Belli bir sisteme oturmuş, köklü ve sabitleşmiş kuralları ile dünyanın okul evrenselliğini, çok çarpıcı ve ispat yüklü söylemleri ile tenkid ediyor yazar ivan ıllich.
Dünyanın hemen hemen yer yerine sırayet etmiş ve artık belli bir düzene oturmuş okul kurumunu en ağır şekilde eleştiri yağmuruna tutuyor... Tabi bu söylemlerini çok gerçekçi bir dille kaleme alıyor. Söylediği ve arkasında durduğu cümlelerinin kanıtlara dayalı sözler olması, biz okurlar ve eğitim sektörünün ileri gelen öğretici kimseleri için önemli düsturlar..!
okul kurumu, yazarın gözünde bir eğitim kurumu olmaktan çıkmış, baskıcı ve toplumun yapısını şekillendiren bir araç haline dönüşmüştür. Aslında günümüz eğitim sistemlerine baktığımızda bu söylemlerin hiçte boş lakırdı olmadığını, insanların eğitilirken köleleştiğini, sosyalleştirirken yalnızlaştığını görmek zor değil. Adeta bir mankurtlaştırma projesi desek bilmem mübalağa etmiş olur muyuz?
Belli bir düzen içinde sabitleşmiş kuralları ile okul kurumu, insana kaşıkla verdiği öğretiyi kepçe ile alıyor ne yazık ki... yazarın yazdıkları gerçekten de gözardı edilmeyecek kadar önemli ve yerinde tespitler..
kitabın ilerleyen yerinde şöyle bir cümle geçiyor:"herkes nasıl yaşayacağını en iyi, okul dışında öğrenmektedir" bu cümle bana toplumumuzda hep söylenen bir deyişi hattırlattı.."hayat okulu" çevremizde ki kimselere eğitim hayatı ile ilgili bir soru yönelttiğimizde şayet okula hiç gitmemiş ya da yarıda bırakmış ise bize genellikle bu deyiş ile karşılık verirler: biz hayat okulundan mezunuz...
aslında bakacak olursak bu söz, kitabın ne söylemek istediğini, bize vermek istediği mesajın ne olduğunu aşikare ediyor...
zorunlu ve kuralcı bir eğitime tabii tutulmak; insanı sınırlandıran, onu özgürce düşünmekten alıkoyan bir rejim adeta.. bu rejimde bireyler daha sınırlı bir vizyon ile dünya denen manzaradan bakabilirler herşeye..
Ama okul kapısından hiç girmemiş bir birey bazen bakıyorsunuz diploma ve sertifika sahibi kimselere nazaran daha bilgiç bir tavır sahibi, kapsamlı düşünebilen ve daha realist doktrinleri olan kimseler çıkabiliyorlar. bu demek oluyor ki yazar yazdıklarında hiçte haksız sayılmaz.. insan eğer öğrenmeye aç ise ve fikir sahibi olmak istiyorsa bunu okulsuz da elde edebilir. insan kendini keşfetmek ve kendinde derinleşmek istiyorsa,sınırları ve kuralları olan bir merkeze entegre etmesin benliğini...
buraya kadar ki süreçte okuduklarım bana iran yapımı bi kısa filmi hatırlattı.. two&two orjinal ismi : دو با دو aslında kitabın özeti niteliğinde bi film.kitabı okuyup anlamayan kimseler için ideal...
yazar kitabın ilerleyen safhalarında eğitim kurumlarının toplumsal eşitsizlikleri arttırdığını, sosyoekonomik durumları gün yüzüne çıkardığını ve bu doğrultuda bireylerin kendilerini kötü hissetmelerine,maddi geliri iyi olanlara karşı kendini düşük ve acınak hissine kapılacaklarına değiniyor.. bireylerin maddi durumu iyi olanlarla kötü olanların beraber eğitim görmelerini tasvip etmediğini, bu durumun düşük bütçelerle yaşayan kimseler için rencide edici bir hal aldığını ifade ediyor. durumu iyi gelirli ve düşük gelirli olarak ayrı eğitimlere tabi tutmak yine ayrıştırmacı bir düşünce olacağından ötürü her iki çözümünde çözümsüz olacağını ileri sürüyor.. diğer taraftan okulun getirdiği tüm bu sorunlar karşında alternatif öğrenme biçimlerini, kişiselleştirmiş eğitim modellerini bireylere sunuyor. tıpkı modern tıp için önerilen alternatif tıp gibi..
açıkçası okurken henüz eğitim hayatı devam eden okurlar için kafada soru işareti bırakacak bir eğilimi olan eser, ben de de çokça teesirini bıraktı diyebilirim. okul hayatını bırakıp hayat okuluna doğru süzülsem mi sorusunu dedirtmiyor değil.
youtu.be/kHOOV83j7bo?si=...