Kitapların büyüttüğü: Jack London–Madenci Yazar
Puan vermedi·250 syf.··
2025 4. kitabı
·
30 saatte okudu
·
Okunma: 09 Ocak 2025 19:19
“İstenmeyen bir çocuk olarak doğdu Jack.” “Babası onu reddetti.” “Annesi ona şefkat göstermedi.” Ona dair okuduğum ilk cümleler. Her birinden bir roman çıkabilir değil mi? Sevgisiz bir ailede istenmeyen, sevilmeyen bir çocuk olarak dünyaya geliyor. Asıl ismi John Griffith… “... kırk yaşına kadar evlenmeyeceğini, kendine kocaman bir ev yaptıracağını ve o evin büyük odasını tamamen kitaplarla dolduracağını söyledi.” Nasıl bilirsiniz Jack London’ı? Ölünün arkasından sorulan bir soru değil mi? Öleli çok olduğuna göre gönül rahatlığıyla cevaplayabiliriz: “Bilmeyiz.” Korsanlık yaptığını biliyor muydunuz mesela? Üstelik İstiridye Korsanlarının Prensi lakabı olduğunu… Serseri ve gezgin bir yaşam sürdüğünü, kaçak yolculuklar yaptığını, eşini aldattığını ve dahası: hırsızlık ve dilencilik! Peki ya yazdığı her eserin hayatının bir bölümünden yola çıkılarak kaleme alındığını? Martin’i hepiniz bilirsiniz mesela… Aslında okuduğumuz Jack London’ın ta kendisiydi! İnsan doğa çatışmalarını anlattığı Vahşetin Çağrısı ve Beyaz Diş madencilik yaptığı yıllarda gördüğü zorlu doğa koşullarından zemin buluyor. Mücadeleyle geçiyor hayatı: ““İçini acıtan şey de zaten buydu: Yaşamak.”” “Bir sürü kitap okudu ama içindeki huzursuzluk azalmak yerine daha da büyüdü.” Martin Eden’da geçen o şahane cümle! Gerçekleri okuyup huzur bulmak ne mümkün değil mi? Dünyayı tanıyıp, oda duyarlı hale gelip buna rağmen huzurlu kalmak… Okumayı ve yazmayı hep seviyor, yaşadığı dönemde kitaba ulaşmak dahi çok zor. En büyük hayali kitaplarla dolu bir ev! Hangimizin değil ki? İnandığı değerleri kalemiyle anlatmaya çalışıyor. Her kitabı ayrı bir mücadelenin ürünü. Kırk yıllık ömrüne onlarca kitap sığdırıyor. Zor bir hayattan doğup böylesi bir zaferle veda etmek! İnsan bir kırk yıl daha yaşasa neler çıkardı ortaya diye düşünmeden edemiyor. Bir yazar için “Okumadan ölmeyin!” diyecek olsam bu kuşkusuz Jack London olurdu: #147798523 Buçe Buse Kahraman yeni filmini tanıtmış bu sayıda: Acı Kahve. “Ağlanacak halime kahkaham kalmadı,” diyor Ozan Kartal bir şiirinde. Ve Zeynep Kahraman Füzün “Adres” öyküsüyle, “O kadar yalnızım ki bazen kendi kendime konuştuğumu fark ediyorum.” Behçet Necatigil’den, Edip’ten dem vuruyor Haydar Ergülen. Akıp gidiyor sayı ellerimden “Sevdiğimiz şeylerden bahsetmek en az sevmek kadar iyileştirici bir güce sahip.” Kitaplardan, yazarlardan konuşmak gibi… Can alıcı bir soru geliyor İrfan Kurudirek’ten: Mesele insan olmakta değil ki insan kalabiliyor muyuz? Kalalım. Dünyanın ihtiyacı olduğu yegane şey bu. Kapakta Jack London’I görür görmez anlamıştım farklı ve özel bir sayıya başlayacağımı. Öyle de oldu. Güzeldi. “Göğe Bakalım” diyor satırlar arasında. Onunla veda edelim! youtube.com/watch?v=IabU__s...
Dergi
KafkaOkur - Sayı 95 (Ocak 2025)KafkaOkur Dergisi · KafkaOkur Dergisi Yayınları · 2025258 okunma
·1 alıntı·
3.789 Gösterim
1 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Tam Martin Eden'dan alıntı eklemek için geldim bu incelemeniz çıktı karşıma ve keyifle okudum. Emeğinize sağlık hocam.👏 Dediğiniz gibi Jack London bi' kırk yıl daha yaşasaydı kim bilir daha neler yazardı? Yazarın okuduğum üçüncü kitabı ve müthiş bir kalemi var, heyecanla okuyorum.
Mikail Balcı
Gönderi Sahibi
Katkınız için teşekkür ediyorum. Her kitabı ayrı güzel.