Puan vermedi·275 syf.····Okunma: 11 Ocak 2025 19:31 Asıl adı Kemal Sadık Gökçeli.
Ağıtlar kitabını kıymetli yazarımız 1939-1942 yılları arasında derlemeye başlamış.
Ama nasıl derleme.. tıpkı bir saz aşığı gibi, diyar diyar gezerek, yerinden öğrenerek. En çok kim yakar bu ağıdı bu topraklarda tabi ki: kadınlar. Ağıtçılık.. Kadim gelenek, belki de bin yıldır...
"Erenler bir tek söz duyma uğruna az mı yürürlerdi Horasan'a, Kahire'ye dek, ya Çukurovalı Karacaoglan az mı yürümüştü, tüm Yürükler, Türkmenler... Ovalardan yaylalara, yaylalardan ovalara in çık, az mı "koşmalar", maniler düzmüşlerdi yol boyunca? Bizim edebiyat dediğimiz bir uzun yürüyüş."
Yaşar Kemal de dert edinmiş kendine, yurdum insanının ve asıl Hemitiye'li kadınların ağıtlarını yok olmasın demiş, bunlar derlenip toplanılsın, dönemin valisinin iznini de almış üstelik.
İnsanın ölümden kaçmak için sığındığı düş dünyaları.. insanların tek derdi bu olmuş gibi, ölümden kaçmak ve bir çözüm bulmak..
İlk örneklerine Gılgamış destanında rastlarız..ölüm törenlerinde ölen her şeyiyle birlikte gömülür, hatta atı bile ve bir kaç tane asker.. tük bunlar ölümden korkudan başka ne olabilir?
İşte bizdeki ölümsüzleşmişler der yazarımız kimdir bunlar; Kırklar, Hızır ve İlyas..
Hemen hemen her konuda ağıt yakılmış, devlet büyüğü öldüğünde, savaşlardan sonra, büyük felaketler sonucunda, hastalıklar, kara sevda, kavuşamayan aşklar gibi...
Ölüye övgü yapılır..
Bir motifdir Ağıt, işlemesi halkındır. Duygusuyla herseyiyle, yaşanılan hayatın içindeki kişiler ırgat, işçi, köylü, kadın, çocuk, gelindir.
Her yörenin olur iyi bir ağıtçısı, kim ölmüşse oturur anlatır ölünün neler yaptıklarını ama hep iyi taraflarını.
Böylesi güzel bir derleme düşüncesi sadece Hemitiye'li Yaşar Kemal'in aklına gelebilirdi..
Okumalısınız..