Uzun zamandır ertelediğim ve çekindiğim bir eseride bitirmenin ve her zaman olduğu gibi popilizme yenik düşen günümüz insanının içi boş abartılı ve bu milletin en büyük kahramanlarını hiçe sayan bir yazar- şairin eserini sinir stres olarak bitirdim. Nihal Atsız bu eserinde kendi itiraflarını, zaaflarını, ikilemlerini çok net bir şekilde Yüzbaşı Selim Pusat Bey üzerinden itiraf etmiş ve galiba eşine ya da çevresine durumu bu hikaye üzerinden açıklamış. Eserde kahraman yeni cumhuriyetin kurmay yüzbaşısı iken kıralcı olduğunu açık açık belli etmiş ve üstleri tarafından ihraç olmuş bir askerdir. Zaten eserin başında üstü ile tartışırken Sakarya ve Çanakkale savaşlarının büyük zafer sayılamayacağını erlerin kazandığını söyleyerek sözüm ona dönemin komutanları başta M. Kemal olmak üzere kendince küçük görmektedir. Osmanlı'nın 1750 ' den- 1920 yılına kadar yaklaşık 180 yıl içinde kazanılan hiçbir savaşı olmadığını Osmanlı ordusunun sadece başarılı bir kaç komutanının ( Atatürk, Kazım Karabekir vb.) sayesinde kendisinin nefes aldığını kendi diliyle çelişe çelişe veren bir Atatürk ve Cumhuriyet düşmanı olduğunu belirtir. Ve ne hikmetse sözde Türkçü olan bu yazar Osmanlıya hasret duymakta ve sadece başarılı olduğu 15. Yüzyılda ki halini görmekte.Osmanlının 72 milletten oluştuğunu bilmiyor olması mümkün değil, ya da ordunun sadece Türklerden oluşmadığını bilmiyor mu? Tam bir şizofrenik durum. Günümüz siyasal islamcıların nasıl islamı kendi çıkarlarına sunmuşsa Nihal Atsız sözde Türk sözünü kendine kalkan etmiş. Nasıl olduysa eserin sonunda kendi ağzıyla bir hiç olduğunu Eski büyük hükümdarlar önünde dile getiriyor. Yani tek kendine dürüst tarafı kitabın sonundaki yargılama. Tam bir tezatlık abidesi olan yazarımız ve hikayedeki kahramanımız birebir örtüşür. Gerçek hayatta da edebiyat öğretmeni olan eşini, eşinin öğrencilerinden biriyle aldatır ve ayrılır. Kitap da buradan meydana gelmekte. Esere gelecek olursak en sinir olduğum şey sözde Türkçülük yapan bu yazar kendi eşi Ayşe Pusat tarafından kendi ağzından konuştururken" Yeter ki düzelsin başka kızlara bile baksa ben affederim" diyerek kitabın başında olayların gelişini bize bildirmiş.Hangi Türk kadını ya da evli bir kadın bunu söyler. Sen Vahhabi araplarıyla mı bizi benzettin. Neyse ardından karısının öğrecilerinden bir kızı seviyor tek bir kız olsa neyse onuru ile ayrılırsın, hikayede göze çarpan bütün kızlar onunla flört etmekte.Eşi tarafından da buna göz yumulabileceğini kendi karısı adına söyletiyor birde. Bir kadın bu kadar aşağılanamaz. Tam anlamıyla nefret ettim. Türk mitolojisin hepsini okuyan biri olarak bir kadını başka kadına değişecek ya da birden fazla alma yetkisi sadece yüce hakanlarındır. Hatta Tomris, Huban Arığ, Asena bunlar kendi erkeklerinden sonra ülke yönetmiş, kocaları kendisine onursuzluk ederse kellesini almış kahramanlar. Sen Türklüğün zerresini anlamadığın gibi siyasal islamcılar gibi kadınları aşağılamışsın. Türkler hiçbir zaman adaletsiz olmamıştır. Zaten kitabın sonunda kendisini yargılamasaydı daha da ağır şeyler yazardım. Ne hikmetse kahramanımız orduda hiçbir başarısı olmayan, kanunlara uymayan biri olarak atıldığında mazoşist biri gibi davranışları olsa da kendini gene de kızların ve prenseslerin vazgeçilmezi olarak görüyor. Artık ironinin de ironisi. 17 yaşında ki ergenler bile güler buna.Nihal Atsız, Atatürk' e ve Cumhuriyet'e ağza alınmaz küfürler eden Rıza Nur'un manevi evladıdır. Zaten burada her şey aydınlanıyor. Rıza Nur'un eserlerinden yola çıkan günümüz sözde tarihçi Fesli Kadir Mısırlıoğlu(deli) ondan alıntılar ve daha da fazla hakaretler içeren eserleri ile bugüne gelmiştir. Ve tesadüfe bakın Fesli Kadir'in kendisi, Nihal Atsız'ın, Rıza Nur ve kendi eserlerinin teliflerinden hak aldığını kendisi söyledi.Yani tam bir Türk ve Cumhuriyet düşmanlarının manevi çocuğu. Yani çok uzağa gitmeyin, okuduklarınızı popilizme yani genel kanı buysa bende öyle düşünmeliyim diyen her okuyucu koca gençliğini ateşe atmakta benliğinden bilmeden uzaklaşmakta. Rezalet üstüne rezaletti. Günümüz dünyası yanar döner olanlarla,bugün ak dediğine yarın kara diyenlerle dolu ve haysiyet ve onurdan bihaber olanlar için biçilmez bir kaftan. Son 20 yılda islam ve Türk manaları en çok dile getirilen fakat üzerinde en az düşünülen sadece salt çıkarlar için kullanılan kelimelerken ben Türk manasının en fazla kullanılan yazarlar tarafından bu kadar aşağılandığını yeni fark ettim.Hiçbir destanda Türk kadını ve Türk kızları evde çocuk doğuran ve atıl bekleyen olarak tasvir edilmemiştir. Osmanlı zamanı hariç. Siz değerli kadın arkadaşlarım bu aşağılamaları size kimse yakıştıramaz, okuduğunuz eserlerin genel kanıya göre yargıya varmayın, kendiniz düşünün üzerinde biraz. Atatürk'ün dediği gibi siz omuzlar üzerinde yükselmeye layıksınız kendi değerinizi unutmayın. Onurunuzu koruyun ve okuduklarınız hakkında lütfen düşünün.