·
Okunma
·
Beğeni
·
114,8bin
Gösterim
Adı:
Ruh Adam
Baskı tarihi:
17 Haziran 2015
Sayfa sayısı:
308
Format:
E-kitap
ISBN:
9786051551005
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Ötüken
«RUH ADAM», Türk edebiyatında pek alışılmamış çeşitte bir romandır. Müellifin tarihî romanlarını okumuş olanlar, tarihî bir roman gibi başlayan bu eserin öyle olmadığını görecek, sayfalar ilerledikçe kendilerini aşırı bir sembolizmin içinde bulacaklardır. Bir tarih çeşnisinin de yer aldığı roman, yaşamanın gayesini yalnızca askerlikte bulan bir subayın hayatıdır. Tabiatüstü olaylarla anlatılan bir hayat hikâyesinin, dikkatle bakıldığı zaman, gerçeklerin sembollerle çerçevelenmiş ifadesinden başka bir şey olmadığı görülecektir. «Ruh Adam», kendi nefsi ile mücadele eden bir insanın macerasıdır. Edebî-ruhî tahlilini yapanlar, eserin hakikaten bir roman mı, yoksa yaşanmış bir hayat mı olduğunu kestirmekte hayli tereddüde düşeceklerdir. 

[ Ötüken Neşriyat ]
352 syf.
·6 günde·Beğendi·10/10 puan
Öğrenmek isteyen okusun!

Öncelikle, yazdıklarım kitap incelemesinden ziyade yazar incelemesi veya araştırma yazısı oldu. Bu araştırma-incelemeyi oluşturmak, (geceleri birer-ikişer saatimi ayırarak) bir haftamı aldı. Biraz emek verdim açıkçası. Bu sebeptendir okuyacak olanlara kesinlikle birşeyler kazandıracağımı düşünüyorum. Vakti olan herkesin okumasını içtenlikle diliyorum. Anlatacaklarımı bilenlerin başımın üstünde yeri var. Bilmeyenler eminim memnun kalacaklar. Bu inceleme diğerlerine göre daha uzun olacak ama hepsini içtenlikle okuyanlara sonsuz teşekkür ediyorum.

Peki ne anlatacağım? Kitaptan ziyade yazarını tanımayanlar için kendisinden bahsedeceğim. Tabi ki sizlere yazarın biyografisini sunmayacağım.(bunu heryerde bulursunuz) Onu, küçük araştırmalarım sonucunda kendi gözümden, beni etkileyen yerlerini anlatacağım. Evet anlatacağım çünkü Atsız'ın kitapları, hikayesi güzel olduğu için veya rastgele raflarda görüldüğü için okunsun istemiyorum. Kitaplarını eline alanlar Atsız'ın bilincinde olup okusunlar istiyorum. Çünkü ben bu kitabı okurken Atsız'ı tanımıyor olsaydım, böylesine derinden etkilenmezdim. Sizlerde onu tanıyın.

Vaktiyle bir Atsız varmış arkadaşlar...

•Tam adı "Hüseyin Nihal Atsız" olan sevgili yazarımızı Türkçü ve Turancı olmasıyla tanıdım. Evet evet, Atsız sapına kadar Türkçüdür. Hatta bunun bir çok kanıtı bulunur. Beni bunlar arasında en çok etkileyeni "Topal Asker" hikayesidir. Hikaye dediğime bakmayın gerçektir. Bu hikayeyi benden değil bizzat vereceğim linkten kendiniz dinleyebilirsiniz. Ama bu hikayeyi dinlemek istemeyenlerin, incelememi okumalarına gerek yok. Hemen şuan kapatabilirler. Atsız'ı gerçekten tanımak isteyenler lütfen dinlesin ve sonrasında devam edelim.
https://youtu.be/UDRZXqSZF4Y
Şiiri, şarkı olarak söyleyen linki de buraya bırakıyorum. Açıklama kısmında şiirin sözleri bulunuyor, dinlerken göz atabilirsiniz.
https://youtu.be/TfdH9Octqw4
•Ben Atsız'ı bu hikayesiyle tanıdım. Gözlerim dolu bir şekilde dinledim, çok etkilendim. Daha sonrasında; kendisini merak ettiğimden, araştırmam neticesinde Türkçülüğü konusunda şüphem kalmadı. Fakat dini görüşü biraz farklıydı Atsız'ın. Bu konuda çeşitli söylentiler vardı. Ateist diyenler, Deist yazanlar... Ama hiçbir kaynakta tam olarak dini inancı şöyledir veya böyledir yazan bir yere rastgelmedim. Fakat kimliğine şamanizm yazdırdığını bir kaynaktan buldum. Atsız'ın İslam ve Müslümanlık hakkında yazdıklarını okuyunca, en azından dine bizim gibi bağlı olmayan yada gerçekten inanmayan biri olduğu kanaatine varmak zor değil. Fakat bu demek değildi ki Atsız bizleri horgörüyor veya müslümanları sevmiyor. Aksine dinimize ve inanana saygısı çoktur. Atsız, sadece Türkçülüğü ve Turancılığı, dinimizden çok daha öte tutuyordu. Bu sebepten olacak ki Atsız'ın dini inanışı hakkında bunlar dışında (sağlam kaynaklarda) pek net bilgiler(tutarlı) bulamadım. Bulan varsa yorumda belirtebilir. •Bu arada kendisinin Müslümanlık hakkında yazdıklarının linkini buraya bırakıp, dini görüşü için yorumları size bırakıyorum ve bu konuyu da burada kapatıp devam ediyorum. İsteyen göz atabilir.
http://blog.milliyet.com.tr/.../Blog/?BlogNo=204398
•Atsız'ın mesleği öğretmenliktir. Ayrıca kendisi usta bir şairdir de. Atsız hakkında öğrendiğim ve beni çok derinden etkileyen ikinci hikaye ise (bu da gerçek) tam da öğretmenlik yıllarında geçen bir hikayedir. Bunu bizzat kendim kısaca anlatacağım.
•Atsız, öğretmenlik yaptığı yıllarda, yeni atandığı okulda bir meslektaşı gözüne çarpar. Kendisi yeşil gözlü bir hanımdır. Gençlik yılları fikir ve dava yolunda geçtiği için, o zamana kadar hiçbir kadına ilgi duymamışken, yeşil gözlü hanıma iyice kaptırır kendini. Neticesinde açılmaya karar verir. Bir şiir yazar ve yeşil gözlü hanımın dolabına koyar. Yeşil gözlü hanım ise zarfı bulduğunda,zarfı açmadan olduğu gibi Atsız’a geri verir.
Atsız sonraları çıkardığı şiir kitabında, bu şiire “Geri Gelen Mektup” ismini koyarak yayımlar. O yeşil gözlü hanım ise Atsız ile mezara bir sır olarak gider.
•Fakat şöyle bir gerçek var; şiir o kadar güzeldir ki, yeşil gözlü hanım bu şiiri açıp okusaydı, Atsız'dan etkilenmemesi imkansızdı. Sözler öylesine derin ve güzel ki, bu sözler karşısında kim olsa diz çökerdi. Şayet o sözlerden ben bile etkilendim. Şimdi buraya, bu şiiri şarkı olarak söyleyen bir ablamızın linkini bırakıyorum(bilen çoktur) ve kesinlikle sözlerine dikkat kesilerek dinlemenizi tavsiye ediyorum. Şiirin sözleri, videonun açıklama kısmında bulunmaktadır. Şiire göz atmadan bu anlattığım hikayenin anlamına varamazsınız. Sözlere bakarken de şarkısını dinleyebilirsiniz.
https://youtu.be/KKZqiEHORb0
•Bu konuyu da kapatmadan önce, Atsız bu şiirini; bu kitapta, güzel bir hikayeyle harmanlayarak bizlere sunmuş. Artık nasıl sevmiş ise, nasıl içine işlemiş ise bu şiir; aynı güzellikte bu romana da işlemiş. Derler ki:"Nazım Hikmet gibi sevseydik bunun adı aşk olurdu, Atsız gibi seviyoruz bunun adı yangın."
•Atsız ile ilgili, bende ilgi uyandıran başka bir hadise daha var: Atsız-Sabahattin Ali çatışması... Şimdiden belirtmek isterim ki ben Sabahattin Ali'yi çok severek okuyorum ve beğeniyorum. Hatta bütün kitaplarını okudum diyebilirim. Anlattıklarımda kendi adıma Sabahattin Ali'ye en ufak çamur atma veya kötüleme söz konusu değildir.
•Bildiğiniz üzere Türkçü ve Turancı olan Atsız, bir zamanlar Sabahattin Ali'yle çok iyi dostluğu vardır. Sonraları Sabahattin Ali, kendini "Romantik Komünist" olarak tanımlayan Nazım Hikmet ile tanışır. Neticesinde fikirleri değişmeye başlar. Bunu farkeden Atsız, kendisine mektup yollar ve Sabahattin Ali'den de cevap gecikmez. Bu şekilde mektuplaşmalar sonucu 3 mayıs olayları gerçekleşir. 3 mayıs olayı, benim anlattıklarım dışındadır dolayısıyla ona değinmiyorum fakat ilgilenenlere hemen linki bırakıyorum.
https://www.gzt.com/...k-gunu-ilani-3345334
Beni bu olayda etkileyen iki şeyden biri: Atsız'ın, Sabahattin Ali'ye yazdığı mektup. Ve ikincisi de: Atsız'ın, Türkçülükten Komünizme geçen Sabahattin Ali'ye karşı tavrı, tutumudur. Atsız'ın yazdığı mektubun, video olarak linkini bırakıyorum ve Atsız'ı anlamak isteyenlerin dinlemesini tavsiye ediyorum. Videoya geçmeden önce şunu belirtmeliyim ki: Sabahattin kötü yazardır veya Komünist'tir demiyorum, kimse yanlış anlamasın. Sadece Atsız'ın bu konu hakkında görüşlerini belirttim. Atsız bu konuda haklıdır veya haksızdır fakat benim için önemli olan bu konuda ki duruşu ve tavrıdır. Ki beni de ilgilendiren budur.
https://youtu.be/E2Ms9Q4y-Nk
Bu videodan sonra, Atsız'ın kaleminden Sabahattin Ali'yi öğrenmek isterseniz diye yine bir link bırakıyorum.
https://www.bilgicik.com/...huseyin-nihal-atsiz/
Vermiş olduğum linkte, Atsız'ın "İçimizdeki şeytanlar" adlı yazısı yine benim anlattıklarım dışındadır fakat şunu eklemeliyim ki: Sabahattin Ali'nin "İçimizdeki Şeytan" kitabında, Atsız'ı anlattığı rivayet edilir. Herhalde Atsız, bu yazısının başlığını buna cevap olarak "İçimizdeki Şeytanlar" yapmış olabilir diyerek bu konuyu da kapatalım.
•Belirtmiş olduğum gibi, Atsız'ın dik duruşu ve davasına inancıdır benim değinmek istediğim. Atsız, komünist karşıtı yazılar yazdığı için davası için hapis bile yatmıştır.(1944 Irkçılık-Turancılık davası) Bahsetmiş olduğum dava, yine bizim konumuzu aşacağından dolayı merak edenler için yine bir link bırakıyorum. Bu arada, dava için Alparslan Türkeş'de Atsız ile beraber yargılanmıştır.
https://tr.m.wikipedia.org/...l%C4%B1k_Davas%C4%B1
•Alparslan Türkeş demişken; Atsız, Türkeş'le de bu dava aleyhinde yol ayrımına gelmiştir. Aralarında geçen olay hakkında çok net bilgiler bulamadığım için boş konuşmaya lüzum görmeyip bulduğum bir kaynağı paylaşıyorum ve yine isteyen göz atabilir.
https://turanotagi.com/...lan-turkes-meselesi/
Bu olayla ilgili şu bilgiler vardır elimde: Bulduğum bir kaç bilgiye göre(emin olmamakla beraber) Atsız; bu davada, her koşulda dik durduğu için, Türkeş'in ise daha farklı bir üslupta durmuştur. İşte yine dik duruş, yine Türkçülük.
•Türkeş'in islami düşünceleri öne çıkartarak siyasallaşması ve sonucunda da MHP yi kurması neticesinde Atsız ile yolları ayrılmıştır.

•Sonlara doğru gelirken, Atsız Türkçülük adı altında bir çok dergi çıkarmıştır. Kendi savaşını bu kulvarda da sürdürmüştür. Konuyu uzatmadan, bu dergileri de sizlerle paylaşıyorum.
http://www.nihal-atsiz.com/...sizin-dergileri.html
•Atsız'ı tanımak için tabi ki oğluna yazdığı mektubu okumadan olmazdı. Oğlu bir buçuk yaşındayken ona vasiyet olarak yazdığı mektup. Bu satırlarda beni etkiledi. Mektupla alakalı birşey yazmama gerek yok, linkten okumanız yeterlidir. Fakat şunu eklemeliyim ki; ne yazık, oğlunun ileride komünist olmasına engel olamamış bu yazdıkları.
https://www.edebiyatturkiye.com/...ogluna-mektubu.2105/
•Son olarak küçük bir not: Eski Türk geleneklerine göre isim kazanmayı haketmediğini düşünerek aslında "Adsız" soyadını almak istese de "Atsız" soyadını almıştır.
•Daha da uzatmayarak burada noktayı koyalım. Ben sizlere Hüseyin Nihal Atsız'ın hayat hikayesini anlatmadım. Kendimce; görüşünü, duruşunu, davasını, neden tanınması ve neden okunması gerektiğini kısaca anlattım. Artık daha da araştırmak isteyenin önünde Google amcası her zaman açık. Ben Hüseyin Nihal Atsız'ı böyle bildim. Sizlerde bilin. Bildirin. Türkçülük adına mücadele veren, dik duran ve davasında ceza bile yatan Atsız'ı bilin.

Abarttığımı düşünenlerin, düşündükleri de kendine kalsın. Onlar zaten Atsız'ı bilmeseler de olur.

Kitap hakkında söylemek istediğim çok şey var. Hatta kitabı muhteşem bir şekilde yorumlayabilirdim ama o hakkımı yazarda kullandım. (Tabi muhteşem olmadı)
Kısaca diyebilirim ki: Kesinlikle okuyun! Kitapta; yazar, kendisini anlatmış. Kendi ruh halini, iç yansımalarını aktarmış. Bugüne kadar okuduğum en güzel ve en çok etkilendiğim roman olarak, yerini çoktan aldı.

Vaktiyle bir Atsız varmış derlerse ne hoş,
Anılmakla hangi ruh olmaz ki sarhoş...
Demiş Atsız ata. Peki o halde.
-Vaktiyle bir Atsız varmış...

Eksik ve hatalı bulduğunuz yerleri lütfen söyleyiniz. Gerçekten okuyup beğenenler, paylaşın ki başkaları da okusun, beğensin.
Saygılarımla.
308 syf.
·4 günde·Puan vermedi
Merhaba. Hüseyin Nihal Atsız'ı okulda tarih derslerimizden, bugün okuduğumuz kitaplardan neredeyse hepimiz biliriz. Çok uzun zamandır kalemiyle tanışmak istiyordum ama önyargılarım nedeniyle hep erteledim fakat artık önyargısız bir şekilde okumaya ve değerlendirmeye hazır hissettiğim geçen hafta okudum, bitirdim. Aslında çok uzun yorum yazar, çok şey söylerim ya da söylemek isterim ama çok uzatmayacağım. Çünkü düşüncelerim tartışmaya ve dallanıp budaklanmaya çok müsait. Atsız'ın cumhuriyet döneminde ki dünya görüşü nedeniyle önyargılarımız oluşmuştu ama bu kısma yüzümü dönerek yazarı sadece bir yazar ve kitabını da edebi anlamda okuyup değerlendirmek istedim lakin olmadı. Atsız'ı sevmedim. Sebebi şu ki; "Çok genç bir kadın hatta bir kızdı", "İlahi bir kadına ya da kıza duyulan aşk..." gibi cümleleri aşırı rahatsız ediciydi. İki örnek vermek istedim ama birçok sayfada rastlayabilirsiniz bu gibi vurgulara.(Kadın nedir? Kız nedir?) Bu cumleler üzerinde tabii ki durmayacağım herkesin ne demek istediğimi anladığını düşünüyorum. Atsız 1905-1975 yılları arasında yaşamış bir yazar belki O yılları gözönüne aldığımızda yazarın bu zihniyetini tolere edebilirdim ama günümüzde de hala "kadın mıdır kız mıdır" naralari atıldığı için bunu görmezden gelmem, tolere etmem mümkün değil. Bu hayli önemli bir konu ve kitabın diğer yönleriyle ilgilenmeme engel oldu diyebilirim. (Hiçbir fikrim olmadığı anlamına gelmiyor.) Bundan dolayı Ruh Adam kitabının içeriğine hiç değinmeyeceğim, hikâyenin güzel olup olmadığı pek de önemli değil şu durumda. Yıllar yıllar önce yaşamış Atsız zihniyetini de ve bugün hala Atsız zihniyetine sahip olan günümüz insanlarını da reddediyorum. Hep de reddedeceğim. Atsız severlere saygı duyuyorum lakin benim sevmem mümkün değil. Söyleyeceklerim kısa bir şekilde bu kadar. Ufkumuzu açacak, zihinlerimizi aydınlatacak kitaplarda buluşmak dileğiyle. Kitapla kalın .
  • Bozkurtlar
    9.4/10 (3.062 Oy)3.188 beğeni8,6bin okunma8bin alıntı41,4bin gösterim
  • Deli Kurt
    8.9/10 (2.815 Oy)2.805 beğeni9,3bin okunma7,6bin alıntı34,7bin gösterim
  • Gün Olur Asra Bedel
    8.6/10 (6,4bin Oy)6,7bin beğeni25,7bin okunma25,5bin alıntı126,3bin gösterim
  • Toprak Ana
    8.9/10 (9bin Oy)8,5bin beğeni32bin okunma28,5bin alıntı110,3bin gösterim
  • Beyaz Gemi
    8.4/10 (9,7bin Oy)9bin beğeni38,4bin okunma28,3bin alıntı143,8bin gösterim
  • Saatleri Ayarlama Enstitüsü
    8.6/10 (7bin Oy)7,6bin beğeni24,2bin okunma62,3bin alıntı172,2bin gösterim
  • Bu Ülke
    9.0/10 (3.449 Oy)4.268 beğeni12,5bin okunma52,7bin alıntı105,7bin gösterim
  • Cemile
    8.2/10 (4.353 Oy)3.696 beğeni16,1bin okunma11,4bin alıntı50bin gösterim
  • Puslu Kıtalar Atlası
    8.7/10 (9,7bin Oy)8,9bin beğeni29bin okunma20,6bin alıntı158,8bin gösterim
  • Beyaz Zambaklar Ülkesi
    8.8/10 (15,1bin Oy)14,8bin beğeni51,7bin okunma50,7bin alıntı316,5bin gösterim
308 syf.
·4 günde·9/10 puan
YouTube kitap kanalımda Ruh Adam kitabını yorumladım: https://youtu.be/iEphIbOlWp0

"Tutku istisnai bir duygudur, kıskançlık ise dünyadaki en istisnai tutkudur." Dostoyevski

Hayatımız boyunca istisnalaştırmak istediğimiz bir duyguya sahip olmak isteriz, yani tutkuya. Bu tutkuya ise kimimiz aşk adını koyar, kimimiz para kimimiz ise askeri değerler.

Tüylerim Ruh Adam'ı okurken birkaç defa diken diken oldu. Yani derimdeki minyatür kasların kasılmasıyla cilt yüzeyimde bir gerilim oluştu ve böylece tüylerim dışarı dönmeye başladı. Sanki kitabın adına paralel olarak ruhum derime baskı yapıyor gibiydi. Her bir gözeneğimden dışarı çıkıp kendi benliğini inşa etmek istiyordu. Derinlerde kalmak yerine artık keşfedilmek istiyordu! Fakat sahi, neydi, neredeydi bu ruh dediğimiz şey?

Oscar Wilde'a göre yaşlı doğan ve gittikçe gençleşen, Montaigne'e göre bir amaca bağlanmadığı sürece yolunu kaybeden, Musil'e göre zamanlar arası bir yolculuk yapan bir zaman kurdunun kendi arkasında sürekli boş bir uzamı bırakacak şekilde insana yansıtan duygu iklimini bulanık bir psikolojik sendeleme denklemi şeklinde gerçekleyen ruh kavramı, Atsız'a göre sadece askerliğin rütbe ve elbiseden ibaret olmamasıyla mı açıklanabilirdi?

O kadar basit değil.

İnsanoğlu, zamana hakim olmak ister. Çünkü zaman hakimiyeti diğer bütün hakimiyetlerden çok daha imkansızdır. Kanuni Sultan Süleyman, 46 yıl tahtta kalmıştır fakat bu süre 47 yıl olamamıştır. Napolyon bütün zamanların kralı olmak istemiştir fakat zaman kavramı karşısına Rusya'yı çıkarmıştır. Peki, zaman, insanın karşısına öncesiz ve sonrasız bir kadını çıkarırsa ne olur?

İnsan, kısıtlı bir süreye malik olarak dünyada rol sahibi olur. Böylece kendi mülkiyetinin sınırını ilk olarak bir çitle belirlemiş, birlikler kurmuş, ordular tanzim etmiş, askerlik ve savaş kavramlarını tasarlamıştır. Askeri hiyerarşi bu kronolojinin sadece bir mantığa oturtulma çabasıdır. Mesela Ruh Adam kitabındaki Selim gibi bir subayı ele alalım.

Bir subay için büyük askeri ve vatani fikirler dururken güzel bir kıza yakınlık duyup mahvolmak kabul edilebilir bir gerçeklik midir? Ama sonuçta o da insan değil midir? O da istisnai duygusunu bir aşk tutkusuyla açıklamaya çalışamaz mı? Yoksa Atsız'ın Ruh Adam romanıyla anlatmak istediği, ülkesi için büyük hedefler uğruna çabalamak varken geçici ve boş heves gibi görülen aşk duygusunda kaybolan -bir zaman makinesi misali- bir Türk gençliği midir? Daha yeni başlıyoruz.

Askerliğimi yaptığım yerden bir yüzbaşıyı örnek vereceğim. Adı Metin. Bu romandakinin adı da Selim. Ne fark eder ki? Ha Burkay, ha Metin, ha Selim! Metin Yüzbaşı, apoletinde 3 yıldız. Eşinin adını hiç öğrenemedim. Fakat kitaptaki Selim'in istisnai bir duygu temeline oturtup tutku basamağına çıkartmak istediği ve kendisine öncesiz-sonrasız bir İD olarak belirlediği kadının adı Güntülü. Ya da belki Açığma-Kün? Açan güneş? Hmm, buradan bir gerçekliğe ulaşırız...

Yüzbaşının apoletinde 3 yıldız vardır. Kitapta da Atsız'ın aşk basamağı olan İD alanına giren 3 kadın vardır. Ayşe, Leyla ve Güntülü. Nasıl yani? Bir aşk rütbesi mi? "Ama aşkın rütbesi mi olurmuş?" dediğinizi duyar gibiyim. Olur hem de bal gibi. Yok ruh gibi. Nasıl mı?

Ayşe ile başlayıp askerliğini salt bir meslek olarak değil de bir inanç olarak da kabul eden Selim'in aşka zamansız olarak inanmasıyla, bitmeyen ızdırabıyla açıklanmaya çalışılan bir aşk piramidini anlatır Ruh Adam! 89. sayfada demiştir çünkü "Askerlikte tek değişmez kanun vardır: Üstün olan kazanır." Üstün olan ise Güntülü'dür. Kendi yüzbaşı apoletindeki 3 yıldıza en iyi eşlik edebilecek olan açan bir güneş ışığıdır. Çünkü yıldızlar ışıkla anlamlanır. Ayşe teğmen, Leyla üsteğmen ise Güntülü karakteri Selim'in kendi askeri tutkusunu bulduğu hırçın bir yüzbaşı aynasıdır.

"Yıldızların yüzlerce, binlerce yıl önceki halini görüyoruz. Kimbilir, belki o yıldız çoktan yok oldu ama biz henüz bilmiyoruz…” Yok efendim, yalan! Bir yıldızın ışık yılı olarak uzaklığı neyse, onun o kadar yıl önceki halini görürüz! Selim'in asırlar öncesindeki reenkarne hali olan Burkay'a olan uzaklığındaki zaman skalası ise kadındır. Işıklar saçan öncesiz ve sonrasız bir kadın tasviri, kendi sembolizmiyle birlikte bütün zamanlara yayılıp, apoletlerin arasından sızarak ezeli bir adamın ruhuna karışmıştır. Hatta Selim düşsel sahnelerde ve kendi nefsiyle olan mücadelelerinde kendisini apoletleri çıkarılmış kıyafetiyle de görür. Aşk id'i, bir ışık olarak apoletlerdeki yıldızlarla anlamlanır. Omuzlardaki militarist vatan yükü zamanla kendini gerçeklemeye çalışan tinsel ve sonsuz bir zaman şeridine dönüşür.

Atsız, mektuplaşmalarında ne demiş bu kitap için biliyor musunuz?
“Romandaki şahısların hiçbiri muhayyel değil.”
“Bu roman, yaşanmış bir romandır. Hemen hemen bütün şahıslar gerçektir.”
Yoksa Atsız da mı kendi mazisini artık umursamaz hale gelmiş, Bedriye Atsız'ın öğrencilerinde bir istisnai tutku arayışında olacak şekilde askerliğini bile unutmuştu? Aman Bedriye Atsız Hanım'ın kulağına gitmesin!

Dünyada askerlikten başka her şeyi reddeden bir adam bile istisnai duygusunu tutkuyla adlandırmak üzere bir yola çıkabilir.

Ruh Adam, Atsız'ın da dediği gibi yazının askercesi olan mısralar içeren ve bu mısraları o yazının karşısına geçen kadınlara karşı bir esas duruşta tutma arzusu içinde yanıp tutuşturan, Tanrı, peygamber ve eski Türk boyları liderlerinin de bir mahşer sahnesinde "ego" basamağındaki sorgulamalarını gerçekleştirdiği fakat zamansız bir "süperego" kuyusuna düştüğü bir ruh terapi arayışıdır mı desek? Hadi diyelim.

Bir de Ruh Adam'daki ruh kavramını tam olarak özetleyen bir alıntı bırakıp ana sayfalarınızdaki resimden çıkayım.
#27646326
263 syf.
·9 günde·Beğendi·9/10 puan
Not: Bu kitabı okuyacaklar önce Türkçülüğe Karşı Haçlı Seferi ve Çektiklerimiz'i okursa kitabı daha net anlar. Ardından da Dalkavuklar Gecesi - Z Vitamini'ni okursanız isabet olur.

Hüseyin Nihal Atsız edebiyat dünyasında haksızlığa uğramış bir şair ve yazardır. İkinci Süreya vakası yaşamamayı ümit ederek bismillah diyorum.

Yıllarca yazar hakkında duyduğum olumsuz cümlelerden ötürü, deyim yerindeyse burun kıvırıp hiçbir kitabıyla ve düşünceleriyle ilgilenmedim. İçinde fanatiklik olan her düşünce beni rahatsız ediyor. Doğruların içinde, muhtemel eğrileri görmemize engel bir bakış açısı gibi geliyor. Fanatiklik düşmanlığı, düşmanlık huzursuzluğu doğurur. Zaten tadı, uçuşan birkaç saniye tatlı anla döşeli şu hayat, yaşarken uzun, geçmişe baktığımızda da bir solukta geçmişçesine yaşanıyor. Bu kadar avuçlarımızdan akıp giderken de neyin fanatikliği, neyin gözü karalığı diye sorguluyorum. Dünyada insanın iyisine inanırım. Yargılamalardan, dayatmalardan, bilmişlikten, sürekli kötülemelerden hoşlanmam. Bir tek Metin Altıok için arada sübliminal mesajlar veriyorum, o kadar. O da hakkıdır. Herkesi okumalıyız düşüncesine de katılmamaktayım. Avuçlarımızdan akıyor saniyeler. Sağlam bir liste oluşturalım, sayılı saatler içinde hedefsiz baykuşlar gibi uçmayalım düşüncesindeyim. Bu yüzden düşüncesi ne olursa olsun bana özgün gelen, bazen tuhaf gelen, bazen gönlümü okşayan, bazen zihnimi çivileyen, bazen düşüncelerimi kurcalayan, bazense sadece nedir diye baktığım okumalar yaparım. Özgün gelen Atsız oldu. Tuhaf gelen Oğuz Atay oldu. Gönlümü okşayanlar çok, biri Altıok zaten. Zihnimi çivileyen Canetti, düşüncelerimi kurcalayan Cioran, nedir diye baktığım da Pirandello idi. Bunların hepsi birer örnek tabi. Hepsini iyi ki aldım, iyi ki okudum. Her biri zihin dünyamda yerini öyle bir yaptı ki haklarını teslim etmek lazım.

Atsız kendisini ifade ederken o kadar değişik bir dile sahip ki dünyasında insanı ürküten, ama meraktan da yola devam ettiren, hem kızdıran hem de "Gel de hak verme" dedirten yanları olan, çok ama çok farklı bir insan. Hoşuma gitmedi dersem yalan olur. Kızdığım, olmaz böyle dediğim, bunu nasıl düşünmüş dediğim, hayretten bazen fal taşı gibi açılmış gözlerle okuduğum satırları da oldu. Bu yüzden bu adam nasıl bir adam düşüncesiyle Yolların Sonu'nu aldım. Ruh Adam'da içsel birçok konuşma insanı farklı deryalara sürüklerken, şiirlerini milli fikirleri daha ağır basarak yazmıştı. Bu yüzden şiirlerini okuduğumda onu daha iyi anladım. Müthiş bir coşku, insanı güldüren bir gaza getirme, ne olduğunu anlamadan coşa gelme, duyguyu şiddetle hissettirmede bir hüneri var. Yadsıyamayız. Hatta bu hünere ben hayran oldum. Katılmadığım satırlar, katıldıklarımla bir saç örgüsü misal karışmış ama bir o kadar intizamlıydı. Ruh Adam'daki yazar duvarlarını kaldırsa da hep temkinle yaklaşmakta olduğumuz biriydi, bu yüzden şiirler kendi ile ilgili daha çok bilgi vermiş.

Kitapta birçok konuşmayı takdirle okurken, birçok konuşmada da kaşlarımı çattım. Ama bu, bu kitabın müthiş bir edebi ve felsefi lezzet içermediğini göstermez. Bilakis, yazar dediğin okuru bir tokatlamalı. Bakın ben bu tokadı çok farklı alanlarda olsa da Cioran'da da yemiştim. Onu okurken ona çok katılmadığım, sonra katıldığım, sonra hayretten okumakta ilerleyemediğim anlar yaşamıştım. Bu kitabı benzer his ve düşüncelerle okudum. Bir insana katılmasanız da onun düşüncelerini ifade ediş şekline hayran olabilirsiniz.

Kitabın içinde bir şiir var. Sevdanın her yürekte aksi başka bir dağdan çarpar gelir insana. İnsanız, göğümüz bir ama gönlümüz ayrı ayrı. Her biriniz kendiniz için, içinize ses olan, nice şiir görmüşsünüzdür. Ben birkaç mısra okumuştum yıllar yıllar önce. Sanıyorum sene 2009'du. Bir arkadaşımla birbirimize beğendiğimiz şiirleri atardık. (O arkadaşım Tanpınar'ı daha o vakitler okumayı geçin yutmuştu satır satır. Ben acemi okuyucu.) Ben de sağı solu şiir bulmak için karıştırırken "Vur şanlı silahınla gönül mülkü düzelsin./ Sen öldürüyorken de vururken de güzelsin."  mısralarına denk geldim. Kimin yazdığını bilmiyordum ama beni etkilemişti. Yaş 18, duygular coşkulu. Yuttuk geçtik verdiği etkiyi. Başka satırlara aktı gitti gönlümüz gözümüzle. Derken yıllar sonra dilimin ucuna bu satırlar geliverdi. Çıldırıyorum meraktan ama ne mümkün tam olarak hatırlayamıyorum. Derken Ebru Ablanın kitabı okuduğunu gördüm. Alıntıları tıkladım. Ve karşımdaydı satırlar. Bir alıntı uğruna düştüm kitabın peşine. Okudum. Kitap bittiğinde "O neydi o?" dedim. Okuduğunuz kitap size dudak ısırtmalı arkadaşlar. Bu hep mümkün değil. Hepimize başka başka kitaplar bu hissi verir. Bana bu, öyle gelen bir kitap oldu işte. Geri Gelen Mektup şiiri tam anlamıyla karşımdaydı ve ben bunun üzerine sevda şiiri yazılabileceğine inanmıyorum. Ancak buna denk olabilir, Mona Rosa gibi. Bu insanlar, seven sever sevmeyen keyfi bilir insanlar ve benim için tartışmasız çok derin insanlar. Ben böyle sevda sözü görmedim. Bu şiiri sazla söyleyen birçok insan varmış. 3 gece boyunca sadece bu şarkıları tam olarak sabaha kadar defalarca dinledim. Kalbim davul gibi attı. Hala aklıma geldikçe o dem, içimde garip bir şeyler oluyor. Anneme dedim ki, bu şiir beni öyle etkiledi ki taze aşık olmuş gibiyim. Şimdi sokağa çıksam birileriyle biraz konuşsam, sırf üzerimdeki şu hal yüzünden kim vurduya gidecek kalbim. :) Çünkü duygularım şaha kalktı ve oldukça hedefsizdiler. Neyseki o garip hâli atlattım. Fakat ben böyle şiir görmedim işte. Ne söyleyebilirim.

Ruh Adam, eski bir askerin, askerliği eskide kalmak zorunda olan, oldukça garip bir insanın, şiir de yazan bir buz adamın romanı. Hem hayran olunacak -istemsizce- hem de çok ama çok eleştirilecek yönleri olan bir insan Selim Pusat. (Soyadı dahi kişiliği ile ilgili bilgi veriyor.) Bu adam zaman ilerledikçe, bazı şeyleri düşünüp içselleştirmekten, garip başını alıp -bence- dünya değiştiriyor. Belki de dünyasını desek daha doğru. Kitapta namuslu, pek ahlaklı ve duygulu genç kızlarımız, bana göre çizilen karakterleri oldukça sorgulanısı, var. Ben bu kızlardan hoşlanmadım. Yani bir erkeği tavlamak için bazısı cilve yapar bazısı da namuslu ayağına yatarak yapar bunu. Kişisine göre yani. Aa bir de bakmış ne görsün, kanına girivermiş. Halbuki istemeden olmuştu. İnanırsanız tabi. Kitapta aşkın o basamak atlama anı bana hiç geçmedi. Hissedemedim ben bunu. Fakat şiirler başlı başına bir lezzet olduğu için kendi içlerinde değerlendirdim ve o kısımlar güzel geldi.

Hepimiz kendimiz için bir dünya görüşü belirlemişiz. Doğru olduğuna inandığımız görüşleri zihnimizin muskası etmiş yaşıyoruz. Ben şimdiye kadar benden farklı insanlar okumaktan bir zarar görmedim. Fakat size okuyun demiyorum. Hakkını veremeyecekler bence okumasın. Yahut nefreti katarakt gibi taşıyan insanlar da okumasın. Olur ya gözden gönüle geçmez. Ben Ahmet Kaya da dinlerim. Ahmed Arif de okurum. Atsız'ı da kitaplığımda inci gibi dizer, ince ince okurum. Kendi görüşlerim beni, okuduklarımın görüşleri de kendilerini bağlar. Bu yüzden kitap ırkçılığına hayır, edebiyata evet. Her ne okuyacaksanız kana kana okumanız dileğiyle. Sevgiler.

Not: O üç gecenin müthiş sazları;
1) https://youtu.be/WUoT4qfxVVs
2) https://youtu.be/DyFgLYj8EBE
308 syf.
·4 günde·10/10 puan
Ruh Adam Hüseyin Nihal Atsız'ın en son neşredilen romanı olmakla birlikte üzerinde en çok konuşulan ve en çok incelenen romanıdır. Atsız'ı okurken lütfen önyargılarınızı bir kenara bırakıp öyle okuyun. Atsız da bizim, Sabahattin Ali de, diğerleri de . Hepsi Türk Edebiyatına katkı sunmuş, güzel dilimiz Türkçenin gelişmesi için çabalamışlardır.

Romanın konusunu ordudaki görevine son verilen Selim Pusat'ın düş ile gerçek arasında yaşadığı sıradışı olaylar ve aşk duygusu oluşturur.

Rivayet odur ki Leylâ Mutlak karakteri gerçekte Hanzâde Osmanoğlu'dur. Leyla Mutlak, soyadının çağrıştırdığı şekilde “Mutlakiyet” rejimini, yani Osmanlı Imparatorluğu'nu simgeler. Kadının, Selim Pusat’ın hayatındaki gizemli varoluşu, bir görünüp bir kaybolması, kendisini Osmanlı tahtının varisi sayması vs. söz konusudur.

Atsız hakettiği değeri bulamamış, edebiyatımızın yapı taşı bir yazarımızdır. Onun şiirlerinde ve yazılarında ruh hali gerçekten uç noktadır. Son sayfasına kadar sıkmayacak bir döneme damgasini vurmuş Atsizin en değerli romanidir. Kitabin içindeki sözler ağızlara pelensenk olacak cinsten.

Yastığımız mezar taşı,yorganımız kar olsun,
“Vaktiyle bir Atsız varmış”, Var olsun!

Keyifli okumalar diler, böyle güzel bir mecrayı bizlere sunduğu için 1K ekibine teşekkür ederim.
308 syf.
·12 günde·Beğendi·8/10 puan
Öncelikle kitabın sonu beni hayretler içerisinde bıraktı.!

Nasıl oldu ne bitti derken bir ara ciddi ciddi anlamakta zorluk çektim olaylar çok hızlı ve karmaşık bir şekilde son buldu. Üzüldüm de böyle bitmesi hayal kırıklığına uğrattı.

Bir şey dikkatimi çekti . Hüseyin Nihal Atsız sürekli bayanlar üzerinden ilerliyor. Kadın çerçevesinde ilerliyor Ruh adam sonra kendinizi tarihle dinle bilimle dolu bir olay örgüsüün içerisinde buluyorsunuz. Oldukça kavraması güç bir kitap , okuyun derim .
308 syf.
·4 günde·10/10 puan
Her zaman yeni bir romana başlamadan önce ''kendi aklım yokmuş gibi'' kitap hakkında yapılan değerlendirmeleri tararım. Bu esere başlamadan öncede yaptığım araştırmalarda maalesef insanların okumadan, siyasi kinlerini kitabın üstüne kustuğunu gördüm. Hatta bir tanesi mutlak seveceksin şiirini edebi değerden yoksun bulmuş hemde ruh adamı okumadan... Bazı kişilerde selim pusat'ın kendinden 25 yaş küçük birine aşık olmasını edepsizlikle suçlamış. Ama bu kişiler Orhan pamuğun ''kırmızı saçlı kadın''ında geçen çocuk istismarını çok büyük bir aşk, serenadta ki kurguyu muazzam bir aşk olarak değerlendirmeleri de ayrı bir ironi tabi. Tanrı insanı demokrat olduğunu sanan yarı cahillerden korusun. Kitabı bitirip uyumamdan mütevellit bipolarım bozuldu. Kitapla bağıntılı rüyalar gördüm. Metin aralarındaki şiirlerin güzelliği, romanın bütünlüğünde gizli. Hele o mahkeme sahnesi var ya!. Gelsin kürşad, gitsin mete , , bilgekağan,oruç reis..... Böyle bir sahneyi yazmak ağır bilgi birikimi ve kültür ister.Bu sahne de bazı kesim diz vurmak eylemini,Allah'a hakaret hakaret olarak algılamışlar. Tarih biliminin en önemli kaidesi olan ''olayı dönemiyle yargıla'' sözünden bihaberler. Zaten kendisinin Türk tarihinin Orta asya koluna yaptığı katkılar, tartışma götürmez gerçeklerdir. Romanda güntülüye karşı, antipatik duygular hissettim. Onun dışında ruhumun derinliklerine, kanımdaki her hücreye kitap eden bir roman oldu.
296 syf.
·4 günde·Puan vermedi
  "Izdırap çekiyorum. Sen de beni seviyor musun?" diye inliyor. Yanında duran Açığma-Kün "Sus, sus, ben de ızdırap çekiyorum." diye yanıp yakılıyor. Fakat "Ben de seni seviyorum." demiyor ve yıllar böylece akıp gidiyor." Edebiyat öğretmeni Ayşe Pusat eşi Selim Pusat'a sonunu paylaştığım bu Uygur masalını anlatıyor kitabın başında. Bu masal kitapta yaşanacak olayları tanıtıcı nitelikte.
  Selim askerî lisede iken şiirler yazan ancak akademiye girince kendini harbe adamış bir adam. Cumhuriyet ve kralcılığın yarattığı çatışmalı bir dönemde Selim padişah taraftarıdır. Erlik, savaş, mücadele onun için en yüce şeydir. Selim, mesleği olan askerlikten savunduğu fikirler neticesinde ihraç edilmiş ve bunun sonucunda hayatının anlamı kaybolmuştur. Hapse girmiş ve çıkınca da kendini eve kapatmış, insanlara olan öfkesinden dolayı yaşamaktan uzak kalmıştır. Eşi Ayşe onu hayata döndürmek adına elinden geleni yapmaya çalışan, Selim'in alaycı sözlerini sineye çeken ve kocasını çok iyi tanıyan bir kadın. "Son cümlenin büyük bir kırılganlıkla söylendiği belliydi. Bunu en çok Ayşe anlamış ve Selim'in en duygulu yerinden yaralanmasını hiçbir zaman istemediği için bu eve geldiğine pişman bile olmuştu." Sizi gerçekten seven birinin yaralarınızı bilmesi aslında bu kadar güzel bir şey. Olası ihtimalleri düşünerek sizin yaranızın tekrar açılmasını engelleyecek, koruyacak girişimlerde bulunur ve gerekli tedbirleri alır.
  Aslında kitaptaki olayları anlatmaktan ziyade etkilendiğim şeyleri paylaşmak istiyorum. Kitapta beni en çok etkileyen Selim'in iç muhakemesi oldu. İnsanın kendisiyle savaşması ordularla savaşmasından daha zor. Savunduğu fikirlerle, evli olmasıyla çatışan bir durum içinde bulunan Selim'in kendisiyle verdiği mücadelenin zorluğu etkiledi. İnsan bazen kendisine söz geçirmekte nasıl zorlanıyor... Aslında ona hayatı tekrardan tatlı hale getiren kişiye ulaşamamanın verdiği çaresizlik... Kafasındaki sorular, cevaplarını bulamayışı ve anlayamamanın verdiği ızdırap... "Neden?"
  Kitapta aşka dair geçen diyaloglarda katılmadığım noktalar olsa da bu duygunun verdiği çaresizliği çok güzel işlediğini düşünüyorum Atsız'ın. En güzel şeyse Atsız'ın çok sevdiğim, çok anlamlı bulduğum bir o kadar da duygulandıran bir şiirine bu kitabında rastlamam oldu.
  Sonunda Selim'in çıktığı mahkemede Tanrı'nın adaletini sorguladığını görüyoruz. Bu kısımda kendi mahkememi düşündüm. Kendi sorgulanışımı... Ve kitap başladığı masalın tekerrür etmesi ile son buluyor.
  Atsız'ı okumak konusunda bana hitap etmeyeceğine dair önyargılarım vardı ancak bu kitabını okumam ile onu kırdı. Çünkü kitapta din, siyaset, devletler, aşk, ihanet, fedakarlık, kişisel ilkelerimiz, değerlerimiz, umut, acı, içsel çekişme, tarih vb. birçok şey işlenmiş. Ve bunu yaparken masalımsı bir tat vermiyor değil. Oldukça akıcı ve okurken elimden bırakmayı istemediğim, kendimden çok şey bulduğum bir kitap oldu benim için. Okunması gerektiğini düşünüyorum.
308 syf.
·9 günde·10/10 puan
Sembollerle dolu olan ve müthiş bir edebi/tarihi birikim içeren bu kitabı incelemek, dolayısıyla hakkını vermek oldukça zor. Mesela kitabın ana kahramanı Selim Pusat'ın askerlik yıllarında intihar eden yakın arkadaşı Şeref'in, aslında Selim Pusat'ın kendi şerefi olabileceğini size nasıl kolay yoldan anlatabilirim, bilmiyorum. Küçük bir deneme yapayım:

Selim Pusat, askerlik yıllarında, yakın arkadaşı Şeref ile birlikte iftiraya uğramış ve ordudan atılmış bir kişidir. Ordudan atılmayı hazmedemeyen Şeref'in intihar etmesiyle, ordudan atılmış bir askerin şerefini kaybetmiş sayılması arasında elbette bir sembolik bağlantı vardır. Şeref'in zaman zaman ortaya çıkıp Selim Pusat'a doğru yolu(şerefli yolu) göstermesi de bundandır... İşte kitapta bunun gibi birçok sembol var ve çözebilmek gerçekten ustalık istiyor.

Bu düşünceyle, kitabı bitirdiğim andan itibaren birçok farklı sitede birçok farklı okurun yazdıklarını okumaya başladım ve bir türlü tam olarak hislerimi yansıtan bir yazıyla karşılaşamadım. Çünkü bu kitabı anlatmak ve parçalara ayırmak gerçekten çok zor. Tam kitabı parçalara ayırmaya niyetleniyordum ki, karşıma ekşisözlük'te bir yorum çıktı. https://eksisozluk.com/...lkisehrebirfilmgelir isimli yazar arkadaş, kitaba dair en doyurucu ve bilgilendirici cümleleri yazmıştı. Kendisinden aldığım izin ile onun yorumlarını da burada paylaşıyorum. Bu yorumlar kitabı okumuş olanlara da okuyacak olanlara da büyük bir fayda sağlayacaktır:

"Bilindiği gibi Ruh Adam, Hüseyin Nihal Atsız’ın nehir romanlarının sonuncusu. (Ömrü vefa etmediği için son romanını tamamlayamadığını düşünüyoruz.) Bozkurtların Ölümü, Bozkurtlar Diriliyor, Deli Kurt ve ardından Ruh Adam. Kimi insanın ön yargılı baktığı bu Atsız romanının bu denli çok okunmasının ve sevilmesinin sebebi nedir? Kendimce açıklayayım.

1. TARİHİ-EFSANEVİ ZEMİNE OTURTULMUŞ OLAY ÖRGÜSÜ:

Roman, iki farklı olay örgüsü üzerine kurgulanmış. Bunlardan birincisi romanın hemen başında anlatılan Uygur Masalı ve Yüzbaşı Burkay, ikincisiyse asıl olay örgüsünü oluşturan Osmanlı’dan Cumhuriyet’e atlanmış bölüm ve Selim Pusat’ın maceraları. Eseri bir bütün halinde incelediğimizde, birbirinden tamamen farklı görünen bu iki olay örgüsünün temelde birbiri üzerine inşa edildiği anlaşılabiliyor. Uygur Masalı, yani çekirdek olay asıl olayın örgüsünü şekillendirmiş. Kitap boyunca anlatılan olaylarda anlamlandırılamayan ne varsa aslında hepsi bu Uygur Masalı’nda gizlenmiş ve anlamlandırılmış durumda. Kişi kadrosundaki şahısların paralellikleri iki olayda da asla şaşmamış, özenle oluşturulmuş. Eserin birinci ve en önemli başarısı buradan geliyor. Yani tarihi, efsanevî ve zaman zaman gerçekçi olaylardan.

2. GERÇEK VE DOĞAÜSTÜ ARASINDA SIKIŞAN KİŞİ KADROSU VE KARAKTERLER:

Kişi kadrosu tam da olaylara göre işlevsellik kazanmış karakter ve tiplerden oluşmakta. Asıl kahraman yani Selim Pusat, Uygur Masalı’nda anlatıldığı gibi askerî bir temele sahip. Hatta Osmanlı’ya bağlılık yemini eden bir subayken Cumhuriyet dönemindeki ordu durumunu da analiz etmiş biri. Bu da geçmişten Cumhuriyet’e bir köprü vazifesi olarak kullanılmış. Bir nevi Burkay, beden değiştirip Pusat olmuş. (Pusat karakteri, Atsız’ın kendi hayatından da kesitler taşımakta.)

Eserin içindeki bütün yan kişiler Uygur Masalı’nda Burkay’ın, esas bölümde de Pusat’ın etrafında şekillenen, hayatımızın her bölümünde karşılaşabileceğimiz insanlar. Selim Pusat, diğerlerinden değişken ve karmaşık yönleriyle ve iç çatışmalarıyla ön plana çıkarken diğer kişiler onu mutluluğa, mutsuzluğa, iç çatışmalara sürükleyen ve yerli yerinde kişiler. Zaten Pusat’ı karakter hüviyetine sokanlar da onlar: Ayşe Pusat, Güntülü ve diğerleri. Gerçek ve doğaüstü olaylar arasında sıkışan kişiler eserin en başarılı taraflarından biri.

3. DEKORATİF VE FİGÜRATİF TİPLER:

Roman, Türk halkının çok sevdiği askerî kimlikler üzerine kurulu. Militarist övgü ve yergiler, militarizmin analizini yapan kişiler, askerî kimlikleri olan sert ve mağrur karakterler var. Yeni rejimle ortaya çıkan rütbeler, sistemler; olur olmaz yerlerde ortaya çıkan erler, komutanlar...

Eşinin hapse atılmasından sonra, dolaylı yoldan da olsa, o da cezalandırılan; kutsal meslek icra eden bir öğretmen var Baş rolde: Ayşe Pusat. öğrencileriyle iyi ilişkiler kuran, hem ideal bir eş hem de ideal bir öğretmen modelidir. Ve tabii ki haksız yere cezalandırılmış mağrur öğretmen.

Başarılı olması, öğretmenlerine karşı saygıları ve olumlu yapıları ile genel kültürlü ve edebiyat düşkünü öğrenciler, tabii ki başta: Güntülü! kurgunun içinde yeri geldiğinde dekor, yeri geldiğinde figür yeri geldiğindeyse tam merkezde olan tipler eseri güçlü kılan diğer yönler.

4. RÜYA GİBİ BİR AŞK:

Eser çok fazla karşılaşılamayacak ve sabrı tüketecek, yukarıda saydığım birçok unsurla süslenmiş bir aşkı anlatıyor. O kadar karmaşada böyle bir aşkı okuyucuya yansıtmak muazzam bir olay. Rüya gibi bir aşk. Betimlendiği kadarıyla sert görünümlü karakter ve tiplerin yüz kaslarını gevşeten görüntüler oluşturuyor kafanızda. Tarafı olduğunu kişiler tek tek güzelleşiyor, tarafı olmadığınız kişiler ise tek tek çirkinleşiyor. İyiyi ve kötüyü, güzeli ve çirkini çarpıştırıp duygusal coşumculuk yaratması bir tarafa her şeyi sembolleştiren diyaloglar bir tarafa. Edebi akımını kestiremeyecek derecede unsurlar barındırıyor.

5. EDEBİYATIN SERPİŞTİRİLMİŞ OLMASI:

Elbette roman edebî bir tür. Ama bu eser edebî bir tür olmaktan ziyade edebiyatın kendisi. Halit Ziya’nın Servet-i Fünun döneminin kendisini edebî bakış açısıyla anlatan Mai ve Siyah’ı gibi olmasa da edebiyatı da bizzat içinde barındıran bir roman. İçinde Orta Asya Türk Edebiyatı'ndan Divan Edebiyatı'na ve hatta Cumhuriyet Dönemi Türk Edebiyatı'na dair detaylar, değerlendirmeler, şiirler üzerinden duygu aktarımlarını görebiliyorsunuz.

Hatta roman, Atsız’ın iki meşhur şiirini içinde barındırıyor. Biri, eserde ego uyandıran “Mutlak Seveceksin” şiiri, Diğeriyse şiirde Nirvanalardan “Geri Gelen Mektup”tur. İki şiir de bir filmin soundtrackları gibi tam zamanında devreye girip gereken etkiyi yapıyor. İki şiirin de hikayesi mevcut kurguyu en iyi şekilde yansıtıyor.

6. DİL KULLANIMI, KONU ÇEŞİTLİLİĞİ VE DİYALOGLAR:

Din, tarih, psikoloji, sosyoloji, edebiyat, şiir barındıran eser güçlü diyaloglara da sahip. Birçok sözcüğü vecize niteliği taşıyan diyalogların bulunması eseri farklı kılıyor. Yeri geldiğinde askerî, yeri geldiğinde resmî, yeri geldiğinde samimi, yeri geldiğinde edebî, yeri geldiğinde siyasî, yeri geldiğindeyse vecize niteliğinde diyaloglara ve monologlara sahip. Dili ise tam edebiyat ders konusu: açık, akıcı, duru ve yalın.

7. MANEVİYAT VE TANRI TEMSİLİYLE DOĞAÜSTÜ VE ŞAŞIRTICI BİR SON:

Eser şaşırtıcı ve metafizik ögelerin ışığında sona eriyor. Sona ererken ilk kitaptan son kitaba kadar bütün tip ve karakterler bir tiyatro oyunun sonu gibi tek tek reverans yapıyor. Şaşırtıcı diyaloglar ve vak’alar, ortaya çıkan kişiler, şaşırtıcı ve doğaüstü bir mekan, uzay düzlemindeki bir zaman, tanıdığımız birçok isimle hiç beklenmedik bir sonla tam da başta geçen bir replikle bitiyor. Bu şaşırtıcı son da eserin tekrar okunması isteğini uyandırıyor.

YORUM:

Okumayanlar için Bozkurtların Ölümü, Bozkurtlar Diriliyor ve Deli Kurt okunduktan sonra okunması tavsiyemdir. Bağımsız da okunabilir ama böylesi daha iyi olacaktır.

Fantastik ögeleri mistik ve gerçekçi bir yapı içerisinde işleyen roman, muhtevası ve kurgulanışı yönüyle çağdaşı Türk romanlarından farklı bir yapıya sahip. kişi kadrosu bakımından da İslamiyet öncesi ve yeni Türk edebiyatının ortaya karışığı şeklinde. Yaşadığı olaylarla tip’ten karakter’e dönüşen Selim Pusat’ın mağrur yalnızlığı, kimliği, kişiliği öyle güzel yansıtılmış ki o kişinin yerinde olmak istiyorsunuz. Bir tarafta Ayşe Hanım'a saygı duyuyorsunuz. Aynı zamanda Güntülü’yü de seviyorsunuz. Hatta bazı davranışlarını tasvip etmeseniz de ona kızamıyorsunuz.

Tarih ve edebiyat bilgi birikimiyle muazzam bir eseri bize kazandıran Atsız, bu romanında Türk kültüründen ve edebiyatından beslenerek, modern romanın yapısı kullanmış. Tipleri çeşitlendirip karakterlerin ruhsal yapısına derinlik kazandırmış ve eserin içerisinde belirgin bir şekilde yer etmelerini sağlamıştır."
308 syf.
·Beğendi·10/10 puan
Ruhun mu ateş, yoksa o gözler mi alevden?
Bilmem bu yanardağ ne biçim korla tutuştu?
Pervane olan kendini gizler mi hiç alevden?
Sen istedin ondan bu gönül zorla tutuştu.
Gün, senden ışık alsa da bir renge bürünse;
Ay, secde edip çehrene, yerlerde sürünse;
Her şey silinip kayboluyorken nazarımdan,
Yalnız o yeşil gözlerinin nuru görünse...
Ey sen ki kül ettin beni onmaz yakışınla,
Ey sen ki gönüller tutuşur her bakışınla!
Hançer gibi keskin ve çiçekler gibi ince
Çehren bana uğrunda ölüm hazzı verince
Gönlümdeki azgın devi rüzgarlara attım;
Gözlerle günah işlemenin zevkini tattım.
Gözler ki birer parçasıdır sende İlahın,
Gözler ki senin en katı zulmün ve silahın,
Vur şanlı silahınla gönül mülkü düzelsin;
Sen öldürüyorken de vururken de güzelsin!
Bir başka füsun fışkırıyor sanki yüzünden,
Bir yüz ki yapılmış dişi kaplanla hüzünden...
Hasret sana ey yirmi yılın taze baharı,
Vaslınla da dinmez yine bağrımdaki ağrı.
Dinmez! Gönülün, tapmanın, aşkın sesidir bu!
Dinmez! Ebedi özleyişin bestesidir bu!
Hasret çekerek uğruna ölmek de kolaydı,
Görmek seni ukbadan eğer mümkün olaydı.
Dünyayı boğup mahşere döndürse denizler,
Tek bendeki volkanları söndürse denizler!
Hala yaşıyor gizlenerek ruhuma 'Kaabil'
İmkanı bulunsaydı bütün ömre mukabil
Sırretmeye elden seni bir perde olurdum.
Toprak gibi her çiğnediğin yerde olurdum.
Mehtaplı yüzün Tanrı'yı kıskandırıyordur.
En hisli şiirden de örülmez bu güzellik.
Yaklaşması güç, senden uzaklaşması zordur;
Kalbin işidir, gözle görülmez  bu güzellik...


Bu şiirin üstüne daha da yorum yapmam ben
308 syf.
·7/10 puan
Yaşamın gayesini yalnızca askerlikte bulan bir subayın hayatını anlatmaktadır. Tabiatüstü olaylarla anlatılan hayat hikayesi yer almaktadır. Ruh Adam kendi nefsi ile mücadele eden bir insanın macerasıdır.
“ İnsanlar, babalarıyla analarının dağ gibi ümitleriyle dünyaya geldikten sonra denizler gibi ümitsizlikler içinde boğularak kaybolup gidiyorlardı. “

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Ruh Adam
Baskı tarihi:
17 Haziran 2015
Sayfa sayısı:
308
Format:
E-kitap
ISBN:
9786051551005
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Ötüken
«RUH ADAM», Türk edebiyatında pek alışılmamış çeşitte bir romandır. Müellifin tarihî romanlarını okumuş olanlar, tarihî bir roman gibi başlayan bu eserin öyle olmadığını görecek, sayfalar ilerledikçe kendilerini aşırı bir sembolizmin içinde bulacaklardır. Bir tarih çeşnisinin de yer aldığı roman, yaşamanın gayesini yalnızca askerlikte bulan bir subayın hayatıdır. Tabiatüstü olaylarla anlatılan bir hayat hikâyesinin, dikkatle bakıldığı zaman, gerçeklerin sembollerle çerçevelenmiş ifadesinden başka bir şey olmadığı görülecektir. «Ruh Adam», kendi nefsi ile mücadele eden bir insanın macerasıdır. Edebî-ruhî tahlilini yapanlar, eserin hakikaten bir roman mı, yoksa yaşanmış bir hayat mı olduğunu kestirmekte hayli tereddüde düşeceklerdir. 

[ Ötüken Neşriyat ]

Kitabı okuyanlar 15,9bin okur

  • Furkan Kara
  • Mehmet ali yetik
  • Beyza Nur
  • oguz mete
  • biasr
  • linaaa
  • cyn
  • Kağan GÜLSOY
  • Sena Kirenci
  • Mehmet KAYA

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0.2 (10)
9
%0 (1)
8
%0
7
%0 (1)
6
%0
5
%0 (2)
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları