Hayatın anlamı sadece günün birinde kalplerimizi, ruhlarımızı ve bedenlerimizi gezip sonra da ebediyen yanan bir tutkuda olabilir mi?
Arada ne yaşanırsa yaşansın? Ve bunu yaşadıysak belki yine de boşuna yaşamamış olabilir miyiz?
Tutku bu kadar derin, bu kadar zalim, bu kadar muhteşem, bu kadar gayriinsani mi?
Ve acaba bir kişiye değil de sadece arzunun kendisine mi yönelik?
Yoksa acaba yine de bir kişiye, ister iyi ister kötü olsun daima ve ebediyen sadece o bir tek gizemli kişiye yönelik ve bizi ona bağlayan tutkunun yoğunluğu onun özelliklerinden ve davranışlarından bağımsız mı?