Mikszáth, basit bir kırmızı şemsiyenin merceğinden, insanlık durumunu, inancın gücünü ve ilahi olanın günlük yaşamda tezahür edebileceği beklenmedik yolları vurgulayan bir hikaye örüyor: Mizah, folklor ve mucizevi dokunuşları harmanlayan, kırsal Macar yaşamına dair keyifli bir keşif. Şemsiye, köylülerin günlük yaşamlarında ilahi olanla sıradan olanın kesişmesini sembolize ederek inanç, aşk ve mutluluk arayışı temalarını irdeliyor. Hicivden yararlanılan romanda köylülerin şemsiyeye verdikleri tepkilerin absürtlüğü üzerinden, insanların hayatlarında ilahi müdahale arama eğilimleri ve mucizevi açıklamaları kabul etme kolaylıkları ile ince bir şekilde alay ediliyor. Hikayenin aradalığına karşı şunu söyleyebilirim: Macar köyü ortamında geçen bir Oscar Wilde komedisi hissi veriyordu. Mikszáth'ın köy geleneklerini, sosyal dinamikleri ve köylülüğün mücadelelerini ayrıntılı bir şekilde tasvir etmesi, hikayeye bir gerçeklik katmanı ekleyerek mucizevi unsurları daha da çarpıcı hale getiriyor. Aziz Petrus'un Şemsiyesi'nin yapısını düşünmek ise hikayenin kendisinden daha keyif verici. Macar Edebiyatı'nın neden favorim olduğunu bir kez daha anladım.