·384 syf.····Okunma: 24 Ocak 2025 00:40 Okuduğunuz bir kitabın içeriğini anlamayı onuncu sayfada mı isterdiniz yirminci sayfada mı yoksa otuz beşte mi? Eğer bunlara yakın sayılar istiyorsanız bu kitabı okumamanızı tavsiye ederim çünkü kitabın içine girmek için tam olarak iki yüz elli sayfa okumanız gerekiyor. Konunun ne olduğunu yavaş yavaş kavrıyorsunuz; altını çiziyorum, yavaş yavaş diyorum. Kitap zaten üç yüz seksen dört sayfa. Olayın ne olduğunu anlamak için bile yarısından çoğunu okumanızı gerektiren bir kitap kalan yarısında vermek isteneni ne kadar vermiş olabilir? Hiç.
Kitabın adı, arka kapak yazısı insanda merak uyandırıyor. Heyecanla elinize alıp güzel, çarpıcı bir şeyler okuyacağım hissi ile başlıyorsunuz. Kitap distopik bir roman. Bir düzen, sistem anlatılması bekleniyor. Kitapta Damızlık Kız, Martha, Gayri-kadın ve Gözcü gibi bazı kavramlar var. Bunların hiçbiri hiçbir şekilde açıklanmamış. Geçmiş- gelecek analizleri üzerinden bu isimlendirmeleri neye göre verildiğini, kimlere, neden böyle denildiği olay içerisinde yedirilip çok iyi ifade edilebilecekken yazar tüm bu kavramları da büyük resim gibi havada bırakmayı tercih etmiş. Terimler okuyucunun kelime çağrışımına bırakılmış. Aslında kitapta her şeyi okuyucuya bırakmış. Terimleri, olayları, kitabın sonunu vs.
Bir darbe girişimi (bunu bile farazi kullanıyorum çünkü net değil) oluyor ve bir anda yeni yasalar, yeni uygulamalar, ölümler, toplanmalar, ayrışmalar oluyor. Beklerdim ki yeni kurulan düzen anlatılsın. Kime ne oldu, yeni gelen sistemle ne geldi, ne amaçlandı, eskiden olan ama şimdi olmayan ne? Ve ben okuyucu olarak olumlu olumsuz yanları analiz edeyim, olası düzeni tahayyül edeyim. Okuyucu her şeyi zihninde tanımlayıp analiz etmek durumunda kalmış ama tanımlayamadığımız bir şeyi analiz edemeyiz.
İnsan kendi zihnindeki parça parça düşüncelere bile tahammül edemezken kitapta; kitap boyunca birinin zihninden geçen düşüncelere, rüyalara, hayali olaylara, kendi kendine konuşmalarına tahammül etmek zorunda kalıyorsunuz. Diyaloglar yok denecek kadar az. Adım atarkenki kararsızlığı bile zihin süzgecinden geçirilmekte. Kitabın yarısından çoğunu okuduktan sonra denk geldiğim, yok artık dediğim, başkarakterin o ana kadar zihninden geçenleri, bize anlattıklarını eleştirdiği kısımda: ”İçine iyi şeyler koymaya da çalıştım oysa. Çiçekleri örneğin, çünkü onlar olmasa, biz nerede olurduk?” diye bir kısım. Yani? Bu kadar düz, sıradan, sığ bir anlatım!?
Tutuk bir kitap. Nerde başlayıp nerde yoğunlaşacağını bilmeyen, bitmesi gereken yerde bitmeyen, bittiğinde ne anladığınızı bile anlamadığınız bir kitap. Akıp gidecekken akmayı beceremeyen, nereye akacağını kestiremeyip durmayı yeğleyen bir kitap. Zaman kaybı.