·260 syf.··Beğendi
···Okunma: 08 Ocak 2025 12:22 Hepimizin varoluşunu sorguladığı, anlamsızlık duygusuyla çepeçevre sarıldığı ve özgürlüğünün cevaplarını bulmak istediği zamanlar olmuştur. Sıradan bir hayatın sıradan bir insanı olan Antoine Roquentin böyle mücadele ile karşımıza çıkıyor ve yaşadıklarını günlüğünden okuyoruz.
Fransa'nın küçük bir kasabasında yaşayan Roquentin geçmişe olan ilgisi sebebiyle bir biyografi yazmaya çalışır. Zamanla her şey ona anlamsız gelmeye başlar. En basit nesnelere bile yabancılaşmaya başlar. Bulantı olarak nitelendirdiği bu durumlar onu varoluşunu sorgulamaya iter. Nesnelerden sonra doğal olarak kendi varlığı da ona ağır gelmeye başlar. Var olan nesneler kendi haliyle bile ona artık bulantı vermektedir. Bununla başa çıkmak için kendi seçimlerini ve bilincini kullanmayı dener. Nesnelerin ve bireylerin varoluşlarını gözledikçe tek başlarına bir anlam taşımadıklarını fark eder. Bu durum özgürlük duygusunu pekiştirir. İnsan hayatının anlamını kendi yaratmak zorundadır. Roquentin’in yolculuğunda karşılaştığı karakterler onun içsel yolculuğuna farklı şekillerde ayna tutar.
Okurken, karamsarlığın diplerine kadar indiğim çok fazla an oldu. İçinde bulunduğum anın gerçekten içinde olmak istediğim an olup olmadığını bile bilmiyordum. Var olmak gerçekten ne ifade ediyor? Ben sadece bu halime var mıyım, gibi sorular aklımın odalarını doldurdukça bazen sıkıldım bazen bunaldım. Evet, bu kitap sizi baştan aşağı düşünmeye iten bir kitap. Varoluşa dair fikirleri kitabı bıraktığınız anlarda bile uzun süre zihninizi meşgul edecektir. Yaptığı betimlemeler, çevredeki nesneleri en ince ayrıntısına kadar felsefi bir sorgulamayla birleştirir.
Yalnızlığın doruklarında gezdiğim bu zamanlarda şu alıntısıyla noktayı koyuyorum.
''Yapayalnızım ama bir kente inen ordu gibi yürüyorum.''