8,5/10
Kitabın başında Semih Gümüş'ün Şafak için yazdığı bir inceleme var. Onun başlığı bence kitabı çok iyi tanımlamış: "Şafak ve Politik Bireyin Sancısı". Kitaptaki karakterlerin politik fakat sancılı, çelişkili düşüncelerini okumayı çok sevdim. Sevgi Soysal'ın karakterleri gri bırakmasını ve bu grinin ton ayarını çok sevdim, 12 Mart dönemini bir propagandaya çevirmeden anlatmasını, ideolojileri ve o ideolojilere mensup insanları romantize etmeden de savunabilen anlatısını, edebî anlamda tatmin eden cümlelerini, özellikle Baskın bölümünün kurgusunu... Ben bu kitabı epey sevdim. Türk edebiyatından iyi bir şey okumak beni ekstra mutlu ediyor.
Oya ve Mustafa'nın salıverildikten sonra farklı yollara ayrılıp bundan sonraki özgürlükleri hakkında benzer kaygılı şeyleri düşündükleri cümleleri çok anlamlıydı. Oya'nınkinin bir kısmını bırakıyorum buraya.
"Şimdi yakınlaşan sözde özgürlük günlerinde kendi baskılarını yenilemesi gerek. Kendisine direnme, örgütlenme, kişiliğini koruma olanağı veren tutukluluk ve sürgün gibi durumlar kalkıyor. Kolayca soyutlaşabilen özgürlük ve insanca yaşama kavramlarını bir yerinden yakalamalı. Yoksa tavırsız, savaşsız, şaşkın bir yeni Oya olmak öyle kolay ki. Üstelik kavgayı, direnmeyi sürdürdüğünü sanarak. Çünkü artık karşı çıkılacak şeyler eskisi kadar somut, elle tutulur olmayacak. Doğruyla yanlışın ayırt edilmesinin zorlaşacağı gibi. Sapmak, sürdürmek yakın, çok yakın. Eski Oya'yı, onun alışkanlıklarını unuttu, bıraktı mı gerçekten? Yoksa buna zorlandığı için öyle mi sandı? Artık zorlanmayınca ne olacak? Şimdi, özgürlüğe yeni bir adım attığı bu sabahta, sevincini azaltan bu korku. Bundan sonraki Oya'dan korku." (sayfa 223)