Ümitliydim…
3/10
·416 syf.··
2025 2. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 06 Ocak 2025 22:09
(Spoiler içerir.) Ben yazarı sosyal medya üzerinden takip ediyordum. Diğer Wattpad yazarlarına nazaran çeşitli bir okuma yelpazesine sahip olduğundan ve okuduğum incelemelerde bu kitabın diğer Wattpad kitaplarından ayrı bir kulvarda olduğu söylendiğinden Gümüş Yürek’i okumaya karar verdim. Meğerse dümdüz ketenpereye getirilmişim. Kitap Tolkienvari bir evren anlatısıyla başlıyor. Yoğun atmosfer inşası, uzun uzadıya betimlemeler, arkadaşlık teması ve tüm karakterlerin üzerine yapışmış iyilik meleğivari bir ponçiklik. Her ne kadar bu tema bana çok hitap etmese de başlarda oldukça başarılı bulduğumu itiraf etmeliyim. En azından bu kısımları okurken kendimi bir Wattpad romanı okuyor gibi hissetmemiştim. Yazar, anlattığı hikayeden ve evrenden emin gibi bir hissiyat vermişti bana. Lakin bu tema ansızın kırıldı ve kitap birden Locke Lamora'nın Yalanları tarzı bir evrene döndü. Kurguya, Centilmen Piç serisindeki Camorr’un yan sanayisi olan Veylinton isimli bir hırsızlar şehri eklendi. Meğer bizim ponçik karakterlerimiz eskiden işkenceci bir grupmuş da bizim haberimiz yokmuş. Fakat yanlış anlaşılmasın, bizim haberimiz yokmuş derken bu topluluğa yazarı da dahil ediyorum. Zira kendisinin kitabı yazmaya başlarken böyle bir lore planlamadığına o kadar eminim ki… Fakat Centilmen Piç serisinden ayrılmasını sağlayan saçmalık dolu farkı; bu grubun, patronlarından kaçmayı başardıklarında iyilik dolu kalplerinden bir dirhem dahi kaybetmemiş olmaları. Öyle ki bizi onların iyi olduğuna inandırmak için yazar resmen sayfalar boyu dil dökmüş. Yok hiç paraları yokmuş, açlarmış, yok zorlanmışlar, yok şöyleymiş, yok böyleymiş… Tamam, eyvallah, dediğin gibi olsun, kötü yola bu şekilde bulaşmış olabilirler. Ancak yıllar boyu işkencecilik yaparken karakterleri hiç mi sertleşmemiş? Normalde böyle olması beklenir çünkü, basit insan psikolojisidir bu. Ama yok, onlar ne olursa olsun pirüpak… Bu “Hırsızlar Şehri” ile ilgili bir başka eleştirim de şu: Ulan, bize en başta Feyler insanların aksine barışçıl, hırsla bencillikle işi olmayan canlılar olarak anlatılmadı mı? Bu yüzden başka bir dünyaya göç etmemişler miydi? Tüm evren bunun üzerine kuruluydu hani! Ama Feyler o kadar barışçıl(!) ki göç ettikten sonra kurdukları düzende bir nevi kast sistemi var, otorite figürleri var, hırsızlık var, katillik var, dolandırıcılık var. Var da var… E o zaman neden insanlardan kaçtınız, neden onları öcü ilan ettiniz? Halbuki sizin de insanlardan aşağı kalır bir yanınız yokmuş. Bir de evrene sürekli yeni fantastik türler eklenmesi meselesi var. En başta bize bu dünyanın feylere ait olduğu, onların da aralarında çiftçi-şifacı-darka olarak bölündüğü söylenmişti. Daturalar, cadılar ve doğrucular ansızın belirdi resmen. Üstelik daturaların kurguda hiçbir şeye hizmet ettiği de yok. Sadece bir tane çocuğu öldürdüler -o da kimsenin umrunda olmadı-, bir de bir tanesi yolculukları esnasında karşılarına çıktı. Bunun haricinde hikayeye kattıkları hiçbir şey olmadı. Eira’nın daturayı öldürmesi tam bir komediydi zaten. Kız literal olarak 2 (iki!) gün bıçak eğitimi aldı ve bir askerin öldüremediği canavarı biçti geçti. Hocam biraz yavaş mı olsak ya? Kim oluyor da bu kız böyle bir şey yapabiliyor; KGB ajanı mı, özel harekat mı? Söyleyin de ona göre değerlendirelim. Yazarın üslubuna geçecek olursam, iç monolog okumayı seven biri olarak, artık bir süre sonra gına geldi. Kitap bitse de kurtulsam diye düşündüm. Sıradan bir konuşma esnasında dahi diyaloglar arasında paragraf paragraf Eira’nın düşünceleri anlatılmış. Hayır, gerçeklik sınırları içinde değerlendirilince insanın bu kadar kısa bir süre içinde bunca şeyi düşünmesine fırsatı bile olmaz. Betimlemeler desen, ayrı bir facia… Her şey uzun uzadıya tasvir edilmiş ama asıl önem arz eden kısımlar yok. Büyünün nasıl göründüğü üstünkörü geçilmiş, Eira’nın Doğal Denge’yle konuştuğu bölümlerde hiçbir duysal uyarandan bahsedilmemiş, Marlo’nun kanatlarının nasıl oluştuğundan, nasıl göründüğünden hiçbir şey anlamadım zaten. Ama kitabı inceleyenlere sorarsanız betimlemeler süper… Gereksiz şeyleri sayfa sayfa tarif edince iyi betimleme olmuyor maalesef. Şu kitaptan önemsiz iç monologları ve betimlemeleri çıkarsak sayfa sayısı yarıya iner, yemin ederim. Yazar diyalog yazımı açısından da sınıfta kaldı, maalesef. Özellikle Zaina’nın geçmişini anlatmaya başladığı sahnede cringe’ten kızardım. Kıza kimse sormadı bile! Bir de ballandıra ballandıra anlatttı ya. Üç beş cümleyle özetlenebilecek meseleyi sayfalar boyunca okuduk. Bunu yapan tek kişi Zaina da değildi. Tüm karakterler olur olmadık yerlerde tüm hayatlarını en ince ayrıntısına kadar anlatma eğilimindeydi. Sanırım yazar bu vesiyleyle okurların ve karakterlerin birbiriyle bağ kurmasını amaçlamış ama gerçek hayatta kimse böyle konuşmaz. KİMSE! Fakat tüm bu saçmalıklara rağmen yazarın anlatım dili diğer Wattpad yazarlarının üstündeydi. Karakterler mal gibi hareket etmiyordu mesela, konuşmalarında biraz da olsa olgunluk vardı. Atmosferin içine çekme konusunda -abartıya da kaçsa- fena değildi. Güzel işlenemese de konu bakımından üstündü. Devam kitaplarını okur muyum, okumam kesinlikle. Fakat okuyanı da anlarım. Zira işin sonunda kitap bana pek çekici gelmese de okunmayacak kadar kötü değildi.
1000Kitap
Gümüş Yürek 1D. N. Archeron · Guardian Yayınları · 20241,673 okunma
··
1.852 Gösterim
2 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
İnsan dünyasında feraller yoktu. Güçler dengesiz dağıtıldığında barışçıl düzenin bozulmuş olması çok normal bence. Hem geldikleri yeni dünyanın bazı feylerden büyüleri emip yeni türler ortaya çıkardığı söylenmişti. Sonradan çıktıkları ve sayıları az olduğu için doğruculardan, cadılardan daha sonra bahsedilmiş olabilir. Sonuçta yeni bir dünyaya ait bilgilerin hepsini direkt veremeyiz. Ama betimleme konusunda ve karakterlerin direkt geçmişlerini anlatmaya hevesli olmaları konusunda çok haklısınn
Favori sahnem Zaina'nın saçlarını siyah yapmak için bir cadının yanında çırak olmayı kabul etmesiydi👍
Alzena Alzenova
Gönderi Sahibi
kafasına kömür sürse bile saçları kapkara olurdu. zaina ablam çırak olmaya yer aramış…