İçinde bulunduğumuz 21. yüzyıl, teknolojik açıdan ve tüketim açısından korkutucu bir boyut aldı. Sürekli yeni ürünü almaya sevkeden Apple, telefonu yenilemenin statü belirleyicisi sayıldığı anlamsız bir çağı başlattı. Instagram, Twitter, Facebook, Youtube, Tiktok, Snapchat derken zihnimiz anlamsızca parçalara bölünüyor. Netflix, Disney, BluTv ile sinema sanki evimize geliyor. Uygulamalardan müzik dinlerken bile, müzik zevkimize göre insanlarla matchleşir hale geldik. Randevuya çıkmak, gerçek hayatta flört etmek yerine flört uygulamalarından sağa kaydırarak aik hayatımızı yönetir hale geldik. Her şeyin kolayına kaçar olduk, zaman değerli dedik; ancak bu zaman yönetiminde de zihnimiz pek çok değişkene mahsur bırakıldı. Bunun yanında çılgın bir tüketim toplumu olduk, her şeyi tüketir hale geldik: Kendimizi, birbirimizi, insanları, zamanı, ürünleri, statüyü, doğayı, aşkı, samimiyeti... İşte tüm bunların içinde ayakta kalabilmenin inceliklerini Matt Haig'in yazmış olduğu "Nevrotik Bir Gezegenden Notlar" adlı kitabında görüyoruz. "Peki nedir bu nevrotiklik?" dediğinizi duyar gibiyim. Nevrotiklik; bir kişinin hayatında yaşadığı zorlukları, kaygıları, depresyonu ve içsel sıkıntıları tamamen içeren bir kavramdır. Terimin tanımından, kelimenin çağımıza ne kadar uygun olduğunu anlıyorsunuz. Haig de bu yüzden böyle bir adı tercih ediyor kitabına...
Modern dünyada yaşamak ile psikolojik sağlık hakkında doğru orantı kuran Matt Haig, "Çılgın bir dünyada çıldırmadan nasıl yaşarız?" düşüncesiyle bu kitap için yola çıkıyor. Haig, ne hissettiğimizin ve psikolojik sağlığımızın günümüzde ne kadar önemli olduğunu ortaya çıkarmak istiyor. Tüm bunları anlatmak için kendi deneymlerinden ve duygudurumlarından yola çıkıyor. Kaygı bozukluğu, anksiyete, panik atak ve depresyonla savaşan kişilere bu kitabıyla bir rehber olmak istiyor. Aslında herkesin hayatında olan hislerden bahsediyor, gözünü bu sorunlara kapatanlara bir "farkındalık" yaratmanın peşinde. İçinde bulunduğumuz 21. yüzyıl dünyasının kaygılarımıza ve depresyonumuza nasıl katkıda bulunduğunu akıyoruz. Yazarımız yalın bir dil kullanıyor; ancak tabii ki romanlar ı kadar sürükleyici bir yapıt bulamıyoruz.
Matt Haig, kitabı bir tartışmayı kazanma hırsıyla, bir kaygı ve depresyon nöbetiyle başlıyor kitabını... Bundan kurtulmak için aırı teknoloji yüklemesinden kurtulmak zorunda; görsel-yazılı ve sosyal medyadan uzak durarak, meditasyon ile yogadan yararlanarak ve dışarı çıkarak bu krizi atlatıyor. Kendimiz olan iyi olan seçenekleri değerlendirmemizi, insanların her şeye ihtiyacı olmadığını düşünüyor. Telefonların kameraları sayesinde herkesin bir haber muhabiri olduğunu, haber kaynaklarımızın artık sosyal medya olduğunu belirtiyor. Haig'e göre haberler, günümüzde insanların kaygı bozukluğunu ve zihnini etkiliyor. Ona göre teknolojinin değişim hızı korkutucu boyutta ve insanlar giderek teknolojik bir hayat yaşamak durumunda kalıyor. İnsanların artık şimdiyi değil geleceği yaşamak için programlandığını anlatıyor. Dış görünüşünden memnun olmayan insanların, bu durumu sanal dünyada istedikleri gibi değiştirebilmelerini ve dijitalleşmelerini eleştiriyor. İnsanların zamanı saplantı haline getirmesini, zamana hizmet etmesini eleştiriyor.
Sosyal medya ve dijitalleşmenin etkisiyle insan hayatlarının aşırı yüklendiğini ve dünyanın giderek daha küçüldüğünü ifade ediyor Haig... Yaşadığımız sosyal medya çağında aynalama metodunun önem kazandığını, insanların zıt görüşlerde bilr olsa birbirlerinin duygudurumlarını anlayabildiklerini belirtiyor. Kişinin mutlu olmak için gerçek hali ile hayalindeki ya da sanal halini kıyaslamaması gerektiğini öngörüyor. Günümüzdeki haber anlayışını ve haber programlarını tenkit ederken, yüzeysel kaldıklarını ve büyük resmi yansıtamadıklarını ifade ediyor. Kalabalık yalnızlıktan bahsediyor. Panik ataklardan korunabilmenin yollarını paylaşıyor. Çağımızda farkındalığı arttırmanın, konuşabilmenin ve acıyla yüzleşmenin önemini ifade ediyor. Çalışma kültürüne değiniyor, ruhsal çöküntü yaşamadan çalışabilmenin yollarını açıklıyor. Geleceğimizi şekillendirebileceğimizi ve bunu alanlara bölerek yönetebileceğimizi düşünüyor.