Size gerçek,gerçeğin ta kendisi olarak diyorum ki : Toprağa düşen bir buğday tanesi yok olmazsa,yalnızca bir buğday tanesi olarak kalır;ama yok olursa, o zaman bereketli ürün doğurur.( İncil-Yuhanna)
Dostoyevski’nin en son başyapıtı olan ve bu özelliğiyle, Dostoyevski’nin diğer tüm eserlerini ihtiva eden bu eser, insanı o hassas dönüm noktalarından birine sokabilecek potansiyelde bir yapıya sahiptir. Kitabın başında detaylı olarak gördüğümüz Karamozov ailesi, çok dinamik ve kendi içinde farklı karakterlere ev sahipliği yapan bir yapıda karşımıza çıkar. Ailenin babası olan Fyodor Karamozov, sefahete ,alkole,paraya ve kadına düşkün bir tiplemedir. İlk evlendiği eşinin ölümüyle kendisine kalan miras ile zenginleşen bu karakter, harcamayı ve hazı yansıtır niteliktedir. Çocuklarına önem vermez, hatta onların kulübede yaşamalarına aldırış etmez.Evsiz bir kadına tecavüz ederek gayri meşru çocuğu olur ancak bu çocuğu kendi uşağı yapar. Hayatı,dini çok önemsemeyen bir yapıdadır. Dmitri Karamozov, ilk eşten olan en büyük çocuktur. Kişilik yapısı itibariyle babasının sefahet ve kadın düşkünlüğü onda da vardır. Fakat bunlara ek olarak, Dmitri’de vicdan kavramının varlığını da sezeriz. Bir yandan yapmaması gereken şeyleri yaparak kendisini kötü durumlara sokarken, bir yanı da bu yaptıklarının günah olduğunu ve yapmaması gerektiğini kulağına fısıldıyor gibidir. Ama bu yaptığı yanlışları düzeltmek için anlamlı bir adım atmaz, tembel ve kabullenmiş bir yapıdadır. Felsefi ya da ahlaki fikirlere aldırış etmez. Güdüleriyle hareket eden bir yapıya sahiptir. Fyodor Karamozov yani babasıyla aynı kadından hoşlanması (Gruşenka)ve alması gereken miras parasını tam alamaması gibi sebeplerden ötürü babasına karşı öfkelidir. Sık sık çatışma yaşarlar.Fyodor’un ikinci eşinden en büyük oğul, Dmitri’den sonra ortanca çocuk İvan Karamozov. İvan, romanın entelektüel kişisidir.Ateisttir ve fikirlerini açık bir şekilde dile getirmekten çekinmez. Aileyle yakın bir ilişkisi olmamıştır,uzak bir şehirde yaşamıştır. Babasından hoşlanmaz hatta bir derece kadar da nefret eder. Kardeşleri arasında en iyi anlaştığı Alyoşadır. İkinci eşten ve en küçük oğul olan Alyoşa, İvan karakterinin tam tersi bir istikameti simgelemektedir. Kendini manastıra kapatmış ve Zosima isimli ünlü bir rahipten eğitim almıştır. Rahip olmak hedefidir.Zosima’nın ölümü ve daha başka sebeplerden ötürü rahipliği bırakmıştır. Ama sevginin eylem ve değiştirici gücünü her zaman hayatının odak noktasına koymuştur. İlyuşeçka hikayesinde tanık olduğumuz etki,bunun tezahürüdür. Smerdyakov, Fyodor Karamozov’un gayri meşru çocuğu ve uşağıdır. Sonradan Dmitri’nin üstüne patlayan cinayetin gerçek müsebbibidir. Dmitri’nin nişanlısı Katya, İlyuşeçka’nın arkadaşı Kolya gibi bir sürü yan karakter de mevcut. Ancak benim amacım tüm kitabın özetini belirtmek değil, felsefesini ve ben de uyandırdığı etkiyi betimleyebilmek. Bu sebeple bu karakterler yeterli olacaktır.
Olay örgüsünü de tek tek buraya yazmayacağım. Önemli gördüğüm ve not etmek istediğim önemli yerler var sadece: Büyük engizisyoncu bölümü, Fyodor Karamozov cinayeti, Zosima’nın ölümü, İvan’ın delirişi, İlyuşeçka’nın ölümü.
BÜYÜK ENGİZİSYONCU
Bu bölüm, kitapta en önemli gördüğüm yer ve kitabın ana sorunun işlendiği yer olduğu için ayrı bir önem teşkil etmekte.İvan ve Alyoşa’nın karşılı diyaloglarıyla başlayan bu pasajın ana konusu, Tanrı’nın varlığı ve kötülük problemidir. İvan ,küçük yaşta öldürülmüş bir çocuğu örnek gösterir ve kötülük problemini öne atar. Bu tartışmalardan sonra İvan’ın yazdığı Büyük Engizisyoncu bölümüne geliriz .Hikayeye göre İsa ahir zamanda tekrardan dirilmiştir ve insanlara ilahi vahyi anlatmaktadır. Görevliler, yeniden dirilmiş İsayı manastıra, Büyük Engizisyoncu’nun yanına getirirler. İsa ve engizisyoncu konuşmaya başlar. Şeytan haklıydı der Engizisyoncu ve devam eder, İsa ile şeytan arasındaki hikayeden söz açar. Bu hikayede , Şeytan İsayı ayartmaya çalışır.
1.ayartma: Eğer gerçek Tanrı oğluysan, şu taşlara söyle ekmek olsunlar.
İsa şeytana şu cevabı verir: İman,bedensel ihtiyaçlardan bile önemlidir.
2.ayartma: Eğer gerçekten Tanrı oğluysan, mabedin en yüksek yerinden aşağı atla. Çünkü yazıldığına göre, Tanrı seni tutmaları için meleklerini gönderecek.
İsa şeytana şu cevabı verir: İman, mucizelere ihtiyaç duymaz.
Sonra şeytanla İsa, tüm şehri görecek bir tepeye ulaşır.
3.ayartma: Bana bir kez tapınırsan,tüm bunları sana veririm.
İsa şeytana şu cevabı verir: İman zorlama ile değil,özgür irade ile gerçekleşir.
Bu cevaplar doğru değildir der Engizisyoncu.
İnsanlar, bedensel ihtiyaçlarına imandan daha çok önem verir
İnsanlar, iman etmek için mucize görmek isterler
İnsanlar, özgür iradelerini kullanmayı beceremezler,iman etmezler.
Büyük Engizisyoncu’nun temelde söylemek istediği şey şuna çıkmaktadır: İsa, evet sen ideal bir iman için bu kuralları getirdin. Bedensel ihtiyaçları yok sayabilecek, mucizelere gerek duymayacak, özgür iradelerini kullanabilecek kişilerin iman etmesini istedin. Ama bu idealin uğruna, insanlığın çoğunluğunu kurban ettin. Çünkü onlar, bunları yapmaktan acizdirler. Sen ,kendini insanlık için değil, gerçek imanı elde edecek insanlar için kurban ettin. Ancak şeytanı dinleseydin, İlahi emri daha fazla insana yayabilirdin. Açlıktan ölen insanlar ya da senin varlığından şüphe duyan insanlar olamayacaktı. Özgür iradelerini kullanamayan aciz insanlardan alacaktın bu gücü ve hakikate ulaştıracak bir boyun eğdirmeyle insanlığı kurtaracaktın şüphesiz. Sen, insanların çoğunluğundan fedakarlık etmiştin;bu sefer ettiğin fedakarlık , senin kendi kişiliğin ,idealin ve özgür irade olacaktı.
İvan, bu yazısında tabii ki Büyük Engizisyoncuyu savunmaktadır. Alyoşa ise İsayı. Dostoyevski, Büyük Engizisyoncu bölümünde ateizm felsefesini verirken, hemen ardındaki bölümde Peder Zosima’nın ölüm döşeğindeyken söylediği şeyleri aktarır. Teizm felsefesi de burada karşımıza çıkar.
Başka bir açıdan bu pasaja yaklaştığımızda şunu görürüz: İnsan olarak hepimiz, bazı şeylerden ödün veririz. Bu ödün verdiğimiz şeylerin değeri ve önemi değil midir bizi daha değerli ve verdiğimiz ödünden üstün yapan? İsa da Büyük Engizisyoncu da büyük ödünler vermiş insanlar. Büyük Engizisyoncu ödün kavramına ,daha bireyci ve insanın kişiliğinin temelinde kötülük var varsayımı ile yaklaşırken, İsanın ödün kavramı daha toplumsal bir nitelik taşır ve insanın temelinde iyiyle kötüyü ayrıt edebilecek varsayımına inanır. Bedeller, karşılığında verdikleri şeylere hizmet için vardırlar. Hangi taraf daha haklıydı? İsa da kendi hayatını feda etti, Engizisyoncu da. İkisi de idealistti. Ama hangisi haklıydı? Bunun cevabı hiçbir zaman olmayacaktı. Günah, bireysel olmaktan uzak ,toplumsal bir kavram bakıldığında. İvan’ın babasının cinayetinde kendisini suçlu hissetmesi gibi. Direkt o öldürmedi babasını evet ancak Smerdyakov’a öldürme fikrini yeşertecek felsefeyi o aşıladı. Günah zincirler halindedir. İnsan olarak sadece salt bir birey olmaktan uzakta, toplum ve içinde yaşadığımız doğayla bütünleşik haldeyiz. Bu zincirler bize ne göstermektedir? Adem ve Havva ‘nın günahını tüm insanlığa yükleyen bu felsefi temel haklı mıydı? Haklı tarafı da vardı, haksız tarafı da, her şey de olduğu gibi. Bu kitabın özelliği, ahlaki olsun, dini olsun tüm insanoğlunun kurduğu ve yaşadığı,kendi varlığında içselleştirdiği her şeyin gri olmasıdır. Taraflar arasında net bir doğru bulunamaz. Bu hikayelerde tanık olduğumuza benzer şekilde.
KARAMOZOV CİNAYETİ
Dostoyevski’nin kişisel hayatında da gördüğümüz baba nefreti,babayı öldürme teması vardır burada. En büyük eserlerin,filmlerin temelinde olan baba figürü ustaca işlenmiştir. Babanın öldürülmesi sahnesini anlatırken dolambaçlı yolu tercih eden yazar, kimin cinayeti işlediği konusunda bizi fikir karışıklığına sürükler. Bunu yapış şekli ustacadır. Çocuklarına,ailesine değer vermeyen ve ismen sadece baba olan bu karakterin öldürülüşü, kültürel ve dini olarak da yorumlamaya açık bir konumdadır.
ZOSİMA’NIN ÖLÜMÜ
Bu bölümde trajik bir son verir bize ve ana karakterimiz olan Alyoşa’nın gelişimi için bulunmaz bir fırsat sağlar. Alyoşa’nın fikir babası Zosima öldüğünde, manastırda bir hengame ve başlar ve cenaze töreninde bir kalabalık peyda olur. Herkes, bu büyük zatı son anında uğurlamak için gelmiştir. Ancak, ölü yıkanmaya alındığında beklenmedik bir şey olur. Ölü kokmaktadır. Normal insanlar için normal sayılabilinecek bu durum, bu büyük şahsiyet için aşağılayıcı bir duruma bürünür. Ordaki herkes bunun kötü bir alameti gösterdiğini söyler, kalabalık arasındaki provakatörler halkı galeyana getirir ve Zosimanın şahsiyetine hakaretler edilir. Alyoşa o an, cenaze törenini terkeder. Yüksek ihtimalle içten içe farkettiği şey, bu kadar yüceltilmiş bir insanın bir anda bu kadar değersiz görülmesidir. Onun için gerçekten iman eden ve gönülden, mucize aramadan bu şahsiyetin büyüklüğünü kavrayanlar yok denecek kadar azdı. Bu duruma düşmemek ve hiçbir zaman mistisizmin bu karanlık yuvasına adım atmamak , Alyoşayı değiştiren bir düşünce yapısıydı.
İVAN’IN DELİRİŞİ
İvan, babasının ölümünden kendisinin de sorumlu olduğunu düşünür. Babasını öldüren uşağa bu hayatta bir anlam yoksa her şey mübahtır felsefesini o söylemiştir. İvan bir yandan dinlere karşı sert bir tavır alırken, ahlaki kuralları hor görürken, bir yandan da bunların gerekli olduğunu savunur gibidir. Ona göre din, işe yarar bir yapıdır ve tabiri caizse koyun sürüsünü kontrol altında tutar. Kendisi gibi bu durumun üstünde olan ve kendini aşmış kesimin Tanrıyı kabul etmesine gerek yoktur. Üst insan fikrine benzer bir görüştür bu. Ancak babasının ölümüne sebep olan bu düşünce sistemi, onun delirmesine sebebiyet verir. Zira kendi içinde çelişkiler yaşayan İvan, günahı kabul etmek zorunda hisseder kendisini. Delirmesinden sonra çok felsefik ve önemli bir pasaj olan , İvan’ın şeytanla konuşması sahnesine geliriz. Şeytan kendi tarafından, Tanrı huzurundan kovulma hikayesini ve Dünya’ya geliş amaçlarını açıklar. Çok ilginç ve detaylı yazılması gereken bu bölümü şimdilik es geçiyorum. Dostoyevski romanlarında, ateist karakterleri en son kötü sona maruz bırakarak kendisine bir mesaj veriyor gibidir, kendi içinde çözümleyemediği ve ruhunun bir taraftan Alyoşalık bir yandan da İvanlık yaptığı, buna çözüm olarak da İvanlığını kötü sona maruz bıraktığı fikirler arasındadır.
İLYUŞEÇKA’NIN ÖLÜMÜ
Kitabın nerdeyse başında Dmitrinin sarhoşken bir yüzbaşıyı dövdüğü hikayeyi görürüz. Bu yüzbaşı sonrasında şerefinden ,işinden ve parasından olmuştur. Sokakta yürürken bir grup çocuk görür Alyoşa. Bir sürü çocuk, tek bir çocuğa taş atmaktadır. Bu çocuk İlyuşeçkadır. Sonrasında Alyoşaya da saldırır. Dmitrinin kardeşi olduğu için. Olaylar sonra gelişiyor buraları geçiyorum. En son da, İlyuşeçka hastalanır ve ölür, arkadaşları da cenazeye gelir. Alyoşa, tüm bunlarla ilgilenmiştir ve tüm çocukların arasını yapmakla kalmayıp sevgilerini de kazanmıştır. En son tüm çocuklar Alyoşaya
Yaşa Karamozov derler. Karamozov isminin bu değişimi, Alyoşanın sevgi eyleminin tezahürü değilde nedir?
Bu kitapla ilgili birçok şey daha yazılabilirdi. Bu yazdıklarım, kitapların derinliği yanında hiçbir şey. Bu kitap, insanın en derin psikolojik ve felsefik sorunlarını işlemiş bir başyapıttır.