Puan vermedi·451 syf.····Okunma: 10 Ocak 2025 09:00 Eğer bu eserin otobiyografik özellikler taşıdığını bilmeseydim bu bambaşka bir inceleme olurdu. Çünkü kitapta olanları gerçekçi bulamazdım. Çünkü bir insanın hele de yetişkin ve eğitimsiz bir insanın sınıf atlayabilmesi çok zordur. Bu yüzden romandaki yan karakterler gibi hissediyorum kendimi ve bunun için Martın'den özür diliyorum.
Bu kitap muhteşem bir burjuvazi eleştirisi, bu kitap bir sınıf atlama mücadelesi, bu kitap bir adamın içindeki adamı öldürme savaşı ve öldürdükten sonra da savaşı kazanamama hikayesi...
Burjuvaya önceleri özenen bir adamın sevdiği kadın için onların arasına girmek adına eğitim almaya, kitap okumaya, kendisini düzeltilecek bir insan olarak görmeye başlaması, bunun için mücadele etmesi ve mücadeleyi kazandıktan sonra da özendiği burjuva sınıfının hiç de özenilecek bir sınıf olmadığını görmesinin yarattığı hayal kırıklığıyla eski sınıfından da burjuvaziden de nefret etmesi sonucu içindeki adamı öldürmesi ve kendini hiçbir yere ait hissedememesidir. Onca çektiği sıkıntıdan sonra yaşadığı zaferin anlamını yitirmesidir.
Kitap sayesinde dönemin Amerika'sı hakkında oldukça bilgi sahibi oldum. Martın'in eğitimsiz bir gençken ortalığı yakıp kavuran bir yazar oluşunu gözlerimle izledim.
Kitabı okurken ilginç bir şekilde Knut Hamsun'un "Açlık" kitabındaki Andreas'ını düşündüm. Sanki Andreas gemiye binerken Martin iniyordu. Sonra Martin gemiye bindiğinde Andreas'la gemide karşılaştılar. Bu iki roman kahramanının karşılaşması için içimde müthiş bir istek duydum. Keşke karşılaşsalardı belki Martın hala yaşıyor olurdu...
Ve Martin bir sabah omzuma dokundu "Sen de yazmalısın" dedi. Yazmaya ne kadar uzun zaman önce ara verdiğimi hatırlamıyorum; ama Martın bana "Artık yeter" dedi, "Ben yaptıysam sen de yaparsın!"