·256 syf.····Okunma: 09 Ocak 2025 18:25 Seks, seks, seks, seks, seks, seks, seks...
Başka yazılacak bir şey yokmuş gibi ultra seks, mega seks!
Tamam, anlıyorum; sonuçta yetişkin kitabı, bu konuda bir sorunum yok. Ama 50. sayfadan itibaren bu kadar yoğun başlaması da ne? Hiç mi hikâyeye giriş, karakter tanıtımı, bir başlangıç kısmı olmaz? Bir bismillah deyin, önce düzgün tanışarak daha sakin bir başlangıç yapın. Sonuçta, ilk anda kötü bir durumla karşılaştınız ve birbirinizi pek tanımıyorsunuz, hatta hiç tanımıyorsunuz. Biraz durup nefes alın, önce aranızda bir bağ kurmaya çalışın. Bu kadar hızlı ilerlemek, hikâyenin duygusal yönünü zayıflatıyor, ki zayıflattı da.
"Hem de ne kıç... Siyah satenin zar zor gizlediği soluk kıvrımlar, diğer pek çok şeyin yanı sıra bir adamın avuçları için yaratılmış gibiydi."
Bu nasıl bir cümle ?
"Üzerinde ince ve uzun bacaklarını gösteren bir elbise ve bir adam onu yarınlar yokmuşçasına becerirken o adamın sırtını pençelemek için tasarlanmış topuklular vardı."
"Nihayet hayatımda ilk kez hükmedilmenin nasıl bir his olduğunu öğrenmiştim.Talep edilmenin.Sahip olunmanın. İliklerime kadar becerilmenin."
Kızın iki debir,"Açgözlü bir fahişe gibi ağzını..."
"sahip olduğumu bile bilmediğim fahişeyi ortaya çıkardı."
"porno yıldızı gibi" kelimeleri kendi üzerinde kullanıp durması aşırı rahatsız ediciydi.
İkide bir "düzüştük" kelimesini kullanmaları da beni adeta krize soktu. Kısa bir baygınlık geçirdim ama toparlandım. Gerçekten, siz koyun musunuz da "düzüştük" diyorsunuz? Defalarca, defalarca "düzüştük" kelimesi havada uçuştu. Seviştik ya da seks yaptık demek varken neden "düzüştük" demeyi tercih ediyorlar bilmiyorum, sanırım daha havalı olduğunu düşünüyorlar.
Bir de Gabe'nin eski sevgilisiyle aile evinde karşılaşıyorlar ve kız sadece kıskanç bir bakış attı diye hemen ona "kaltak" etiketi yapıştırıyor.
"Bu sürtük."
"Eski sürtük."
"Tam bir kaltak."
"o eski sürtüğün sandığı gibi aptal bir sarışın olmadığımı kanıtlamak istedim.”
Ya tamam, kadın belki iyi bir insan gibi gözükmüyordu ama dakika birden "sürtük" demek nasıl bir saygısızlık?
Gabe onu kendi ailesinin evine doğum günü partisine götürüyor, adamın annesi de kızı boş bulduğu vakit kaynaşmak adına mutfağa götürüyor ve "Şunu doğra" diyor. Bir dur, hanım anne, biz yemek yapmaya mı geldik? Misafiriz, MİSAFİRİZ!
Hani illa mutfağa sokacaksan, insan gider "Çay yapar mısın?" ya da "Kahve yapar mısın?" der. Ama "Kişniş doğrar mısın?" demez! Bırak, hanım anne, biz partiye dört saat önce katılım gösterseydik, yemekleri hazırlar, hatta pastanın kremasını da biz çırpardık.
''“Kahretsin abi, iyi iş çıkarmışsın,” dedi Mateo, bir yandan da gözleriyle beni süzüyordu"''
Adamın kardeşlerinin ve arkadaşlarının üslupları o kadar mide bulandırıcıydı ki, parmaklarımı gırtlağıma kadar sokup kendimi kusmaya zorlamama gerek kalmadı. Birkaç tane daha böyle muhabbet vardı ama o kadar sinirlendim ki, alıntılamaya bile üşendim, unuttum.
Yabancıların yazdığı kitaplarda o kadar fazla "genişlik" var ki, bu genişlik giderek tiksinmeme neden olacak bir noktaya varıyor. Mesela, ana erkek karakterin yakın bir erkek arkadaşı var. Bu adam evli, ama ikisi karşılaştığında sanki sohbet edecek başka hiçbir konu yokmuş gibi birbirlerine bel altı laf atıyorlar.
"Senin yüzünden karımı cart curt edemedim."
"Yok sevgilime senin yüzünden eksik dokundum."
Bilmem neler filan fistan gibi daha bir sürü iğrenç kelime ve cümleler var, ama maalesef bunları söyleyemiyorum.
Kitabı okurken her sayfada yüzümü buruşturmadan edemedim. Kız karakter, kaba bir tabir olacak ama gerçekten tam anlamıyla bir obje gibiydi. Abartmıyorum, neredeyse her yönüyle sadece bir obje gibi, hiçbir kişiliği, derinliği yoktu.
Yemek yapmak zorunda değil bu kız. Zengin, oğlum. Kız zengin! Ailesinin parasını halk bankalarının birine koysa, taşacak kadar çok parası var. O yüzden neden yemek yapmak zorunda kalsın ki?
Bir aşçı tutar, kocasına ünlü şeflerin yarattığı eşsiz lezzetleri tattırır. Yemek yapmak zorunda değil!
Benim yemek yapmakla ilgili bir sorunum yok, eğer isterse tabii ki yapabilir, herkes yapabilir. Ama bu kitapta geçen o iğrenç muhabbetler beni gerçekten rahatsız ediyordu.
Kız, yemek yapamadığı için kendini eksik görüyordu; bu nasıl olabilir ya? Butiğin var, senin! Öyle sıradan, ara mahallelerdeki butikler gibi değil, şehrin en sağlam yerinde ve inanılmaz kaliteli ürünlerinle birlikte, zengin müşterilerin varken, "Yemek yapamıyorum," diyerek moralini bozmak ne demek? Bu durum, gerçekten çok sinir bozucuydu.
'“Buraya pek uymuyorum, özellikle mutfağa,” diye fısıldadım. “Ben yemek yapamam, Gabe. Hem de hiç. Mutfaktaki çekmecem hazır yemeklerle dolu. Ben işleri bu şekilde hallediyorum.”'
Tek sıkıntı buymuş gibi sadece yemeğe odaklanmışlar. Gerçekten sinir bozucu, boş bir kitaptı. Bir de "romantik komedi" diye geçiyor, ama komedinin zerresi yoktu. Aşk mı? Ne aşkı, bu beden aşkı! Azmışsınız, iki azgın teke birbirini bulmuş, hemen pantolonlarınızı indirip işe koyulmuşsunuz.
Ya Allah aşkına yeter! İsyan bayrağımı göklere dikeceğim ve "Yeter!" diye bağıracağım. Cinsellikten başka hiçbir derdi olmayan, yüzeysel bir şekilde anlatılmış, olayları üstünkörü geçilmiş ve karakterlerin seksteki azgın hallerinden başka hiçbir özellikleri olmayan bu aptal konu ve yazı nasıl basılmış bir kitap olabilir?
Bu kitapları sevenler var bir de, onları görünce daha da çıldırıyorum. Kimsenin puanına karışmak istemem ama yemin ederim ki 10 puanı hak etmiyor, abiciğim.
5 puan üstü bile verilmemeli bir kitaba. Ağaca yazık! Ağacın kağıt olmak için çektiği çile, bu tür kitaplarla boşa harcanmamalı. Biraz merhamet ya, biraz merhamet!