·372 syf.··Beğendi
···Okunma: 08 Ocak 2025 12:38 Büyük Defter - Kanıt - Üçüncü Yalan yaklaşık bir yıldır karşıma en çok çıkan kitapların başında geliyor. Kitaba başlarken hayal kırıklığına uğramaktan korkuyordum çünkü uzun bir aradan sonra yeniden okuma alışkanlığıma dönmeye çalışıyordum.
[Büyük Defter]
Üçlemenin ilk kitabını okuduğumda bayıldım. Savaş dönemi romanlarına bayılırım. Savaş döneminde cepheyi değil cephe gerisinde kalanları okumaya bayılırım. Bunlar yetmiyormuş gibi olayları çocuk gözünden okumak mı? Bıçaklandım. Büyük Defter boyunca adlarını öğrenmediğimiz çocukların anneleri tarafından anneannelerine emanet edilmesiyle olaylar gelişiyor. Anneanneleri tarafından bakılmaya bırakılan çocuklar, sevgisizlik, savaş ve acımasızlıkla şekillenen bir dünyada hayatta kalmayı öğreniyor. Bu süreçte, öz benliklerini kaybedip adeta acımasız birer hayatta kalma makinesine dönüşüyorlar. Yaratılan bu yeni persona, hem ürkütücü hem de acı verici bir gerçekliği yansıtıyor. Büyük Defter, sadece savaşın dehşetini değil, insan ruhunun bu dehşetle nasıl başa çıkmaya çalıştığını da gözler önüne seriyor. Özellikle olayların çocukların gözünden aktarılması eseri benim için daha keyifli kılıyor. İlk kitabın benim için en ters köşe kısmı kesinlikle çocukların sınırı geçmek için kurdukları plan oluyor.
[Kanıt]
Üçlemenin benim için en başarılı kısmı Kanıt. Artık ikizler yerine Lucas'a odaklanıyoruz. Sınırı geçmeyip kasabada kalan Lucas'ın mücadelesine ikiz kardeşinin gidişiyle yalnızlık da ekleniyor. Hayatta kalmak için oluşturduğu persona bir yandan onu duygusuz bir birey gibi gösterse de onu diğerlerinden ayıran, insanlığını koruma çabası oluyor. Mathias ile olan ilişkisi, onu bir tutamak olarak görmesi beni çok etkiledi. Üç roman boyunca beni en çok etkileyen ilişki Mathias ile Lucas'ın ilişkisi ve bu ilişkinin nasıl son bulduğu oldu. İnsanların isteği üzerine bir bebeği öldürebilecek sınırda olmak ve bir başkasını ateşe vermekle engelli bir çocuğun duygu durumunu çok iyi analiz edip ona yardım etmek arasında gidip gelen bir kişilikten söz ediyoruz. Lucas'ın kimlik arayışı, yalnızlığı, belirsizliği çok iyi işlenmiş.
[Üçüncü Yalan]
Üçlemenin son kitabı bana göre anlatının en karmaşıklaştığı kısım. Burada Lucas ile Claus'un üzerine yoğunlaşıyoruz. Romanın bu kısmında önceki iki kitabın gerçekliği sorgulanıyor. Yazar burada yaşananların birer yanılsama, hayal olabileceğini sezdiriyor okura. Savaşın sadece fiziksel değil, insan zihninde yarattığı travmaları ve bireyin bu travmalardan kaçış için gerçekliği nasıl çarpıtabileceğini güçlü bir şekilde sorgulatıyor.
Lucas ve Claus isimlerinin bir anagram halinde seçilmesi de okurken gerçekliği sorgulatıyor. İkizlerin hikâyesindeki belirsizlik okura sorgulama deneyimi yaşatıyor. Bir bakıma savaşın travması, anıların güvenilmezliği bir savunma mekanizması gibi ikizlerin bilincini şekillendiriyor. Üçüncü Yalan benim için tekrar okunması gereken bir roman. Kurgu bakımından okuduğum en farklı kurgulardan biri olduğunu söylemem gerek.