Özellikle yazım tarzı alışılmışın kesinlikle dışındaydı.İlk okuduğunuzda rahatsız edebiliyor ama okudukça alışıyorsunuz. Açıkçası kitaba başlarken çoğu kişi gibi ben de daha farklı bir konu beklentisiyle başlamıştım. En azından bu denli basit bir konuyla karşılaşmayı beklemiyordum. O açıdan bir tık hayal kırıklığı oldu denilebilir. Yazarın kitapta dikkat çekmek istediği illa ki birkaç farklı nokta vardır ama kendi dikkatimi çeken noktadan bahsedecek olursam ortadaki bir türlü ilişki olamayan “o” ilişkiydi. Tam olarak ne istediğini bilmeyen, araya sürekli başkaları girse de bir türlü birbirinden kopamayan iki insan ve adı bir türlü konulamayan, belirsiz, pat diye sonlanan ama aradan aylar geçtikten sonra sanki her şey normal akışındaymış gibi kaldığı yerden devam eden bir ilişki. Aslında hayatta da bu tarz - bana kalırsa insanı fazlasıyla yıpratan cinsten bir ilişki türü - ilişkilerle karşılaşıyoruz. Onunlayken olmuyor, onsuzken de olmuyor.
Ben, sanki tüm felaketler onun başına geliyormuş gibi; ben diğerlerinden farklıyım bende bir sorun var beni kimse böyle kabul etmiyor havasında olan ve hep negatif basan ana karakterlere bir türlü ısınamıyorum ya. Beni boğuyor bir süreden sonra. Açıkçası Marianne karakterinde de bunu gördüm. Belki de bunu içindeki anlam arayışı ile bağdaştırabiliriz. Bilemiyorum.