Spinoza Problemi (Nazi Subayının Paradoksu)

·
Okunma
·
Beğeni
·
8,5bin
Gösterim
Adı:
Spinoza Problemi
Alt başlık:
Nazi Subayının Paradoksu
Baskı tarihi:
Aralık 2013
Sayfa sayısı:
446
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786055272555
Kitabın türü:
Çeviri:
Ahmet Ergenç
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Kabalcı Yayınevi
Baskılar:
Spinoza Problemi
Spinoza Problemi
Irvin D. Yalom, aynı anda 5 ülkede yayımlanan, Alfred Rosenberg ile ondan üç asır sonra yaşayan ve ona tamamen zıt gibi görünen Spinoza'nın iç dünyasına yaptığı bu gizemli yolculuğu ustaca işleyip, olayları iç içe ama birbirine karıştırmadan, dolu dolu ama sıkmadan anlattığı bu romanı için: ... Yaşanmış olabilecek olaylara dair bir roman yazmaya çalıştım. Tarihsel olaylara mümkün olduğunca sadık kalarak ve bir psikiyatr olarak birikimlerime dayanarak ana karakterlerimin, Bento Spinoza ve Alfred Rosenberg'in iç dünyalarını hayal etmeye çalıştım... ... Çoğu araştırmacı Spinoza'yı mülayim ve kibar biri olarak görüyor, bazıları da hayatını Hıristiyan azizlerinkiyle ya da hatta İsa'nınkiyle kıyaslıyordu. Ben de bu nedenle Spinoza'nın içsel yaşamına dair bir roman yazmaya karar verdim. Kişisel uzmanlığım bu noktada Spinoza'nın hikâyesini anlatmama yardımcı olabilirdi. Ne de olsa, o da bir insandı ve beni ve yıllar boyunca üzerinde çalıştığım birçok hastayı rahatsız eden temel insani çelişkilerle mücadele etmiş olmalıydı... ... Spinoza kütüphanesine el koyan ERR subayı (Oberbereichter Schimmer) tarafından yazılmış bir belge (17p-PS), kütüphanenin, Nazilerin Spinoza Problemini çözmelerine yardımcı olabileceğini belirtiyor... diyor.
(Tanıtım Bülteninden)
440 syf.
·5 günde·8/10
Baruch Spinoza, 17. yüzyılda yaşamış ünlü Yahudi filozoftur. Yaşadığı dönem, batıl inançların hüküm sürdüğü ve ırkçılığın yaygın olduğu bir dönemdir. Fikirleri yüzünden önce 23 yaşındayken Yahudiler tarafından afaroz edilmiş, daha sonra ise Hıristiyanlar tarafından kitapları yasaklanmıştır. Her iki dinin mensupları tarafından afaroz edilmesi ve dışlanması, onun cesur bir fikir adamı olduğunu gösterir. Dolayısıyla fikirleri, bana göre, kesinlikle dikkate alınmaya değerdir.

Irvin D. Yalom ile Spinoza Problemi hakkında daha önce hiçbir fikre sahip değildim. Zaman zaman Yalom'un Nietzsche Ağladığında isimli kitabını görüyordum; fakat hiçbir zaman tam olarak ciddi bir okuma hevesim oluşmamıştı. Spinoza ise, nadiren duyduğum ve fikirlerini hiç bilmediğim bir filozoftu. Sitede Spinoza Problemi'ni okuyan bir arkadaşımın alıntılarını görüp Spinoza'dan fazlasıyla etkilendim. Hatta bazı cümlelerin, benim düşüncelerime oldukça yakın olduğunu fark ettim. Bu ilgi zamanla bir okuma hevesine dönüştü ve şu an hem Yalom hem Spinoza hem de Spinoza Problemi hakkında ciddi bir bilgiye sahibim. İşte 1000Kitap'ı değerli kılan da tam olarak bu özelliğidir.

Spinoza Problemi isimli bu eser, Baruch Spinoza'nın felsefesini ve Adolf Hitler faşizmini birlikte inceleyen, Hitler'in yakın dostu Alfred Rosenberg ile Spinoza arasında garip bir bağlantının kurgulandığı bir eserdir. Yalom bu şekilde bir kurgu oluşturarak hem bizim Spinoza'yı rahatça tanımamızı hem de kitabın sürükleyici olmasını amaçlamış. Amacında başarılı olduğunu söylersek, yanılmış olmayız. Zira kitapta kurgulanan diyaloglar Spinoza'nın felsefesinin anlaşılmasını sağlıyor ve Spinoza'nın fikirlerini herkes tarafından üzerine yorum yapılabilecek bir kıvama getiriyor.

Kitabın dili oldukça yalın ve anlaşılır. Dolayısıyla Spinoza'ya başlamak isteyen okurlar için iyi bir başlangıç olabilir. Edebi açıdan ise kitabı değerlendirmek anlamsız. Zira yazarın amacı edebi bir eser yazmak değil. Onun amacı filozofları yattıkları mezardan kaldırıp bir kitap karakteri haline getirmek, tarihsel kişileri birbirlerine güzel bir şekilde bağlayarak diyaloglar üzerine eser inşa etmek ve okurların filozofları yakından tanımasını sağlamaktır.

Kitaptan anladığım kadarıyla Spinoza'nın başlıca felsefesi şu şekilde:

- Her şeye anlam veren şey zihindir. Bir şeyi iyi veya kötü yapan şey zihnimizdir. Dolayısıyla değişmek veya değiştirmek istiyorsak, önce zihnimizi değiştirmenin yollarını bulmalıyız ve onu başkalarının etkilerinden özgürleştirmeliyiz.

- Hayat boyunca cehalet ve batıl inançla mücadele edilmeli. Mantığımızı hep en önde tutmalıyız.

- Öteki dünya ve ebedi mutluluk diye bir şey yoktur. Gerçek dindarlık, adaleti, yardımseverliği ve insanın komşusunu sevmesini içerir.

- Tanrı, doğadır; doğa da Tanrı'dır. Tanrı'yı ancak akıl yürüterek biliriz ve bu hayattaki tek mutluluk kaynağı bu amansız arayıştır. Herhangi bir dinin müdahalesi olmadan kendimizce dini bir hayat yaşamalıyız. Bütün dinler gerçek dini yolları görmemizi engelliyor. Evrende hayal dünyamızın üzerinde büyük bir ahenk vardır ve bizler bu ahenge ayak uydurmalıyız.

Kitap, Spinoza felsefesini derinlemesine irdelemesinin yanı sıra, Hitler'in yükselişini ve onunla birlikte üstün ve ari ırk yaratma girişiminde olan Alfred Rosenberg'i bir psikanalist olarak irdeliyor. Her diyalogda neredeyse farklı bir psikoterapi tekniğinin kullanıldığını görüyoruz. Tabii bu konuda uzman olan biri değilim. İyi bir psikolog tarafından kitabın incelenmesi neticesinde çok daha doyurucu yorumların yapılacağını düşünüyorum.

Felsefe, psikoloji, din, siyaset, tarih gibi konuların işlendiği ve psikoterapi tekniklerinin ortaya konulduğu bu eseri herkesin okuması gerektiğini düşünüyorum. Kendisinden sonra gelen filozofları etkileyen Spinoza'nın felsefesini öğrenmek için bile bu eser okunabilir.
446 syf.
İncelemeye İrvin D. Yalom'un tarzını çok beğendiğimi söyleyerek başlamak istiyorum. Yakın zamanda Nietzsche Ağladığında'yı da okumuştum. Her iki eserde de yazar, tarihsel kişileri birbirlerine güzel bir şekilde bağlayarak diyalog üzerine bina olunan başarılı eserler ortaya çıkarmış. Diyaloglar üzerinden giden eserler insanı bir süre sonra sıkabilir. Ancak Yalom'un ele aldığı konuları, diyaloglarda ustaca kullanması okurda, merak, keşfetme hissi ve bilgi ediminden alınan evrensel zevki tattırarak bu olası olumsuz duruma meydan vermemektedir. Yazar bu diyaloglarda; felsefik, tarihsel, psikolojik konulara doyurucu şekilde yer vermektedir. Bunu yaparken okurun, kendisini salt bu konuların belirtilmek istendiği için edebi yönün es geçildigi 'olmamış' bir romanın içinde bulmasına da fırsat vermemiş. Nietzsche Ağladığında'ndan farklı olarak Spinoza Problemi'nde konu daha zengindir. Eğer tarih, felsefe, din ve psikoloji alanlardan en az birine karşı ilgiliyseniz kitabın çok hoşunuza gideceğini düşünüyorum.

Kitabın kurgusu, iki farklı zaman diliminde seyreden bölümlerden oluşmaktadır. Bir bölümde, 17. yy Hollanda'sinda Bento Spinoza'nin hayatına, peşinden gelen bölümde ise 20. yy Almanya'sinda Alfred Rosenberg'in hayatına konuk olmaktayiz. Spinoza'nin bölümlerinde diyalogların taraflarindan birisi, Spinoza'nin ait olduğu Yahudi cemaatinden Franco Benitez; Rosenberg'in bölümlerinde ise psikiyatrist ve Alfred'in eski arkadaşı Friedrich Pfister'dir. Bu iki karakter de yazar tarafından kurgulanmıştır. Kitabın ismi ve yazarın yazım için hareket noktası ise, Nazilerin Hollanda'yi işgalinden sonra Spinoza'nin eserlerinin bulunduğu müzeye Alfred Rosenberg'in başkanı olduğu ve işgal edilen bölgelerde bulunan kitap ve diğer tür eserleri toplamakla görevli ERR birliğinin gelmesi ve birliğin başındaki subayın elinden çıkan bir belgede, kütüphanenin ele geçirilmesinin Nazilerin "Spinoza Problemi'ni çözmelerine yardimci olabileceği ifadesine yer verilmiş olmasıdır.


_____________________


Alfred Rosenberg, Nazi Partisinin ideologudur. Gençliğinde Rusya'da bulunmuş ve Bolşeviklerin düzeni yıkıcı bir unsur olduğunu görüp ileride Almanlar için tehdit olacağını düşünmüş. Bununla birlikte fikirlerini etkileyen başat aktör ise, Ari ırkın üstünlüğünü savunan ve bu yönde eser kaleme almış ırkçı Houston Stewart Chamberlein'dir. İleride ona öykündüğü bir eser kaleme almış ve bu eser ne kadar Hitler de dahil olmak üzere çoğu kesim tarafından anlaşılmaz olarak görülse de çok satılmış. Hitler ve partinin diğer önde gelen isimleriyle Münih'te tanışan Rosenberg, Hitler'in antisemitist fikirlerinin şekillenmesine katkı verdiği ifade ediliyor. Sıkı bir şekilde Aryan ırkının üstünlüğünü savunmuş, ırkın kanının başka ırklarla birleşerek 'kirlenmemesini', özellikle de Yahudi kanıyla, savunmuştur. Tarih boyu Aryan ırkın üstün uygarlıklar kurduğunu ancak aşağı ırktan Yahudilerin sinsice buraya nüfuz ederek uygarlıklari yıktığı gibi mantık dışı fikirlerin baş savunucusu olmuş ve bundan dolayı da Avrupa'daki tüm Yahudilerin başka ülkelere uzaklaştırılmasini savunmuştur. Bu konuda genç Rosenberg'i kendisinin ırkçı düşüncelerinden endişelenmeye başlayan iki hocasıyla girdiği muhabbette, hocalarından birisinin Rosenberg'e yönelttiği "madem aşağı ırk bu Yahudiler, nasıl oluyor da üstün ırk olan Aryanları her defasında alt ediyorlar" manasındaki sorusu oldukça anlamlı ve okurken tebessüm ettiren bir noktaydi. Çünkü mantıksal tutarlılığa sahip olmayan fikirlere zaman zaman kapılabilir insan. Hayatta karşılaşılan çeşitli sorunlar nedeniyle bir yere aidiyet duymak istenilebilir veya değişime karşı durulmak istenilebilir. Bu ve bunun gibi nedenlerden dolayı insan, ait olmak istediği topluluğun veya fikrin savunucusu olmaya başlar. Önce buna karar verdiği sonra topluluğun veya fikrin argümanlarina baktığı için de şartlanmış şekilde konuya eğilmiş olur. Haliyle de argümanlari şartlandığı kabullere uyarlamaya çabalar. Bu çabalar öyle yoğunluk kazanır ki insan kendisine alternatif bir tarih ve de gerçeklik kurgulamiş olur. Bu, onun etrafında bir fanus olarak konumlanır. Sürekli kendisi gibi insanlarla görüştüğü için de tek mutlak gerçeğin bu olduğuna inanmış olur. Bir gün biri çıkar ve fanusu, yönelttiği bir soruyla kırar ve insan o vakit kurguladığı gerçekligin ne kadar da çürük argümanlarin üzerine bina olduğunu fark edip sinirlenir ve kendini güçsüz, çaresiz hisseder. Rosenberg'in hocalarinin sorusuyla karşılaştığında yaşadığı gibi.

Rosenberg bir Goethe hayranıdır. Hocaları da onu bu noktada yakalamak isterler ve Goethe'nin otobiyografisinden Spinoza ile ilgili bölümleri ezberlemeye yönelik ödev verirler. Yıllar içinde tanıştığı ve arkadaşı olduğu Freidrich'in de telkinleriyle Spinoza'ya ilgisi hiç kaybolmaz hatta gizli bir hayranlık duyar. Ancak aklına takılan temel soru ise Goethe gibi bir dehanın bir Yahudi olan Spinoza'dan nasıl etkilendiği ve neyinden etkilenmiş olduğudur.

Rosenberg'in Freidrich'le olan diyaloglarinda ise yazarın psikiyatrist yönünün ortaya çıktığını görmekteyiz. Rosenberg hayatında iki defa psikolojik açıdan ciddi sorunlar yaşayıp hastanede yatmış. Bu bilgiyi Rosenberg'in küçük yaşta ailesini kaybetmesiyle bağlantı kurarak değerlendiren yazar, bir insanın hayatına bilinçli yönü kadar hatta daha fazla miktarda bilinçdışı yanının etkide bulunduğunu vurgulamak istemiştir. Buna göre ailesiz, yurtsuz bir insan olan Rosenberg bir yere veya insana karşı aidiyet duymanın özlemini duymaktadır. Nürnberg Duruşmalari'nda çark etmeyen ender insanlardan biri olup Hitler'i burada da savunup arkasında duran Rosenberg'in bu tavrının arkasında yatan etken belki de budur gerçekten. Ayrıca kitapta sık sık Rosenberg'in tutkuyla bağlandığı Hitler'in birincil kadrosuna bir türlü giremediği ve partinin üst kadrosu tarafından sevilmedigi ve fazla kaale alınmadığı bilgisi verilerek Rosenberg'in yaşadığı psikolojik sorunlar detaylandırılmaya çalışılmıştır. Nazilerin Hitler dahil üst kadro elemanlarının savaşın kaybedilmesinin hemen ardından intihar etmesiyle, Nürnberg Duruşmalari'nda mahkeme tarafından olayların baş sorumlusu olarak görülmesi üzerine Rosenberg hakkında yazar anlamlı şu kısa cümleyi yazmıştır: "Nihayet, nihayet Alfred iç çembere(birincil kadroya) girdi."


____________________


Spinoza, Latince'de 'diken' ve 'dikenli'; Portekizce'de de 'dikenli bir yerden' manasına gelmektedir: 17. yy'da Hollanda'da yaşamış; liberal düşüncenin akla gelen ilk isimlerden olan ve insan hakları evrensel bildirgesinin de kendisinden etkilenilerek yazıldığı John Locke'u etkileyen, buna ek olarak ortaya koyduğu fikirlerle fiziğin Tanrısı Newton'i tahtindan indirerek konu hakkinda her şeyin bitmedigini aksine bilmediğimiz birçok şey olduğunu ortaya koyarak bilim dünyasında çığır açan Albert Einstein'in etkilendiği, büyük Alman şairi, yazarı ve düşünürü Goethe'nin hayran olduğu Benediktus Baruch Spinoza için oldukça manidar bir isim olsa gerek.

Spinoza, tevrat konusunda ileri okumalar yapmıştır. Ancak aynı okumaları yapan diğer tüm insanlardan farklı olarak, kitaba akılcı şekilde yaklasmistir. Bunun sonucunda kutsal kitabın birçok çelişki barındırdigini ve haliyle bu kitabın Tanrısal olamayacağını ifade etmiştir. Kitabın barındırdığı mucizelerin ise gerçeklik barindirmadigini, yani bunların devrin insanlarının cehaletinden kaynaklandigini ve diğer açıdan ise devrin insanlarının konuşma ve yazma şekli olduğunu yani birer metafor olduğunu söylemiştir. Gerek Musevilik gerekse diğer dinlerinin insanbiçimsel tanrı tasavvur ettiklerini ortaya koyarak, kendisinin tanrı olarak adlandırdığının böyle olmadığını, Tanrının insana dair hislere sahip olamayacagini söylemiş; onu seven insanın ondan sevgi veya başka bir şey beklememesi gerektiğini ifade etmiştir. Nihayetinde ise Tanrının doğa, doğanın tanrı olduğunu söylemiştir.

Bunla birlikte her şeyin doğal bir nedeni olduğunu, doğal yasaların her şeyin özünü oluşturduğunu, insanın da dahil olduğu nedensellige dayanan bir akışın olduğunu ifade ederek irade veya hür iradenin bir yanılsama olduğunu düşünmüştür. Mutluluğun ve gerçek bilginin, insanın 'Tanrıyı'/Doğayi/Doğa yasalarini kesfetmekten ve bunun için de aklını kusursuzlasmaktan geçtiği fikrine sahiptir. Hahamların ise bu konuda insanın önündeki en büyük engel olduğunu düşünmektedir. Çünkü hahamlar, insanları korku ve ümitle aklını kullanmaktan uzak tutuyorlar ve kendi konumlarının ve düzenlerinin devam etmesini sağlamaktadirlar. Bununla birlikte laikliği de savunan Spinoza'nin durduğu yeri şu alıntı çok iyi ifade etmektedir: "Ben sorgulamanın bir hastalık olduğuna inanmıyorum. Asıl sorgulamadan körü körüne itaat etmek bir hastaliktir." Keza kitaptan şu alıntılar da benzer şekilde oldukça anlamlıdır:

* "Dinlerin olmadığı, bütün bireylerin Tanrıyı tecrübe ettikleri ve Tanrıya hürmet göstermek için akıllarını kullanabildiği bir dinin hâkim olduğu bir dünya hayal ediyorum."
* "Akla sadık kalmanın Musevilik de dahil tüm dinleri ortadan kaldıracağını ümit ediyorum."

Kitapta Spinoza, bu fikirlerini kendisine gelen iki kişiye anlatır ve daha sonra ağır bir aforoza uğrar; Yahudi cemaatinden kardeşleri de dahil olmak üzere kimseyle herhangi bir temas kuramayacak, yani cemaati tarafından yokmuş gibi algılanacaktir. Ancak iki kişiden birisi olan Franco, onun fikirlerinden etkilenmiş ve yıllarca ara ara yanına gelerek sohbet edeceklerdir.


____________________


Kitabın iki karakteri farklı zamanlarda yaşamış olsalar da, iki benzer kutup arasında gitgeller yaptıklarını düşünüyorum, tabi kitap çerçevesinde değerlendirecek olursak. Gitgeller yapıldığı kutuplar; akıl ve bilinçdışı taraflaridir.

Rosenberg; ailesizligin yarattığı bir baba ve aile özlemi ve köksüzlükten kurtulmanın oluşturduğu bir yere aidiyet duyma arzusunun olduğu bilinçdışının etkisinde kalmıştır. Spinoza ve fikirlerinin yer aldığı akıl tarafı ise güçsüz kalmıştır. Sonuçta da Nürnberg Duruşmalari sonucunda idam edilmiştir.

Spinoza'nin bilinçdışı tarafını, her şeyi akılcı temelde almasının arkasında duygulara da bir özerklik tanıması gerektiğini işaret eden ailevi/cemaat bağlar oluşturmuştur. O ise aklı tercih etmiş ve bu doğrultuda yaşamıştır. Bundan dolayi cemaatinden aforoz edilmiş. Sakin ve çoğunlukla yalnız bir hayat geçirmiştir. Eserleri, kendisi yaşarken isimsiz olarak yayinlanmistir. Yine de yasaklanmış ama el altından satılmaya devam edilmiştir. Buna rağmen birçok büyük filozof tarafından yaşadığı dönemde hakkıyla anlaşılmamiştir. Nihayetinde ise sonradan anlaşılmış ve fikirleri dünya tarihinde önemli insanları etkileyerek yaşamıştır.


İyi okumalar
446 syf.
·13 günde·Beğendi·9/10
Irvin Yalom'dan harika bir kitap: Spinoza Problemi. Bir tarafta 16. yüzyıl Hollanda'sında Bento Spinoza diğer tarafta 20. yüzyıl Almanya'sında Albert Rosenberg. Biri, dini bağnazlıkla mücadele etmiş diğeri tarihi bağnazlığın içinde yer almış iki figür. Yalom bu iki kişiyi bizlere anlatırken, onların fikir dünyalarının oluşum sürecine de değinir. Kabalalık içinde anlaşılmama, yalnızlık ve bunun getirdiği iç sıkıntıları da dile getirir.

Peki, Rosenberg ile Spinoza'yı niçin bir kurgu içinde anlatma gereği hissetmiş?
Çeşitli sebepler sayılabilir. Örneğin: Dışlanmışlık, yalnızlık, anlaşılmama. Kitabı okuyan kişi farklı şeyler de çıkartabilir. O yüzden kişisel algılama ve anlama durumuna göre değişkenlik gösterir.

Niye başkası değil de Rosenberg seçilmiş diye bir soru daha çıkabiliyor? Acaba yine burada da dışlanmışlık, yalnızlık, anlaşılmama mı etken?

Rosenberg'in zihin hocası olan Houston Stewart Chamberlain'den bahsedilir. Yazdığı kitabın popülerliğinden bahsedilir ve 'ikna edici bir dille yazıyor. Ve eğitimsizleri etkiliyor (s.44)' diyerek bir durum değerlendirmesi yapar. Rosenberg'in duygu dünyasına adım atılır. Annesi ölmüş, babası hasta, abisi hasta bir çocuğun yalnızlığı. Chamberlain'in, hamasi düşünceleri Rosenberg'in alt yapısını oluşturur.

Chamberlain'in okur profili deşilir. Bir kitap nasıl olurda bu kadar popüler olur? Bunun arkasındaki etkenler neler? Ne içeriyor? Rosenberg ve buna benzer kişilerin olgunlaşmasında ne kadar etkili oldu? Okur kitlesinin genel profili nasıl? Okur kesimin ruh hali nasıl? Yahudi düşmanlığını yok etmek ya da azaltmak için neler yapılabilir? Hep kötülük üzerine düşünen bir zihne, iyilerin de olacağı nasıl inandırılır?

Rosenberg'nin niçin Goethe'nin hayatını okuması istenir. Goethe'nin Rosenberg için önemi ne idi? Rosenberg'in büyük Alman dehası olarak kabul ettiği Goethe nin fikir dünyasında Spinoza'nın yeri ne idi?


Rosenberg'in Goethe den, Goethe'nin de Spinoza dan etkilenmesini anlatılır. Düşünce akar, zihnini temizlemeye çalışır.
Goethe gibi 'üstün bir ırka sahip kişinin, Spinoza gibi düşük bir ırktan kişinin, 'etik' görüşlerini benimsemesi ve hatta daha da ileriye gidip bir yıl boyunca her an birşeyler öğrenebilmek için o kitabı cebinde taşımasına bir anlam veremez. Zihninde sorgular, ama zihnin diğer kısmı 'sorgula', 'reddet', diyerek bir an da olsa o derin sorgulamayı reddeder.

Spinoza geleneği sorgular. İtiraz eder. Başka yollar arar. Rosenberg, geleneksel düşünceye itaat eder. Sorgular gibi gözükür ama sorgulamaz. Araştırır gözükür ama yine gelenekselden vazgeçmez.

Roman mı? Değil. İnceleme mi? Değil. Felsefe mi? Değil. Din mi? Değil. Hepsini içinde barındıran roman formunda yazılmış bir kitap. Parçalardan bütüne ulaşmak yani tümevarım da denilebilir. Ayrı ayrı parçalar yapboz gibi birleştiğinde çıkan görüntü gibi.

Bir bütün içinde gerçekler de var. Ama okuyucunun daha iyi kavraması ve anlayabilmesi için canlandırma yapılarak kişiler karşılıklı konuşturulmuş.

Felsefe, mantık, sosyoloji gibi kitapların genelde zor, anlaşılmaz metinler olduğuna inanılır. Yalom, burada bizleri düşünce yolculuğa çıkartıyor. Ayrıca peşine Rosenberg'i de ekleyerek bir kurgu oluşturuyor.

Klasik biyografi kitabı değil. Sadece olaylar belli bir sıra içinde arka arkaya verilmiş.

Dini, siyasi, kültürel, tarihi fikir bağnazlıklarının toplumları birbirine düşürebileceği gibi insanları da yalnızlığa sevk edebileceğini göstermesi açısından dikkate değer ve önemli bir çalışma. Toplum, cemaat, örgüt, kulüp bağlantılarının çok güçlü olduğu yerde dışlanan insan, yalnızlığa itilmişken, iç dünyasında da bunun derin acılarını yaşar.

Yalom, hem psikiyatr olarak hem de kitaplarıyla bu kitabın içinde yer alır.

Spinoza'nın içinde yaşadığı felsefe: Araştırma, zihin açma, sorgulama, yeni ufuklara yolculuk olurken; dogmaya yer vermez. O yüzden dışlanır, reddedilir. Felsefesi var. Sorgulamadan gerçeğe ulaşılamayacağını bildirir. Niçin, neden, nasıl, nerede, ne zaman gibi sorular sorar. 'Böyle'dir, 'bu şekilde' gibi düşünceleri lügatında barındırmaz.

Rosenberg de Spinoza gibi ikilem yaşar.

Spinoza kendi toplumundan dışlanmış, yalnızlığa itilmiş. Rosenberg ise kökenini reddetmiş, reddettiği kökenine düşman olmuş.

Spinoza dini mi reddediyor diye bir soru ortaya atılabilir. Spinoza'nın anladığı ve anlattığı din neyi içerir? Tek Tanrılı dinlerden çok Tanrılı dinlere dönüş mü yoksa onun tasavvurundaki din, Tanrı inancı nasıl? Bu bilgiler kitabın içinde
serpiştirilerek bir bütüne ulaşılır.

Çoğu kişi belki de zor diye bu kitabı okumamış olabilir ama roman tarzında bir anlatım ile hem kişiler hem olaylar hem düşünceler rahat bir şekilde anlaşılabiliyor. Açıkcası Yalom bu zor mevzuları çok da güzel bir şekilde anlatmış. Yani zor konular da kolay bir şekilde de anlatılabilir, bu kitapta onun örneğidir.

Gerçek, hayal iç içe. Spinoza'nın kitaplarından hareketle derine, iyice derine inip, karşılıklı anlatımla kurgu daha anlaşılır hale gelmiş. Dönemleri yansıtması bakımından da güzel. Bir belgesel, dizi olarak çekilebilecek kadar etkileyici anlatıma sahip.

Yalom, önsözde Spinoza'yı hep yazmak istediğinden bahseder. Sebebini de şu şekilde ifade eder: Yahudi olduğu halde niçin Yahudiler tarafından dışlanmış? Ayrıca Hıristiyanlar tarafından da niçin kabul edilmemiş? Bu dışlanmışlığın sebebi nedir? Yalom, çeşitli sorular eşliğinde bir araştırma yapar. Ama çok fazla kaynak olmamasından dolayı yaşadığı sıkıntılardan da bahseder.

Kronolojik anlatım yok. Bir taraftan Spinoza'yı diğer taraftan Rosenberg'i anlatır. Daha 24 yaşındayken Yahudi cemaati tarafından afaroz edilmiş ve bunun sonucu olarak da ailesi dahil hiç bir Yahudi'yle görüşememiş; yalnızlığa itilmiş bir kişi olan Spinoza'yı bize tanıştırır. Yalnızlığa ve dışlanmışlığa giden yolu tarif eder.

Yalom, "Spinoza Müzesi'ni rehber eşliğinde dolaşırken konunun kafasında canlandığından bahseder". Nazilerin bu müzeyi yağmalaması ve bu işin başında ise büyük Yahudi karşıtı Alfred Rosenberg'in olmasını anlatır.

Spinoza Problemi ne idi? Nazilerle arasındaki bağ ne idi? Niçin bu konuyla ilgilenmişler? Yalom'u, kitap yazmaya teşvik eden en önemli sorun ne idi? Alfred Rosenberg kim idi?
Nazilerin onlarca kitabı yaktığı bir ortamda Spinoza'nın kitaplığı neden ve kimler tarafından nereye taşınmıştı? gibi çeşitli sorular eşliğinde dünden bugüne gelen bir fikir jimnastiği sunuyor.

Yalom'nun anlattığı Spinoza ve Rosenberg hikayesi, bir dini inanış, siyasi düşünce ve felsefenin katı bir şekilde uygulanmasının insanları nereye sürükleyebileceğini de gösterir. Spinoza, çevresinde yaşadığı ya da gördüğü dini, kültürel bağnazlığa tepki göstermişken; Rosenberg, bağnazlığın içinde kendini bulmuş, yetiştirmiş ve ona inanmıştır.
Dini inanışın ya da dogmanın kesinkes emirlerine itiraz edenle; siyasi, tarihi inanışa dogma derecesinde inanan bir kişinin yaşamlarına odaklanıp bunları hem ortak hem de zıt yönlerine değinerek bir yolculuğa çıkartıyor.


Yalom, zor konuyu bilinmeyeni bilinir kılmak yolunda yaptığı anlatım, kitabın içeriğinden korkulmayacak kadar sarihtir.

Yalom, Rosenberg'in Goethe'yi sevmesini, Goethe'nin de Spinoza'yı sevmesini anlatır ve ortaya çıkan ikilemden bahseder.

Zihinsel olay anlatımları haricinde, duygu, gelenek ve kültür de kitabın kendine yer edilir.

Spinoza, içinde bilen, gören, duyan, okuyan birisi ama dışarıda düşüncelerine ket vurulmaya çalışılan biri olarak; Rosenberg ise içinde bilen, gören, duyan, okuyan birisi ama dışarıda düşüncelerini ifade etmekten de çekinmeyen birisi olarak, fikrini olduğu gibi anlatmaya çalışır.


Yalom güzel bir şekilde konuyu irdelemiş. Bize hem Spinoza'yı hem Rosenberg'i hem onların yaşadığı dış dünyayı hem de iç dünyalarına değinmiş. Birini din ile diğerini tarih ile siyasetle irdelemiş. Benzer yönleri olsa bile ikisi de bir 'inanç' ortamında kendilerini bulmuşlar. Yalom bizim için bunları yeniden üretmiş (imge) ve sunmuş. Dünyada ki herşey aynı özün yani Doğanın veya Tanrı'nın parçasıdır ve istisnasız her şey doğa kanunlarının ışığı altında kavranabilir (S.262) diyerek Spinoza'yı anlatmış.


Spinoza'nın Yahudi kökenli olmasına rağmen kutsal kitabı ve hahamları sert bir şekilde eleştirmesi; kutsal metnin içinde insan elinden çıkmış ögelerin bulunduğunu ve kutsal olamayacağını ifade etmesi, daha sonra olacak olayların da fitilini ateşler. Kendi cemaatinden dışlanır. Daha sonra bir kurul kararıyla dinden de atılır (aforoz edilir). Rosenberg ise, inandığı düşüncenin iktidara gelmesine sevinerek, çocukluktan itibaren beynine kazınan o bağnazlığın uygulamasını sağlamış.


Yalom bu ikiliyi ele alırken epey incelemiş, derinliğe inmiş. Bir 'dava' ve ondan vazgeçmeyen iki kişinin şahsında sistem, din, anlayış, kültür sorgulaması yapar. Ölümlerine kadar 'davalarına' ihanet etmeyen, kendi doğrularından dolayı yılmadan ölüme koşan düşünceyi anlatmaya çalışır.

Nazi Almanya'sının fikir dünyasına bizi yolculuğa çıkartır. Öyle güzel bir anlatım ki, sanki film izliyormuşsunuz gibi olayları size anlatır. Film kareleri gözünüzün önünden geçer. Rosenberg, Almanya, Hitler'in yükselişi, Alman milliyetçiliği ve savaştan mağlup çıkan Almanya'nın dışlanmışlığı.

Birinci Dünya Savaşı'ndan yenik ayrılan ve Versay Anlaşmasıyla Almanya'yı boyunduruk altına alan galip devletlerin uyguladığı siyaset sayesinde Almanya içerde derin siyasi ve ekonomik krize girer. "Dün dört sosis alınan yüz bin markla, bugün üç sosis alınabiliyor (s.296). Ekonomik olarak çökertilmiş bir toplum, bu ıstıraptan, bu mahcubiyetten, bu boyunduruktan kurtulma mücadelesi vermek ister. Hitler'in çıkış noktalarından biri de bu idi. Ey alman halkı, siz bu kötülüğü hak etmiyorsunuz söylemi.

1923 yılında hükümete karşı darbe yapmakla suçlanan Hitler ve ekibi mahkemeye çıkartıldığında suçlamaları reddedip hafif cezalar almalarına karşın, sadece Hitler'in " Eğer Alman ulusunun yüce görkemini yeniden tesis etmeyi istemek ihanetse, ben suçluyum (s.322)". Etkileyici, dikkat çekici bir tonla 'ihanet' suçlamasını kabul etmesi sebepleri sıralanır. Hitler mahkeme heyetini bile etkiler. İlerde 'Önder' ve 'Führer' olacak kapıyı aralar.

Onları bedenlendirip, yanlarına gider. Kah yan yana oturur, kah karşı karşıya oturup, sohbet eder. Onlarla konuşur. Yalom, psikiyatr olarak Spinoza ve Rosenberg'in ağzından olayların anlaşılması için sorular sorar.

Tarih, siyaset, kültür, coğrafya, din canlanır. Dış mekanda bunlar olurken iç mekanda kişilerin bunlardan dolayı yaşadıkları travmalar, yalnızlık, dışlanmışlık anlatılır.


NOT: Kitabın içinde - yemek isimleri hariç- Almanca kısımların Türkçeye tercüme edilmemesi hoş olmamış. Örneğin, Almanca "Herr" demek, Türkçede "Bay" anlamına gelir. "Herr Rosenberg yani Bay Rosenberg. Almanca bir terim değil o. Yine örneğin, "Ja, Ja (s.303)". Bu da Türkçeye " Evet, Evet" olarak çevrilebilirdi. Sonuçta o dile ait özel bir kavram değil. Türkçe Evet, İngilizce Yes, Almanca Ja.

"Volk (O zaman Volk'un……) Volk, halk,millet, ulus demektir. Hatta araba markası bile var. Volkswagen (halk arabası).
"Mein Führer….?"
"Volk'a, Völkish….Reich….? Vb. yerlerin de tercüme edilmesi lazım.

Not: Tavsiye ederim. 16-28/ Ocak /2019 tarihleri arasında okunup, 2 / Mart / 2019 tarihinde bu siteye yazısı eklenmiştir. Burada yazmaya çalıştığımdan çok daha fazlası kitabın içinde mevcut.
446 syf.
·3 günde·Beğendi·8/10
İrvin D. Yalom' dan okuduğum romanlarda yazar, gerçek ile kurguyu ideal oranlarda harmanlayarak, bir sürek avı veya her anından heyecan duyacağınız macera dolu olaylarla, sizi romanın içine çekiyor.

Dinden çıkarılan 17.yy ünlü düşünürü Bento Spinoza ve onun etkisi altında kalan tüm Avrupalı düşünce insanları Schopenhauer, Nietzsche, Goethe, kendinden önce yaşamış ve kemdisini etkilemiş Epikür, Platon ve benzeri düşüncede olan filozoflarla, ölüm korkusu, din, mutluluğu yakalamak hayatın anlamı gibi konuları sorguluyor.

Bunun yanında romanda geçen 20.yy 1.Dünya Savaşı sonrası dağılan Almanya döneminde Nazi partisi ve Hitlerin yükselişini, ari ırk yaratma girişiminde olan Alfred Rosenbergi, bir psikanalist olarak irdeliyor. Karşılaştığı zorlukları aktarıyor. Sorgularken kullandığı karakterde kurgusal olarak yarattığı psikanalistler ki genelde bu kendisi oluyor. İyi okumalar dilerim.
440 syf.
·13 günde·Beğendi·10/10
Harika bir araştırma, harika bir kurgu. Irvin Yalom'un en sevdiğim yanı sıkı bir araştırmayla hazırlayıp çoğunlukla gerçeğe bağlı kaldığı kurgular içeren romanlarına güzel bir önsöz ve sonsöz ile birlikte neler kurgu neler gerçek başlıklı yazıları barındıran bölümler ayırmasıdır. Ve yine itiraf etmeliyim ki oldukça akıcı.

Irvin Yalom 2007 yılında bir davet üzerine, konferans vermek için Hollanda’ya gider.Hollanda Spinoza Derneği’nden kendisini Amsterdam yakınlarındaki Rijnsburg’daki Spinoza Müzesi’ni gezdirmelerini rica eder.Müzeyi gezerken, Spinoza’nın kitaplarına özel ilgi gösterir. Oysa bu kitapların Spinoza’nın orijinal kütüphanesine ait olmadığını, yıllar sonra benzer baskılarının teker teker bulunup müzeye konulduğunu anlatırlar.Nazilerin Avrupa’ya hâkim olduğu yıllarda bütün bu kitaplar bir şekilde müzeden alınıp Berlin’e götürülmüş, 1946 yılında ise aynı bilinmezlik içinde iade edilmişlerdir. Yalom bu konuyu derinlemesine araştırır ve Spinoza ile Nazi kadrosundan Alfred Rosenberg arasındaki bağı bizlere sunar.

Spinoza hakkında bilindik bu kadar az şey varken onun duygu dünyasına ve kişilik analizine inebilmek oldukça zor olmalı. Bunu Yalom gibi çok iyi bir psikiyatr ve yazar tarafından okuyabilmek ise büyük ayrıcalık.

Nietzsche Ağladığında'yı okumuştum, sıradaki Yalom kitabım Shoupenhaur Tedavisi olacak.
446 syf.
·Beğendi·8/10
İrvin Yalom, filozof Bento Spinoza'nın hayatı algılayışını, Yahudi cematinde hahamlık mertebesine erişebilecek bilgi birikimine sahip biri olmasına karşın, Tevrata ve Yahudi cematinin batıl inanışlarına karşı çıkması nedeniyle "aforoz" edilmesini ve yazdığı kitaplardan çeşitli alıntıları roman formatında okuyucuya ulaştırıyor.
Ayrıca, Spinoza ile Hitler rejiminin önemli beyinlerinden Alfred Rosenberg'i de ortak ve çatışan fikirleri paralelinde 300 yıl sonra bir araya getiriyor. İrvin Yalom, her romanında okurları bir filozofla buluşturmaya gayret ediyor. Özellikle, din konusundaki cesur eleştirileriyle dikkat çeken Spinoza ve fikirleri okunmaya ve öğrenilmeye değer. Bu kitabı okuduktan sonra, Spinoza'nın Etika'sını okuma programıma aldım. Spinoza, felsefeye ilgi duyan kitap okurlarının keşfetmesi gereken bir filozof olarak bize gülümsüyor:)
446 syf.
·Beğendi·9/10
Öncelikle ifade etmem gerekiyor ki Yalom'u ve psikiyatriyi çok seviyorum. Yazarın her kitabını özellikle psikiyatri ve psikoloji alanlarıyla ilgilenen tüm kitapseverlere tavsiye ederim.
Kitaba gelecek olursam; Yahudiyken aforoz edilen filozof Bento ya da Benedictus veya Baruch Spinoza ve Nazi İdeolojisinin başkahramanı olarak gördüğüm Alfred Rosenberg'in farklı zamanlardaki yaşamları üzerine yazılmış, yazarın diğer kitapları gibi severek okuduğum bir eser oldu. Dili gayet anlaşılır ve sade. Bu da okumayı daha çekici klan bir diğer etken.
Kitaba dair, özellikle içeriğine dair fazla açıklamada bulunup okuyacak arkadaşlarımın hevesini kırmak istemiyorum. Umarım sizler de okurken benim gibi keyif alırsınız.
Şimdiden okuyacak olan herkese keyifli okumalar dilerim... :)
446 syf.
·Beğendi·8/10
Spinoza Problemi her şeyden önce bir Spinoza sevdalısına hitap eden bir kitap. biraz kurgu biraz gerçek ile harmanlanan bir İrvin d. Yalom klasiği. Alfred Rosenberg ve Spinoza.... paralel kurguyla çok anlaşılır bir dille anlatıyor. Ama bazen çok dramatize ediyor. belki öyle olması lazım. KISACA KİTABI SEVDİM. Sırda Bugünü Yaşama Arzusu var. :)
446 syf.
·19 günde·Beğendi·Puan vermedi
Irwin Yalom , 17. yüzyılda yaşamış sıradışı bir folozof olan Bento Spinoza ile Hitler'in kurmaylarından Alfred Rosenberg'in iç dünyalarını hayal ederek ve araya biraz da kurgu katarak güzel bir kitap ortaya koymuş. Okumayanlara tavsiye ederim
434 syf.
·24 günde·10/10
Birçok kitap siparişimin arasında bu kitap da vardı. Hangisinden başlayacağıma karar verememiştim. Bir gün dışarı çıkarken, yanımda yalnızca bu kitap vardı ve dolayısıyla kitaplar arasında seçim yapamadan, bu kitaba başlamak durumunda kalmıştım.

İyi ki de kalmışım! Aksi takdirde biraz daha uzun bir roman olduğu için biraz daha geç okurdum. Kitaba bayıldım. Yalom okuyanlar bilir ki; uslübü, akışı ve dili çok iyidir.

Nietzsche Ağladığında kitabını okuyanlar, kendisini bu kitaba da yakın hissedebilirler. Baruch Spinoza ve Alfred Rosenberg'i tarihi gerçeklere dayanarak, psikiyatri ihtisası ve hayal gücü ile birleştirip bu romanı yazmış.

Kitapta sıklıkla teoloji, siyasi, iç dünyasal birçok ayrıntı gözünüze çarpacak. Bununla birlikte bir avantajınız da belki hiç tanışmadığınız isimlerle tanışmanız olacaktır.
440 syf.
·19 günde·Beğendi·9/10
Aralarında yaklaşık 300 yıl olan tarihteki iki kişilik. Biri 1600'lerin ortasında yaşamış, Aydınlanma'nın temelini atmış, saf aklı savunmuş bir filozof; Spinoza. Öteki, 1900'lerin ilk yarısında yaşamış, Yahudi köklerini reddeden iflah olmaz bir ırkçı, Nazi Subayı Alfred Rosenberg. Psikiyatrist ve romancı Irvin D. Yalom bu iki tarihi kişiliği "zamansal ve mekânsal" anlamda olmasa da, paralel bir kurgu içinde buluşturmuş.
Yazar iki isim arasındaki zıtlıktan önemli bir felsefi problem yakalamış hatta varoluşsal bir problem desek daha da doğru olur.
Spinoza Problemi, baskı rejimleri, faşizan yönetimler, totaliter devletler olduğu sürece güncelliğini ve önemini yitirmeyecek sorular ile bizi karşı karşıya bırakıyor: “Irkçı ve baskıcı düşünceler nasıl bir kişilik yapısı içinde serpilip gelişir? Böyle bir kişiliğin iç dünyası nasıl biçimlenir? Ne tür düşünsel ve duygusal arka plan bu düşüncelerin gelişimi için uygun bir zemin sağlar?” Bu çok çarpıcı ve kitabın sonuna kadar işlenmiş soruların bir başka soru ile birleştirildiğini görüyoruz: “Özgür ve bağımsız düşünce nasıl bir kişilik yapısının ürünüdür ya da özgür düşüncenin içinde beslenip gelişeceği özel bir düşünce ve duygu bileşiminden söz edebilir miyiz?”
Bir psikoterapist için meydan okuyucu bu iki soruyu birleştirecek bir kurgu yaratmanın bütün zorluklarını aşan Yalom, kitabında hem bu soruları takip etmemizi sağlıyor, hem de heyecan verici olaylar örgüsünü felsefi düşünceler ile birleştirerek bir yazım ustalığı sergiliyor.
Evet. Bir duyguyu ancak daha güçlü bir duygu fethedebilir. Önümdeki görev çok açık: aklımı tutkuya dönüştürmeyi öğrenmeliyim.
Dünyayı sonsuzluğu ile algılayabilmem için, kendi kimliğimden, yani kendime olan bağlılığımdan kurtulmam, her şeyi doğru açıdan görebilmem gerekiyor.
Ve öğrendiğim en önemli şeylerden biri de insanın üzerinde kontrol sahibi olmadığı şeyler üzerinde kontrol sahibi olmaya çalışmasının mantığa aykırı olduğu.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Spinoza Problemi
Alt başlık:
Nazi Subayının Paradoksu
Baskı tarihi:
Aralık 2013
Sayfa sayısı:
446
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786055272555
Kitabın türü:
Çeviri:
Ahmet Ergenç
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Kabalcı Yayınevi
Baskılar:
Spinoza Problemi
Spinoza Problemi
Irvin D. Yalom, aynı anda 5 ülkede yayımlanan, Alfred Rosenberg ile ondan üç asır sonra yaşayan ve ona tamamen zıt gibi görünen Spinoza'nın iç dünyasına yaptığı bu gizemli yolculuğu ustaca işleyip, olayları iç içe ama birbirine karıştırmadan, dolu dolu ama sıkmadan anlattığı bu romanı için: ... Yaşanmış olabilecek olaylara dair bir roman yazmaya çalıştım. Tarihsel olaylara mümkün olduğunca sadık kalarak ve bir psikiyatr olarak birikimlerime dayanarak ana karakterlerimin, Bento Spinoza ve Alfred Rosenberg'in iç dünyalarını hayal etmeye çalıştım... ... Çoğu araştırmacı Spinoza'yı mülayim ve kibar biri olarak görüyor, bazıları da hayatını Hıristiyan azizlerinkiyle ya da hatta İsa'nınkiyle kıyaslıyordu. Ben de bu nedenle Spinoza'nın içsel yaşamına dair bir roman yazmaya karar verdim. Kişisel uzmanlığım bu noktada Spinoza'nın hikâyesini anlatmama yardımcı olabilirdi. Ne de olsa, o da bir insandı ve beni ve yıllar boyunca üzerinde çalıştığım birçok hastayı rahatsız eden temel insani çelişkilerle mücadele etmiş olmalıydı... ... Spinoza kütüphanesine el koyan ERR subayı (Oberbereichter Schimmer) tarafından yazılmış bir belge (17p-PS), kütüphanenin, Nazilerin Spinoza Problemini çözmelerine yardımcı olabileceğini belirtiyor... diyor.
(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 598 okur

  • Ezel CAN
  • İbrahim Maltu
  • Sude Naz
  • Net ! Neri...
  • Volkan
  • Sevda sezer
  • Kadir Akdamar
  • Olkan Kellevezir
  • anonim
  • Zeynep

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%1.7
14-17 Yaş
%0
18-24 Yaş
%18.3
25-34 Yaş
%40
35-44 Yaş
%25
45-54 Yaş
%15
55-64 Yaş
%0
65+ Yaş
%0

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%61.2
Erkek
%38.8

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%32.5 (76)
9
%23.9 (56)
8
%16.7 (39)
7
%5.6 (13)
6
%0.9 (2)
5
%0.9 (2)
4
%0
3
%0.4 (1)
2
%0
1
%0