Doğu Avrupa'da Yolculuk-Gabriel García Márquez
9/10
·144 syf.··
Beğendi
·
2025 6. kitabı
Herkesin eşitliğini inceleyen Kolombiyalı Gabriel García Márquez, 1950'lerde gazeteci olarak bir turist gözüyle sosyalist ülkelere doğru yolculuğa çıkar. Doğu Almanya, Çekoslovakya, Polonya, Macaristan ve Sovyetler Birliği'ne kadar gider. Objektif bir anlatımla ve güzel bir betimlemeyle olayı derinlemesine anlatmıştır. Tek kelimeyle şaheserdir. Bu serüvene üç kişi başlarlar: Paris'teki bir dergide grafikerlik yapan Jacqueline, macera peşinde koşan bir İtalyan olan Franco ve gazeteci Gabriel. Her şey 18 Haziran sabahı saat onda Frankfurt'ta başladı. Demir Pençe'de ne olduğunu görmek istiyorlardı. Bu yolculuğun ve sınırdan geçmenin uğraştırıcı olduğundan bahseder. Doğu Almanya'daki maaşlarla kıyaslandığında Avrupa'nın herhangi bir ülkesindeki kahveden daha ucuz olduğu belirtilir. Onlara göre halk, üzüntü ve sefalet içinde yaşıyordur. Ama Doğu Almanya, Varşova Paktı'yla birlikte başarılı bir ekonomi seyretti. Kişi başına düşen millî gelir 1950'de 11.029 dolar iken 1989'a kadar 42.004 dolara yükselmiştir. Yıllık ortalama %4,5'lik bir GSYİH büyüme hızı yakalamıştır. Yani, aradaki farkı ne kadar öyle belirtse bile gerçekte 1951 ve 1989 arasında ekonomik olarak büyüme hızı yakaladığı söylenebilir. Sadece aralarındaki dengesiz nüfus dağılımı ve Batılı devletlerin Batı Almanya'ya yaptığı yatırımlar dışında iki ayrı Almanya'da iyi bir gelişim göstermiştir. Tabii, öznel bir görüş belirtildiği için fikir farklılıkları yaşanabilir. Eşitlik isteyene güzel bir tercih sunulmuştur. Batı Berlin'in bir şehir değil de sanki bir laboratuvar olduğundan bahseder (Amerika'nın emir kulu). Batı Berlin'in muazzam bir kapitalist propaganda ajansı olduğunu düşünürler. Doğu Almanya'yı geride bıraktıracak bir çaba sergilendiğini söyler. Bu Federal Cumhuriyet, çok sayıda maden yatağıyla ve sanayiye dayalı bir ekonomiyle gerçekten büyük bir derecede gelişim göstermiştir. Üç arkadaşın, iki Berlin arasındaki resmî sınır olarak belirtilen Bradenburg Kapısı'ndan geçme vakti gelmişti. Bradenburg Kapısı, şimdilerde birleşmiş Almanya'nın bir sembolü olmuştur. 1961'de ise göç akımının durdurulması için Berlin Duvarı ile komünizm diktatörlüğünün temelleri sağlamlaştırılıyor. Sosyalist ülkelerde fuhuş yasaktır ve ciddi bir biçimde cezası vardır. Ama devlete ait bir kuruma gittiklerinde, sosyal açıdan bakıldığında genelevden daha berbat bir yer oluşundan bahseder. Gabriel, bu insanların acınası bir halde olduklarını betimler. Doğu Almanya'da halkın polisten ödü kopuyor. İnsanlar, Doğu Almanya'da sosyalizm olmadığını düşünüyorlar. Bu, proletaryanın değil, Sovyetlerin deneyimlerini ülkenin koşullarını göz önüne almadan her şeyi aynı olarak devam ettirmeye çalışan bir grup komünistin diktatörlüğü olarak görülür. İyi komünistleri Hitler ortadan kaldırmış. Hayatta kalanlar da şimdiki hükümetin hatalarını zamanında gördüklerinden baskın grup tarafından yok edilmiştir. Bu sadece bir fikirdir, gerçekliği tam olarak yansıtmıyordur. Gizliden gizliye istedikleri şey, Almanya'nın birleşmesi ve yabancı birliklerin ülkeden çıkarılması. Prag, silahlı polislerin bulunmadığı, kendiliğinden oluşmuş, doğal bir kamu düzeninde kalmıştır. Halkın sinirli bir gerilim içinde acı çekiyor gibi görünmediği ve insanın gizli polis tarafından gözetlendiği hissine kapılmadıkları tek sosyalist ülke. 1948 Çekoslovakya darbesi ile Soğuk Savaş'a giden yolun önü açılmış, Çekoslovakya'da sosyalist yönetim başa geçmiştir. Çekoslovakya, Doğu Bloku'nun en müreffeh (refah durumu yüksek, bolluk içinde) ülkesiydi. Ama halkın durumu bilinmemektedir. İşsizlik, o zamanlar Polonya'sında sorun olmadığı biliniyor. Ama Gabriel'in gözlemlerine göre halkın ömrü vitrinlere bakmakla geçiyor. Devlet, eski şeyleri yüksek fiyattan halka sunuyor. Polonya'da bolca dini tasvirler bulunurken genel görünüm olarak dinin pek işe yaramadığını gösteriyor; görünümüyle derin bir yoksulluğu yansıtıyordu. Herkese aynı hakları veren sosyalizm, olasılıkları genişletmekten başka bir işe yaramamıştır. İşçiler, aşağılık kompleksi görüyordu. Birçok kişi, Polonya'da devrimin tutmadığını düşünüyordu. Prag'da Gabriel'e katılmış olan Franco'yla birlikte Sovyetler Birliği'ne vardılar. Diğer sosyalist devletlerde olduğu gibi burada da özgürlük oldukça kısıtlıydı. Gabriel, Moskova'yı "dünyanın en büyük köyü" olarak adlandırmıştır. Moskova'ya bir hafta içinde 92.000 turist gelmiştir. 14.000 tercüman ise bu karışıklığı önlemek için istenilen yerlerde durmuşlardır. Halk, belirgin emirlerle hazırlanmış, devleti iyi lanse etmeye çalışmışlardır. Gabriel, insanlara onların bilmediği kavramları anlatıyor, onları bilgilendiriyordu. Sovyetler'de "sanki Stalin'in aleyhine istediğiniz gibi davranabilirsiniz ama Lenin'in dokunulmazlığı var gibi" bir izlenim vardı. Ama bütün bu komünist düzeni Stalin oluşturmuştur ve Stalin'den sonra çok bir değişiklik olmamıştır. Kadınları zor işlerde çalıştırıyorlardı; çünkü dramatik bir işgücü eksikliği çekiliyordu ve savaştan bu yana ülke bir tür acil durum içindeydi. János Kádár (Macaristan hükümet başkanı), 20 Ağustos günü sosyalizmin kurulmasının yıldönümü vesilesiyle toplanıldı. On ay boyunca Budapeşte, yasak şehir hâline gelmiştir. Batılı gazetelerin Budapeşte'deki olaylar konusunda yaygarayı kopardıkları belirtiliyor. Büyük bir ayaklanma ile kahramanca bir direniş ve sonucunda yerle bir edilmiş bir şehir. Bir diktatörlüğün ve bir açgözlülüğün hikâyesi olan, zamanının en büyük devleti SSCB. Gabriel Garcia Marquez, Doğu Avrupa'da Yolculuk
Doğu Avrupa'da YolculukGabriel Garcia Marquez · Can Yayınları · 20231,406 okunma
·
451 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.