Puan vermedi·592 syf.····Okunma: 18 Ocak 2025 02:45 anakara (kitap boyunca ankara olarak okudum) adındaki kurgu bir ülkenin şairi bendag ününün doruğundayken ülkesini terk edip denizlere açılarak izini kaybettirir. kaybolmak istemesinin sebebi açıkça yazılmasa da bir kendini arayış ya da kaybediş hikayesidir. aradan 50 yıl geçtikten sonra artık herkesin onu unutmuş olduğunu varsayarak yaşlı bir adam olarak giderken katılamadığı 13 dolunay şenliklerine katılmak ve ölmek için ülkesine geri döner.
bir şiir filozofu, kaybolmuş kelimeleri arayıp kaydeden sözlükçü, bir haritacı, bir atlı polis, iki oğlan çocuğu, başkasının şiirleriyle ünlü olan bir sözde şair hikayenin odağında.
bağlamlarından koparsan bile tek başına şiir olabilecek onlarca cümle var kitapta. tam yaşam filozofu bir şairin dizelerine kendinizi kaptırabileceğiniz bir romandan söz edebiliriz.
hikayenin bir de anakara’ da öldürülen şairler ayağı var. o kısım yedi bölümlük kitabın sonlarına doğru hızlanıyor. zamandaki atlamaları, bazı olayların yıllarca önce gerçekleşmiş olduğunu ancak sonlara yaklaşınca anladım. bu benim dikkatimden mi kaçtı yoksa bile isteye böyle mi yapılmış bilemiyorum.
geleyim benim şairin romanını okurken ki hislerime. evet genelde okuduğuma dair hislerim üzerinden yazıyorum artık biraz bilinir olmuştur bu yanım. son yıllarda ise okumalarımı toplumsal cinsiyet filtresi açık bir şekilde yapıyorum. şimdilerde ise bu ayarı biraz daha açmış olabilirim. böyle okuyunca da romandaki kadın karakterlerin belli cinsiyet kalıplarında oluşu onca uçuşan fantastik metinde kadınların bilinen rollere sıkışmış olması diken gibi battı zihnime. İyi de oldu.
erkeklerin toplumsal cinsiyet mekanizmalarının çizdiği eril sınırlara dair daha dikkatli olması gerektiğini düşünüyorum. çünkü bu eril ve dışlayıcı sınırları en duyarlı olduğunu bildiğimiz yazarların usta işi metinlerinde bile görüyoruz ve yeniden üretiyoruz. murathan mungan da kelimelerin ne denli etkili olduğunu aşağıda söylüyor zaten.
“ kelimelerden büyü yapılabildiğine göre, bazen öylesine söylenmiş sözler, neden biz farkında olmadan büyü yerine geçip yazgılarımızı çiçeklendirmesin ki?”