Puan vermedi·172 syf.····Okunma: 18 Ocak 2025 20:16 Okuduğum ilk Burgess romanı oldu. Türü polisiye. Romanın kahramanı bataklığa sürüklenmiş 15 yaşında bir genç: Alex. Alex ve 3 arkadaşından oluşan çetesi (Pete, Georgie, Aptalof) günün karanlık saatlerinde uyuşturucu madde etkisinde çeşitli suçlar işlemek üzere sokağa çıkarlar. Hırsızlık gasp tecavüz pedofili gibi türlü zorbalıkları içeren bu saldırılar kitabın ilk bölümünü oluşturmaktadır. Alex'in yalnız kedileri ile yaşayan bir kadının evine girip onu öldürmesi ve hapse girmesi ile sonuçlanır.
İkinci bölüm Alex'in devlet tutukevindeki yaşantısı ile başlar. Tutukevindeki hayatı mahkumlara vaaz veren bir rahibin yanında çalışmakla geçer. Burada kendisine musallat olan bir sapığı öldürerek ikinci cinayetini işler. Bu olay esnasında İçişleri bakanı da oradadır ve alex'i "ıslah tedavisi" için kobay olarak seçer. Alex tutukevinin hemen bitişiğindeki uygulama merkezine yerleşir. Islah tedavisi devlet eliyle suçluların suç işlemekten nefret etmesini sağlayan bir yöntemdir. Özetle şöyledir: Deneğe ilaç verilir ve korkunç suçlar içeren film kesitlerini izlemek üzere tamamen hareketsiz ve filmi izlemek zorunda kalacağı koltuğa oturtulur. Öyle ki göz kırpmasını engellemek üzere göz kapakları bile bağlanır. Başını aşağı yukarı sağa sola çeviremez. Bir yandan da yüksek sesle müzik dinletilir. Denek her sahnede ilacın da etkisiyle mide bulantısı ve istifra hissi duyar. 15 gün kadar devam eden bu sürecin sonunda Alex bu uygulamayı hayata geçirenlerin karşısında sahneye çıkar. Sergilenen gösteride Alex, çeşitli oyuncuların hakaret ve zorbalıklarına maruz kalır. Fakat karşılık verme isteği duyduğunda midesi bulanarak kıvranmaktadır. Ve Gönül okşayıcı sözler söylemeye, kötülük yapmamaya mahkumdur artık.
Buradan çıkıp aile evine döner. Fakat ailesi Alex'in odasını başka bir kişiye kiralamıştır. Beklemedikleri bir anda alex'i görünce çok şaşırırlar, yine de kiracıyı çıkarmak istemezler. Ailesinden beklediği karşılığı alamayan Alex, yaşamına son vermenin yolunu aramaya ulusal kütüphaneye gider. Fakat birinci bölümde dayak atıp gasp ettiği yaşlı adamla karşılaşır ve saldırıya maruz kalır. Saldırıdan kurtulmak için polisi aradığında gelen ekipte Aptalof da vardır. Aptalof, eski dostunu umursamadığı gibi tenha bir yerde dayak da atar. İyice sersemleyen Alex, kapısında Yuvamız yazan eve yönelir. Kapıyı açan kişinin ilk bölümde tecavüz ederek öldürdükleri kadının kocası olduğunu fark etse de olay esnasında maske taktığını ve adamın kendisini tanımayacağını düşünerek içeri girer. Ev sahibi muhalif bir yazardır. Konuğunu güzel bir şekilde ağırlar, rahat ettirir. Biraz sohbetten sonra Alex'in ıslah tedavisine maruz kalan kişi olduğunu öğrenir ve durumu arkadaşlarına bildirir. Bu kişiler de alex'i kendi çıkarları doğrultusunda kullanmak ister. Çaresiz Alex ne denirse onu yapacak durumdadır. Bir eve götürülür, yerleştirilir. Fakat hemen bitişikte Beethoven'ın 9. senfonisi çalmaktadır. Bu müziği hayranlık derecesinde sevse de tedavi sürecinde izletilen filmlerde bu müziği dinlediği için midesi bulanır. Uzun süre buna maruz kalamayacağını, intihar edip kurtulmanın en kolay yol olduğunu düşünür ve camdan aşağı kendini bırakır. Ölmez ama artık sakat bir insandır. Kişisel çıkarlar ve iktidar hırslarına kurban gittiğini kavrar.
Polisiye türün hızlı okunabilir olmasının yanı sıra yazarın üslubuna akıcı buldum ve bir çırpıda bitirdim.
Birinci bölümdeki zorbalıkları okudukça "Bu nasıl kitap, okumasam mı?" diye düşünsem de ikinci bölüme devam ettim ve anlatılmak istenenin bu bölümde olduğunu gördüm. Yazar her ne kadar iyiliğe hizmet edeceği düşünülse de bireyin hür iradesinin elinden alınmasının eleştirisini yapmakta. Polis devletin şekillenmeye başladığı dönemin İngiltere'sinin düşkün yaşantılarını konu almakta.
Konu itibariyla ilgimi çekmese de gayet sürükleyici bir kitap. Ama okumayanın bir şey kaybedeceğini düşünmüyorum. Bu kadar popüler olmasına da anlam veremedim açıkçası.