ifade edebilmek.Kabuklarımızı kırarak, konfor alanımızdan çıkabilmek ve doğru bir kolektif bilinç gerçekleştirmek..
Kitap o kadar dolu ki her alıntıyı paylaşmam imkansız ve tabi kitabın tam özünü verebilmem de öyle.. Biraz sarsıcı, ara ara snir bozucu bi tık da gergin hissediyorsunuz okurken fakat farklı bir bakış açısı kazanmak ve de öz eleştiri yapabilmek için okumanızı tavsiye ederim.. Kitaplarla kalın sevgili okurlar..