Bana teyzem, sen çocuk psikiyatristi olmalısın demişti. Olamam ki, eğer olursam, çocuklarla oturur beraber ağlarım. Çünkü ben bir çocuğun gözyaşını, bir dünyaya bedel sayarım.
Ve yine hüzünlü bir çocuk, ama ben bu çocuğu çok sevdim, etimle, kemiğimle sevdim, gözyaşımla sevdim, kendim gibi sevdim. Hüznünü, hüznüme katıp sevdim. Daha önce okumuş olduğum halde bir bayram günü rastgele içimden gelerek, elime alıp sayfalarını karıştırırken, kendimi yine aynı hüzne, gözyaşlarına bırakacak kadar sevdim..
Şu dünya da en kıymetli, fakat en kolay fethedilecek olan şey, bir çocuk kalbidir. Gözlerinin içine gülümsemeyle bakarsanız eğer, samimiyetinizden bir parça alıp, o parçayla sizin için köşk kurar kendi kalbinde..
Bir gün çocuk gelişim toplantısındayız. Ve hoca herkese soruyor: 'çocukluğunuza dair aklınıza ilk gelen şeyi söyleyin.' Susuyorum, susuyorum ama tüm gürültüler daha sessiz bu suskunluktan. Küçüklüğüme dair, babasını çok seven, annen mi baban mi diye sorulduğunda baba cevabını verecek bir kız çocuğu beliriyor, ama bu kız çocuğu, bitirdiği her günün ardından duygularını değiştiriyor, artık sevgi kayboluyor çünkü. Şiddetli korku ve zorunlu saygı alıyor yerini... Korku, çaresizliğe dönüşüyor, çaresizlik yalnızlığa, ve bu kız çocuğu artık babasında değil, yalnızlığında kayboluyor.
Bence dünyanın en büyük suçu, kız olsun erkek olsun, bir babanın çocuğuna vurmasıdır. Çünkü baba sığınaktır, baba yuvadır, baba işe giderken arkasından ağlanandır, baba harçlık isterken yağcılık yapılan kişidir. Baba, babadır. Baba, baba olmalıdır. Baba Dost'tur. Limandır. Yoldaş, sırdaş, destektaştır.
Ve hiç bir çocuk babası yüzünden ağlamamalıdır.
Zeze diyor ki; onu kalbimde öldüreceğim. Ve Zeze beni ağlatıyor. Çünkü benim başaramadığımı başarıyor. Defalarca kalpte öldürülen bir baba