Bir makas gibidir hayat; keskin kurallarına göre şekil veririz. Birden fazla yol sunar, bizi ikileme düşürür açılan bir makasın ayrılışı gibi. Bu ayrılışın kavuşması kişinin kararları ile belirlenir; kimi zaman ayırır kimi zamanda birleştirir. Tıpkı rotası ayrılan bir tren rayının belli noktada makas bağlantısının kesişmesi ve birleşmesi gibi. Eser, birbirinden ayrıksı görünen sıradan yaşamların ortak duygu ve amaçlarla birleştiği hikâyesini anlatıyor. Babasının erken ölümüyle annesi ve kız kardeşine sahip çıkan Volkan'ın üniversite eğitimi için İstanbul'dan Konya'ya gittiği tren yolculuğu ile başlıyor eser. Türk Dili ve Edebiyatı öğrencisi, yazar olmak ve sevip sevileceği bir ilişki hayali var. Yerini üvey babasının tuhafiyeci dükkanına yemek götüren Fidan'a bırakıyor. Evdeki otoriteden, baskıcı üvey abilerinden uzaklaşabileceği bir açık lise eğitimi var bir de komşu kızının gösterdiği internette farklı şehir ve ülkelerden insanlarla konuşulan sohbet odaları. Kendisine azıcık ilgi ve ümit veren Mert'e yazıyor. Ama görünen ile görünmeyenin yüzü bir olur mu? Boşanma evresine gelmiş evliliğiyle Yavuz ve eline ne geçerse valize tıkıştıran eşi Nuran. Tren yolculuğuna eşlik eden ve Volkan ile konuşan, geçmişinin yükü omuzlarını çökerten emekli başkomiser Serdar...
İlk başta hepsi birbirinden farklı hayatlar gibi görünüyor, hepsinin kendi hayatında kendince sıkıntıları, sorumlulukları ve istekleri var. Ama ayrılan makas bir noktada kavuşuyor, kesişiyor hayatları. Belirsizlik en zor ve acımasız bekleyiştir ama atılan her adıma karşılık bir adım daha gelir çoğu zaman. İnsan ânı yaşayamaya ve kurtarmaya bakar, sonrası elbet düşünülür değil mi? Her karakterin hayatından geçiyor okur, dertlerini kendi derdi belliyor. Ve fark ediyor ki esasında ne kadar da içimizden, tanıdık hayatlar. Yazarın duru ve içten bir üslubu var, sayfa sayısı az ama okumayı bitirdiğiniz an da duyguların yoğunluğu çörekleniyor yüreğinize. Tavsiyemdir.