Gönderi

Spinoza-Rosenberg
9/10
·446 syf.··
2025 1. kitabı
Kitabı iki ana karakter üzerinden ele alacak olduğumuzda Yalom’un terapist kimliğiyle yazmış olması, Spinoza ve Rosenberg hikayesi yerine neden ve nasıl Spinoza ve Rosenberg yaşanmışlığını daha iyi anlamamızı sağlıyor. Kişilik gelişimleriyle ilgili bir çok kuram farklı fikirler öne sürmüştür. Bu incelememizde analitik gelişim kuramlarının katı, değişmez görüşüne eleştirel yaklaşan kişi merkezli Erikson gelişim dönemleri açısından baktığımızda Spinoza ve Rosenberg’in gelişimlerinde ergenlik döneminden itibaren oluşan fikirlere daha çok odaklanıldığı için ‘Gelişim Evresi: Kimlik Kazanımı Karşısında Kimlik Karmaşası ‘ kimlik kazanımında birey kendi kişiliğini kurarken içinde bulunduğu topluma aykırı, gruplara bağlı bir yol izleyebilir. Birey bu süreçte omnipotent düşüncenin etkisiyle (her şeyin en iyisi, büyüğü, haklısı, doğrusu..ve.) olmak oldukça ateşli şekilde fikirlere bağlılığı etkilemektedir. Bu gibi güçlü hisler, davranışlar grubun onayı olmadığında sadece kendi fikirlerine bağlı kalarak da topluma aykırı davranış örüntüleri gösterebilir. Bu toplumsal aykırılık iyi midir, kötü müdür sorusuna cevap kitaba bir bütün olarak bakıldığında Spinoza ve Rosenberg ayrımında görülebilir. Bu ayrıma geçmeden önce Spinoza ve Rosenberg gelişimine ayrı ayrı bakacak olursak Spinoza; İçinde bulunduğu cemaatin ve dini inanışların akılcılıktan uzak durumlarını kabul etmeyerek kendi kimliğini kazanma rolünde ilk adımlarını oluşturmaktadır. Kendi akılcılığı, sebebi bilmeden neden sonuç kurmadan inanmanın zararlarını görmesinden kaynaklanmaktadır. ‘Din görevlileri çağlar boyunca gizemlerin tek yorumcusu olmak istediler. Bu onların çok işine geliyor.’ Düşüncesiyle tekelleşmiş din bilgilerine erişime karşı çıkmıştır. ‘… önemli olan neye inandığın ya da inandığını söylediğin değil, nasıl yaşadığındır.’ düşüncesiyle sonuca etki etmeyen gösteri yerine mantıksal davranışların önemi üzerinde kalmıştır. Dine karşı koşulsuz kabulcü olmaması ki bunu da ‘cehaletimiz ne kadar büyükse o kadar çok şeyi Tanrı’ya atfediyoruz.’ diyerek dile getirmesi, cemaate karşı gelmek olarak ele alınıp sadece dininden değil dininden olan herkesten dışlanmasına bile aldırmayarak kimlik kazanımını kendi fikirlerine, bilimselliğe ve akılcılığa dayandırarak devam ettirmiştir. Rosenberg’e baktığımızda yine karakter, kimlik kazanımın evresinde eğitim ve araştırmalarla desteklemektedir. Bu süreçte Spinoza’yla benzer olarak kimlik kazanımında kendi fikirleri ve ideolojisi onun bu gelişimde tek odak noktası olmaktadır. Spinoza’nın aksine yalnızlaştırılmamasının etkisiyle ise bu düşüncelerini paylaşabileceği bir gruba aidiyet hissi, Hitler’in fikirlerini olgunlaştırmış, kendi kimliğini ise kendi düşüncelerinin arkasından gidecek şekilde geliştirmiştir. Spinoz’a ve Rosenberg, iki karakter de kendi ideolojileriyle hareket ederken Spinoza’nın bilime ışık tutan yoluna karşılık, Rosenberg’in soykırıma neden olan fikirleri nasıl oluşmuştur? Spinoza aklın ve akılcılığın her şeyin önünde olması gerektiğini savunarak kendi kişilik gelişimini bu temelde geliştirmişken Rosenberg nefret ve düşüncesi üzerine bilimi ve gelişmeyi koymak istemiştir. Bu önyargılardan uzak olmak Spinoza-Rosenberg ayrımını oluşturur. Çünkü Spinoza dini düşüncelerden bağımsız her konuda bilimin önemini inanışın önüne koymuştur. Bu durumun önemini de ‘bir inancın gücünün, doğruluyla bir ilgisi yoktur, …, Her Tanrı’nın (düşüncenin) ateşli inanları vardır.’ diyerek kendi ideolojisini desteklemiştir. Kendi kimlik gelişimlerinde başka hiç kimsenin onayına ihtiyaç duymayan bu iki karakterin, sosyal gelişimin ve onayın önemi üzerine olan ilişkisini ise bir sonraki gönderide inceleyeceğiz.
Spinoza ProblemiIrvin D. Yalom · Kabalcı Yayınevi · 20132,697 okunma
·
461 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.