·176 syf.····Okunma: 20 Nisan 2024 00:00 İlksöz: Kimim ben bu toplumun içinde.
Bir erkeğin en mutlu olduğu anların başında eşinin hamile olduğunu öğrenmesi gelir. Bu genel düşünce her toplumda aynıdır değişmez. Ama bazı toplumlarda hamilelik haberinin sevinci kısa sürer, çocuğun cinsiyeti endişelendirir baba adayını. Hele hele kadının toplumda neredeyse yok sayıldığı bir yerde kız çocuğu utançtır baba için, erkek çocuğu ise bir o kadar övünç kaynağı.
Hacı Ahmed, eşinin her hamileliğinde endişeleri giderek artan bir Faslı babadır. Bu haberler ona göre ne yazık ki kötü sonuçlanmış, eşi her doğumunda yeni bir kız çocuğu vermiştir Hacı Ahmed'e. Adaklar, muskalar, ilaçlar ve daha yapılacak nicesi yapılsa da yedi kız çocuğuna sahip olmuştur sonunda. Evden çıkamayan yedi kız çocuğu gibi kendisinin de toplum içine çıkacak yüzü kalmamıştır. Başını yerden kaldıracak erkek çocuk haberi hiçbir doğumda gelmemiştir kendisine. Eşi yeniden hamile kalıp doğum yaklaşınca Hacı Ahmed'in yine bir kız çocuğunu kabullenecek gücü kalmamıştır artık. Bu çocuk erkek olacaktır o kadar. Bütün tedbirlerini alır, eşini susturur, ebeyi ayarlar ve gelen sekizinci kız çocuğunu erkek olarak duyurur cümle aleme. Anne dışında kimse yaklaşmaz aileye yeni katılan Ahmed'in yanına. Böylece sır bir şekilde herkesten, hatta kardeşlerinden bile saklanır, Ahmed kendini bilmeden bir erkek gibi büyür. Çocukluk evresinde "erkek" olmanın tüm avantajlarını kullanır, eve hapsolmuş kız çocuklarından öte özgür bir erkek! çocuk hayatı yaşar Ahmed, kendinin de kim olduğunu bilmeden. Ancak ergenlik başlayınca bazı şeylerin farkına varacaktır.
Tahar Ben Jelloun, özelde Fas toplumunda, genelde tüm Arap toplumunda var olan kız çocuklarının doğum anından başlayarak yok sayilma sürecini işler. Toplumun sıkıntılı bakış açılarını, özellikle kız babaları üzerinde uyguladığı baskıyı yansıtır. Zaten bu baskının sonucudur Hacı Ahmed'i bu yola iten. Hikâye ilerledikçe, Ahmed büyümeye başladıkça bu kez onun yaşadığı zorlukları aktarır, kim olduğunu fark eden ama hayatına farklı bir cinsiyetle devam etmek zorunda kalan Ahmed'i.
.
Konu, toplumsal eleştiriler, çocuklara yüklenilen anlamsız cinsiyet ayrımcılığı, Ahmed'in, yaşı ilerledikçe karşılaştığı zorluklar, sıkıntılar vb derken konu hayli ilginç olsa da maalesef dil ve anlatım çok yordu beni. Ahmed'in hikâyesini, bizim kültürümüzde var olan meddah gibi bir anlatıcı aktarıyor. Her gece geldiği kahvede hikâyenin bir bölümünü anlatıyor. Ama bu aktarım o kadar ağdalı bir dille yapılıyor ki açıkçası ben bir yerden sonra hikâyeden kopmaya başladım bu dil yüzünden. Anlatıcı o kadar çok "sanat için sanat" yapıyor ki halkın bir kelimesini bile anlamadığı Divan Edebiyatı çıkıyor karşımıza. Gerçi biz kelimeleri, cümleleri anlıyoruz da ne anlatmak istediği konusunda soru işaretlerimiz çoğalıyor. Ortada, Ahmed'in olayın farkına varması ile yaşadığı psikolojik durumlar, yaşı ilerledikçe toplumun içinde bir erkek olarak yaşamanın zorlukları vb konular varken, bunlar derinlemesine irdelenmezken sıradan bir hikâyenin içinde buluyoruz kendimizi. Belki de hikâyenin basit olduğunun farkında ki yazar ağdalı dille, hani günümüz terimiyle "edebiyat parçalayarak" bu basitliği örtmeye çalıştı kim bilir.
.
Yazardan okuduğum Işığın O Kör Edici Yokluğu'na göre çok aşağılarda kaldı eser. Kutsal Gece kitabından önce okunması önerilmiş ki ben de bu yüzden okudum açıkçası. Ama yine de daha çok şey bekliyordum. Karar sizin. Kitapla. Sağlıcakla.
.
.
.
Sonsöz:
Erkek doğmak fena değil... Kızsan eğer felaket. Gün sonunda ölümün geçtiği yola rastgele konan bir mutsuzluktur.
.
.