Rousseau’ya göre İnsanlar Arasındaki Eşitsizliğin Nedeni
Puan vermedi·224 syf.··
2024 14. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 28 Aralık 2024 01:29
Rousseau’ya göre iki temel eşitsizlik vardır. İlki; doğadan gelen bedensel, zekasal ve ruhsal farklılıklardır. Buna doğal ya da fiziksel eşitsizlik adını verir. İkincisi ise insanlar tarafından oluşturan başkalarına boyun eğdirme gibi eylemlerdir. Buna da manevi ya da politik eşitsizlik der. İki eşitsizlik türü arasında ise bir bağ olup olmadığını bedensel gücün ve zekanın hep aynı kişilerde mi birlikte bulunduğu sorusunu sormaya sebep olacağı için buna odaklanmayı doğru bulmaz. Doğa durumundaki insanın tek bildiği araç kendi vücududur. Güçlüler hayatta kalır, zayıflar yok olur. Bu inancıyla Rousseau, doğal seçilimi kabul eder. Doğa durumundaki insanlarda hastalığa yol açacak kaynaklar henüz bulunmadığından hekimlik ve tedavi yaygın değildir. Ayrıca avcılardan alınan bilgilerle doğada bulunan pek çok hayvanın yaşadığımız dünyaya bakarak mümkün olması çok zor şartlarda iyileştiği bilinmektedir. Örneğin hayvanların kırık kemiklerinin ve derin yaralarının ilaca ve tedaviye başvurmaksızın iyileştiği, kaldıkları yerden hayatlarına devam ettikleri gözlemlenmiştir. Doğa halindeki insanla toplumda yaşayan insanı bu yönden karşılaştıramayız. Doğa, bu hak konusunda ne kadar kıskanç olduğunu gösterircesine, kendi özenine terk edilmiş bütün hayvanları yeğlemektedir (Rousseau, 1754). Evcilleştirdiğimiz kedi, at, eşek gibi hayvanlar doğada evlerimizde sahip olduklarından daha zinde, cesaretli ve daha yüksek boylardadır. İnsanlar da benzer şekilde toplumsallaşırken cesaretlerini ve fiziksel güçlerini kaybederler. Konut yokluğu gibi gerekli gördüğümüz çoğu şeyin yoksunluğuna rağmen hayatlarını sürdürebilirler. Doğa, hayvanlara ve insanlara emreder; hayvanlar buna her seferinde boyun eğerken insanların direnmeyi tercih etme şansları da vardır. Ayrıca Rousseau, hayvanların tüm hayat boyu görüneceği bedene birkaç ay gibi kısa bir sürede ulaştığını insanlarda ise bu sürecin ömür boyu sürdüğünden bahseder ve yaşlanmanın sadece insan için olmasının sebebini sorar. İnsan yaşlanarak olgunlaşma ve yetkinleşme kabiliyetinin kazanımlarını kaybeder bu da Rousseau’ya insanın yaşlanmasının onu hayvandan daha aşağı bir durumda bırakıp bırakmayacağını sorgulatır. Çünkü hayvan her zaman içgüdüsel hareket eder yaşlandıkça bu durum değişmez. Tarımın özel mülkiyet olmadan mümkün olamayacağını çünkü insanın kendine yetecek ürünü elinde tutacağından emin olmadığında çalışmak için yeterince güdülenemeyeceğini söyler. Sabit bir şekilde barınacak yeri olmayan, sürekli yer değiştirmek zorunda olan ve hep farklı insanlarla denk gelen insanın geleceğe bilgi taşıyamayacağını ve bunun da nesiller arası bilgi aktarımını imkansız hale getireceğini öne sürer. Dilin varlığı, insan türünün gelişimi için çok önemli bir etkendir. İnsanlar arası bağlar günümüzdeki gibi olmadığından geceleri rastgele bir yerde uyur, yalnızca içgüdüsel olarak rastgele kişilerle cinsel ilişkiye girerlerdi; anneler çocuklarını emzirir, kendi yiyeceklerini bulacakları yetkinliğe ulaştıkları zaman çocuklar annelerinin yanlarından ayrılırlardı. Bu yüzden de bir dile ihtiyaç duyulmuyordu. Hayat anlık olarak yaşanıyordu. İlk kelimelerin anlamları çok genişti, zamanla dil gelişerek anlamsal karışıklıklar azaldı ve yeni kurallar oluşturuldu. Rousseau, “Toplum mu dilleri yoksa diller mi toplumu kurdu?” sorusunun cevabını vermez; bu soruyu düşünmek isteyene yöneltir. Merhametin doğal bir duygu olduğunu kabul eder. Aşk duygusunu ise fiziksel olan birleşme arzusu ve manevi arzu olarak ele alır. Manevi arzunun toplum alışkanlıklarından doğduğunu ve kadının erkek üzerinde egemenlik kurma amacında olduğunu söyler. Aşk da diğer tutkular gibi toplum içinde kazanılır. Yani Toprak parçaları çitlerle çevrildi, özel mülkiyet oluşturuldu. Bu insanın doğa halinden çıkıp uygar topluma geçişinin ilk aşamasıydı. Kendilerine kulübe yapıp barınacak bir yer sahibi olanlar, olmayanlar üzerinde bir üstünlük kurdu. Kulübesi olmayanlar olanlara saldırmaktansa onları taklit ederek kendilerine kalacak yerler yaptılar. İnsanlar karşılıklı olarak anlaşmayı, birbirlerinin hislerini daha yakından gözlemleyebilme şansı bularak karşısındaki kişinin de kendisiyle benzer tepkiler verip benzer hisleri paylaştığını öğrendi. Mülkiyet fikrinin oluşumu, bilgilerin geleceğe aktarılabilmesine neden olmuştur. Özel mülkiyet, insan türünü geliştiren çok önemli bir gelişme olsa da beraberinde çok büyük sıkıntılar da getirmiştir. Örneğin kadınlar ve erkekler arasında ilk ayrımlar ortaya çıkmaya başlamıştır. Artık sabit bir yerde yaşandığından çocuklar annelerinden ayrılmıyor, kadın ve erkek yalnızca cinsel birleşme yaşayıp sonrasında birbirini görmezden gelmiyordu. Bu yüzden kadınlar daha çok evde kalmış ve çocuklara bakmaya başlamışlardı. Erkekler de çalışıyordu. İnsanlık eskisi kadar vahşi değildi. Hayvanlardan korunmakta zorlanıyorlardı. Ama bir araya gelebiliyor ve araçlar geliştirebiliyorlardı. Komşuluk ilişkileri gelişiyordu. Sürekli tanıdık kişileri görmek insanların hayatlarının önemli bir parçası oluyordu. Boş vakitlerde toplanarak şarkı söyleyip dans ettiler. İnsanlar kendilerine bakılmasından hoşnut olmaya ve başkalarına bakmaya başladı. Birbirlerini takdir edip yerdiler, kıskançlık ve övgü kavramlarıyla tanıştılar. İntikam konusunda zalim oldular. Kanunlar oluşmamış olduğundan herkes yargıçtı. Belli ölçüde karşıdaki kişiyle empati kurulsa da kanunun yoksunluğu sebebiyle her şey kişilerin takdirindeydi. Zamanla eşitsizlikler arttı. Zenginliğin verdiği zevkle insanlar kendilerinden maddi olarak altta kalan kesime hükmetme isteğine kapıldı. Dinin varlığı insanlar üzerinde bir baskı oluşturarak bu isteği denetlese de zaman zaman kişi kendi çizdiği yoldan sapma pahasına olumsuz davranışlarda bulundu. Çünkü gerçekleştireceği herhangi bir kötü eylemin bedelini anlık olarak ödememekteydi. Bunun sonucu olarak da o bağlantıyı kuramayıp yine kendi hırslarına kapılarak davranmışlardı. Fakirler zengin kesimin maddi desteğine ihtiyaç duyuyorken zenginler de onların hizmetine ihtiyaç duyuyordu. Zenginlerin her malda kendilerine hak görüp el koymasıyla ve fakirlerin bunlara tepki göstermesiyle beraber karışıklıklar, güvenlik sorunları, yolsuzluklar ortaya çıktı. Yolsuzlukları ve kötüye kullanmaları önceden sezmeye en yetenekli olanlar, bu yolsuzluklardan, kötüye kullanmalardan yararlanmayı hesaplayanlardır (Rousseau, 1754), tam bu sebepten dolayı zenginler herkesi silahlandırmaya teşvik ettiler. Üstü kapalı şekilde kendilerine karşı yapılan saldırıları yine kendi yararları için kullandılar. Birleşip saldırılara karşı koymak adına yeni toplumlar kuruldu. İnsanlar savaşlarda sebebini düşünmeden birçok kişiyi öldürdüler ve bu ölen kişilerin sayısı doğa durumundakinden çok daha fazlaydı (Rousseau, 1754). Rousseau bu düşüncelerinden de anlaşılabileceği üzere savaşa karşıydı. İnsanlar arası ilişkilerde en kötü şeylerden birinin bir efendiye itaate zorlanmak olduğunu belirtir. Halkın başına şefin geçmesi onları efendiden korumak içindir. Babalık konusunda ise uygar toplumun babadan türediğini söylemek yerine babanın uygar toplumdan türediğini söyler. Toplumlar oluşur ve bir arada toplanırlar. Bu da bu kişiyi onların babası yapar. Kişinin özgürlüğünden feragat etmesi, basit bir maldan feragat etme gibi bir olayla kıyaslanamaz. Özgürlük insan hakkıdır ve bunun tasarrufu söz konusu olamaz. Hükümetler, seçimle başa gelirdi. Zenginlik, yaş ve kendini dinletme gücü seçilme ihtimalini artıran özelliklerden olmuştur. Seçimleri yaşça büyük olanlar kazandığından seçimler sık sık tekrarlanırdı. Karışıklıklar ve yolsuzluklar iç savaşlara, partilerin radikalleşmesine sebep oldu. Karışıklıklardan yararlanarak prensler resmi görevlere ailelerini atadı. Babadan oğula geçme bir sistem oluşmaya başladı. Halk aşağı görüldü, köleleştirildi. Politik gelişmeler sonucunda halk ile yönetenler arasında eşitsizlik günlük hayatta da etkisini gösterdi. Halk kendi üstündekilere değil altındakilere baktığı için başkalarına zincir vurabilmek uğruna kendi zincirlerine razı oldu (Rousseau, 1754). Bir avuç zengin kesim kendilerinden maddi olarak aşağıda olan fakir kesim var olduğu için bundan zevk duydu. Kendi durumları aynı kaldığı takdirde bile halkın yoksulluktan kurtulması onlara aynı zevki vermeyecekti. Doğa halinde neredeyse hiç bulunmayan eşitsizlik, gücünü ve artışını yeteneklerimizden ve insan aklının ilerlemesinden alır ve sonunda mülkiyetin ve kanunların yerleşmesiyle sabitleyip yasallaşır. (Rousseau, 1754) Jean Jacques Rousseau’nun insanlar arasındaki eşitsizliğin temel kaynağı olarak mülkiyeti gördüğü yorumu yapılabilir. Mülkiyetin oluşumuyla birlikte hem cinsiyetler arası hem de sınıflar arası ayrım doğmuştur. Zengin sınıf ve erkekler fakir halka ve kadınlara karşı baskın gelmeye başlamıştır. Açgözlülük, birilerine sürekli boyun eğdirme isteği bu sınıfların varlığını sürdürmesini sağlamıştır. Kanun konusunda baskın sınıflar daha etkili olmuşlardır. Yolsuzluklar ve çeşitli hilelerle yoksul kesimi yönlendirip kendi çıkarları için kullanmışlardır. Kanununa boyun eğmeyip onu çıkarına göre değiştiren kişiler oldukça toplumdaki herkes onun insafına kalır. Rousseau ise halkın kanun oluşturmakta en çok katkıda bulunan kesim olmasını ister. Çünkü işin pratik kısmında en çok var olacak kişiler halktır. Böylece daha insaflı ve uygulanabilir bir kanun oluşturulabilir. Egemenliği halkın iradesine bırakmasıyla cumhuriyetçi akımın kurucularından sayılmıştır. Çeşitli liberal, milliyetçi, sosyalist, anarşist ve faşist akımlar görüşlerinin çeşitli yönlerinden etkilenmişlerdir. Rousseau’nun herkesin eşit ve özgür olduğu, kimsenin başkalarının baskısı altında kalmadığı bir toplumu düşlemesine rağmen kuramında “çoğunluk despotizmi”ni dengeleyecek önlemlere yer vermemesi, “sınırlı devlet” ilkesine karşı çıkması, “negatif özgürlük” anlayışını benimsememesi, çoğulculuğa kuşkuyla bakması sebebiyle “totaliterizm” eleştirilerine uğramıştır. [Ceren Kalfa, Faruk Ataay (2015)] Farklı ideolojilerden kesimler onun görüşlerine kendilerine uyarlamış hatta bazı noktalarda da suistimal etmişlerdir. Jakobenler, Rousseau’nun monarşi karşıtı, cumhuriyetçi düşünceleri ve yurttaşlık anlayışı kadar, “totaliter halk egemenliği” düşüncesinden de etkilenmişlerdir. Bunun çekici gelmesinin temelinde Fransız devriminin radikalleşerek eski feodal toplumu ve monarşiyi tasfiye etmeye girişmesi sürecinde, kuramsal dayanak sağlaması önemli bir etmendir (Thomson, 2000: 119-120; Ben-Amittay, 1983: 197; Lecercle, 1995: 23-31; Köker, 1992: 58-60). Rousseau’nun siyaset kuramının en tehlikeli kullanımı ise 20. yüzyılda özellikle Avrupa’da gelişen faşist hareketlerde ortaya çıkmıştır. Çoğunlukçu demokrasinin uç noktalara vardırılmasıyla parlamentoda sahip olunan çoğunluk iradesine dayalı bir “çoğunluk despotizmi” kurmuş ve böylece muhalif partiler yok edilmiş ve sivil özgürlükler ortadan kaldırılmıştır. Bu tür rejimler Rousseau’nun “genel irade” kuramını suistimal ederek, bireysel özgürlükleri devletin iradesine tabi kılarak, bireysel ve sivil özgürlükleri ortadan kaldırıp, bireylerin özel yaşamlarını devletin kontrolüne alabilmişlerdir (Arnhart, 2011: 266-267, 272; Göztepe, 2010; Hakyemez, 2003: 89) [Ceren Kalfa, Faruk Ataay (2015)] Doğa halindeki insan hayatını sürdürebilmeye odaklıyken toplum insanı geçim derdinin yanında hırslarına da kapılmıştır. Bana kalırsa aralarındaki en büyük fark budur. Dünyadaki neredeyse her sorunun temelinde farklı amaca yönelik hırslar yatar. KAYNAKÇA • ROUSSEAU, J. J. (2021). İnsanlar Arasındaki Eşitsizliğin Kaynağı (Çev. Rasih Nuri İleri). (18. Baskı). Say Yayınları. Topkapı-İstanbul (Eserin orijinal hali 1754’te yayımlandı). • felsefe.gen.tr . (2019) “Fideizm Nedir”. (Erişim: 01.01.2025) felsefe.gen.tr/inancilik-fidei... • Gökalp İğci. İnsanlar Arasındaki Eşitsizliğin Kaynağı. (2020). • Kalfa, C., Ataay, F. (2015). Rousseau ve Çoğunlukçu Demokrasi Anlayışı. Cilt (7). 457-489. alternatifpolitika.com eng/makale/rousseau-ve-cogunlukcu-demokrasi-anlayisi (Erişim: 01.01.2025) • ŞENEL, A. (2020) Siyasal Düşünceler Tarihi (Kısaltılmış ve Gözden Geçirilmiş 9. Baskı), Bilim ve Sanat Yayınları, Ostim-Ankara (Eserin orijinali 1982’de yayımlandı.)
İnsanlar Arasındaki Eşitsizliğin KaynağıJean-Jacques Rousseau · Say Yayınları · 20201,828 okunma
153 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.