Puan vermedi·490 syf.····Okunma: 15 Ocak 2025 03:47 Soğuk bir kış akşamı sıcak evimizde otururken duyduğumuz o ses: Boo-zaa evet bu o: 1969 yılında köyden İstanbul’a yoğurtçu babasının yanına okumaya ve çalışmaya gelen bozacı Mevlut’un sesi. Hepimizin duyduğu bazılarımızın belki hiç umursamadığı, bazılarımızın da kim bu yanık sesli acaba diye aklından geçirdiği bozacı Mevlut’un hikayesi.
Kültepe’de başlayan bu hikaye İstanbul’un bütün sokaklarına dağılıyor. Mevlut’un düşünceleri satırlardan öyle seri akıyor ki bir gece yarısı amcaoğlunun kamyonuyla kız kaçırırken diğer gece yarısı istanbul’un mehtaplı gecelerinde köpeklerden kaçarken buluyoruz kendimizi. Tarlabaşı’ındaki tek göz evde 2 güzel kızı ve Rayiha’sıyla verdiği hayat mücadelesine şahit oluyoruz. Kendimizi o kadar kaptırıyoruz ki bazen olayların akışına müdahale etmek, Mevlut’a doğru ,olduğunu zannettiğimiz, yola yönlendirmek istiyoruz. Son sayfaya geldiğimizde yine de kızmıyoruz Mevlut’a çünkü biliyoruz ki o bu hayatta en çok Rayiha’yı sevdi…
Orhan Pamuktan okuduğum 3. Kitap Kafamda Bir Tuhaflık. Her ne kadar benim ahlaki normlarıma uymasa da olayları ele alış biçimi, karakter gelişimini ustaca yapması ve güçlü betimlemeleriyle kitaplarını okumaktan zevk aldığım; bana gerçekten İstanbul sokaklarında boza sattıran, bir kıza üç sene mektup yazdıran, sokak sokak seyyar tavuk arabası arattıran bir yazar Pamuk. Kemalle Çukurcuma sokaklarını gezdiğim gibi bir süre de Mevlutle İstanbul’un dik yokuşlarını çıkıcak, soğuk kış akşamlarında bozama tarçın ve leblebi eklerken bozanın alkol içermediğini düşünüp kendi kendime gülümseyeceğim.