10/10
·176 syf.··
Beğendi
·
2025 19. kitabı
·
29 saatte okudu
·
Okunma: 12 Ocak 2025 20:50
Sabahattin Ali, benim bu dünyada yaratılan ikinci bir kopyammış gibi gelir çoğu zaman. Hatta abartısız her zaman çünkü istisnasız tüm eserlerinde, tüm eserlerinin resmen her bir cümlesinde kendimi bulabilirim. Düşündüğüm şeyler onun düşündükleriyle, karakterlerine yansıtıp yazdıklarıyla o kadar birebirdir ki okuduğum her an şaşırıp kalırım. Karakterlerin yapmış ya da sergilemiş oldukları eylemler ve bu eylemlerin arkasında yatan sebepler benimkilerle o kadar aynıdır ki beni bu kadar iyi anlayan birinin olduğunu bilerek gözlerim dolu dolu, çoğunlukla ağlayarak okurum eserlerini. Kürk Mantolu Madonna da yine böyle bir eserdi ve ben her cümlede kendimi buldum. Karakterlerin yapmış olduğu analizler benim analizlerimdi, onların sorgulayışları benim sorgulayışlarımdı, onların düşünceleri benim düşüncelerimdi, onların eylemleri benim eylemlerimdi, onların hissettikleri benim hissettiklerimdi, onların acıları benim acılarımdı. Sorulan her soruya "evet" diye cevap veren yine gözleri dolu dolu kitabı okuyan bendim. Daha başka ne diyebilirim ki? Bu eseri beğenmemem mümkün olabilir mi ki? Kitabımız ilk olarak ismini bilmediğimiz, işini kaybeden bir adamla başlıyor. Daha sonra bu adam bir arkadaşına denk geliyor ve onun sayesinde yeni bir iş buluyor. Bu iş yerinde oda arkadaşı Raif Bey onun dikkatini çekiyor ve ona karşı olan merakı gün geçtikçe artıyor. Hastalığından ötürü Raif Bey iş yerine gelemez olduğunda onun yanına gidip geliyor. En son Raif Bey ölüm yatağındayken ondan son bir ricada bulunuyor. İş yerindeki çekmesinde bulunan defteri gözleri önünde sobaya atarak yok etmesini. Ancak bu genç adam, merakından ötürü yapamıyor. Bana 1 gün ver, onu okuyayım, öylece gitmesin diyor. Raif Bey de müsaade veriyor ve bu genç adam defteri okumaya başlıyor. Asıl hikâyemiz de Raif Bey'in yazmış olduğu bu defterde. Defterin içinde yazmış olduğu hayat hikâyesinde. Raif 24 yaşında iken Almanya'ya gidiyor ve bir resim sergisine katılıyor. Bu sergide bir tablo ile karşılaşıyor ve ona "Kürk Mantolu Madonna" ismini veriyor. Günlerce sergiye gelip bu tabloya uzun uzun bakıyor. Nihayet bir gün o tablonun ressamı Maria Puder ile karşılaşıyor ve hayatı tamamen değişiyor. Maria'da da Raif'de de yine hep kendimden bir şeyler buldum. Gerçekten abartmıyorum, her düşüncemiz bir. Her bir mısra ben. Hikâye öyle güzel ilerledi ve öyle güzel bitti ki... Gerçekten şahaneydi. Her bir satırı ilerledikçe çok daha hızlı okudum çünkü bir nebzeden sonra merak giderek artmaya başlıyor. Öyle merak etmeye başlıyoruz ki kitabın başından gerçekten kalkamaz hâle geliyoruz. Kalktığımız vakit de neyle uğraşırsak uğraşalım hep aklımızdan kurguda ne olacağı geçiyor. :) Muhakkak okuyun ve herkese okutturun. Son olarak, eserden kendimi bulduğum birkaç muhteşem alıntıyı da burada sizlerle paylaşarak yazıma son vermek istiyorum. ~ "Demek ki insanlar benden inanmak kabiliyetini almışlar. Ama şimdi inanıyorum... Sen beni inandırdın... Seni seviyorum. Deli gibi değil, gayet aklı başında olarak seviyorum." ~ Zaten küçüklüğümden beri mutluluğu boşa harcamaktan korkar, bir kısmı ilerisi için saklamak isterdim... Bu hâl gerçi birçok fırsatları kaçırmama sebep olurdu, fakat fazlasını isteyerek şansımı ürkütmekten her zaman çekinirdim. ~ Beni kemiren, sadece büyük bir yalnızlık hissiydi ve yine bu yalnızlığın etkisiyle, bana yakın olduğunu anladığım bir insana karşı birçok noktalarda kendimi aldatmaya hazırdım. ~ "Başkasına merhamet etmek, ondan daha kuvvetli olduğunu zannetmektir ki, ne kendimizi bu kadar büyük ne de başkalarını bizden daha zavallı görmeye hakkımız yoktur." ~ Dünyada bir tek insana inanmıştım. O kadar çok inanmıştım ki, bunda aldanmış olmak, bende artık inanmak gücü bırakmamıştı. ~ Kaybedilen en kıymetli eşyanın, servetin, her türlü dünya saadetinin acısı zamanla unutuluyor. Yalnız kaçırılan fırsatlar asla akıldan çıkmıyor ve her hatırlayışta insanın içini sızlatıyor. Bunun sebebi herhâlde, "Bu öyle olmayabilirdi!" düşüncesi, yoksa insan kader saydığı şeyleri kabule her zaman hazır. ~ İnsanlara kızmama imkân yoktu, çünkü insanların en kıymetlisi, en iyisi, en sevgilisi bana en büyük kötülüğü etmişti; diğerlerinden başka bir şey beklenebilir miydi? İnsanları sevmeme ve onlara tekrar yaklaşmama da imkân yoktu; çünkü en inandığım, en güvendiğim insanda aldanmıştım. Başkalarına güvenebilir miydim? ~ Ama bir kere kırılmıştım. Hayatta en güvendiğim insana karşı duyduğum bu kırgınlık, âdeta bütün insanlara dağılmıştı; çünkü o benim için bütün insanlığın timsaliydi. ~ Hayat ancak bir kere oynanan bir kumardır, ben onu kaybettim. İkinci defa oynayamam. ~ Senelerden beri hiç kimseye bir tek kelime söylemedim. Hâlbuki konuşmaya ne kadar muhtacım. Her şeyi içinde boğmaya mecbur olmak, diri diri mezara kapanmaktan başka nedir? ~ Zaten çevremden uzak duruşumun, vahşiliğimin bir sebebi de kitaplarda tanıştığım ve benimsediğim insanları yakınımda bulamayışım değil miydi? ~ Hayatta hiçbir zaman kafamızdaki kadar harikulade şeyler olmayacağını henüz anlayamamıştım. ~ Bütün üzüntülerimiz, düş kırıklıklarımız, hiddetlerimiz, karşımıza çıkan olayların anlaşılmadık, beklenmedik taraflarınadır. Her şeye hazır bulunan ve kimden ne geleceğini bilen bir insanı sarsmak mümkün müdür? ~ Bu sefer inanmak ve ümit etmek yeteneğini ben kaybetmiştim, içimde insanlara karşı öyle bir güvensizlik, öyle bir acılık ortaya çıkmıştı ki, bundan zaman zaman kendim de korkuyordum. Kim olursa olsun, bağlantı kurduğum herkesi düşman, hiç değilse zararlı bir mahlûk sayıyordum. Seneler geçtikçe bu his kuvvetini kaybedeceğine şiddetlendi. İnsanlara karşı duyduğum şüphe, kin derecesine çıktı. Bana yaklaşmak isteyenlerden kaçtım. Kendime en yakın bulduğum veya bulacağımı zannettiğim insanlardan en çok korkuyordum. ~ Bu insanlar dünyada nasıl yaşamak lazımsa öyle yaşıyorlar, görevlerini yapıyorlar, hayata bir şeyler ilave ediyorlardı. Ben neydim? Ruhum, bir ağaç kurdu gibi beni kemirmekten başka ne yapıyordu? Şu ağaçlar, onların dallarını ve eteklerini örten karlar, şu ahşap bina, şu gromofon, şu göl ve üzerindeki buz tabakası ve nihayet bu çeşit çeşit insanlar hayatın kendilerine verdiği bir işi yapmakla meşguldüler. Her hareketlerinin bir anlamı vardı, ilk bakışta göze görünmeyen bir anlamı. Ben ise, dingilden fırlayarak, boşta yuvarlanan bir araba tekerleği gibi sallanıyor ve bu hâlimden kendime ayrıcalıklar çıkarmaya çalışıyordum. Muhakkak ki dünyanın en gereksiz adamıydım. Hayat beni kaybetmekle hiçbir zarara uğramayacaktı. Hiç kimsenin benden bir şey beklediği ve benim hiç kimseden bir şey beklediğim yoktu. ~ İleriye atılmayan her adımın insanı geriye götürdüğünü ve yaklaştırmayan anların muhakkak uzaklaştırdığını karanlık bir şekilde seziyor ve içimde sessizce yanan, fakat günden güne büyüyen bir endişenin yer etmeye başladığını hissediyordum. ~ "Özellikle tahammül edemediğim bir şey, kadının erkek karşısında her zaman pasif kalmaya mecbur oluşu... Neden? Niçin daima biz kaçağız ve siz kovalayacaksınız? Niçin daima biz teslim olacağız ve siz teslim alacaksınız? Niçin sizin yalvarışlarınızda bile bir zorlama, bizim reddedişlerimizde bile bir güçsüzlük bulunacak?" ~ "Okulda kız arkadaşlarımın miskinliği, emelleri beni daima tiksindirdi. Hiçbir şeyi, kendimi erkeklere beğendirmek için öğrenmedim. Hiçbir zaman erkeklerin önünde kızarmadım ve onlardan bir iltifat beklemedim. Bu hâl beni müthiş bir yalnızlığa mahkûm etti. Kız arkadaşlarım benimle dostluk kurmayı ve fikirlerimi kabul etmeyi zevklerine ve rahatlarına aykırı buldular. Hoş tutulan bir oyuncak olmak, onlara insan olmaktan daha kolay ve cazip geliyordu. Erkeklerle de arkadaş olmadım. Aradıkları yumuşak lokmayı bende bulamayınca eşit şartlarda karşı karşıya gelmektense kaçmayı tercih ettiler." ~ Önemli mevkilere geçen adamların esaslı âdetlerinden biri de galiba eski- ve kendilerinden geri kalmış- arkadaşlarına karşı gösterdikleri bu biraz da bilinçli dalgınlıktı. Sonra, o zamana kadar "siz" diye hitap ettikleri dostlarına birdenbire ahbapça "sen" diyecek kadar alçakgönüllü ve babacan oluvermek, karşısındakinin sözünü yarıda kesip rastgele anlamsız bir şey sormak ve bunu gayet doğal olarak, hatta çoğu zaman şefkat ve merhamet dolu bir tebessümle birlikte yapmak... ...
1000Kitap
Kürk Mantolu MadonnaSabahattin Ali · Panama Yayıncılık · 2019376,5bin okunma
·
229 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.