“Kalbim kırıldı. Hem de sesini duyacağım türden kırıldı. Kendime geldiğimde un ufak olmuş bir kalple baş başa kaldığımı anladım.”
“Müzik çalmıyordu. İyi ki de öyleydi, yoksa minibüste çocuklar gibi gençliğimin dizlerine vura vura ağlayacaktım.”
“Kimi insanların yaşamının şiirden kısa olduğunun er ya da geç farkına varacağız.”
“Eksik olan öykü değil, fazla olan ihanet.”
Kısa sürse de birlikte çalıştığım için kendimi şanslı hissettiğim, saygıdeğer meslektaşım İsmail Demirtaş’tan okuduğum üçüncü kitap Eksik Öykü oldu. Yazarımız bu kitabının da telif hakkı gelirlerini köy çocuklarının eğitimine destek olmak için kullanmaktadır. Eksik Öykü tesadüfen karşılaşan iki öğretmenin tanışması ve arkadaşlığı sırasındaki sohbet örgülerinden ortaya çıkıyor. Kah Erzurum’a kah Diyarbakır’a düşüyor yolumuz.
.
Özellikle öğretmenlik mesleğinin yer aldığı kitaplar beni çok etkiliyor. (Bknz: Hakkaridebirmevsim) Bu kitapta da olayların öğretmenlerin başından geçmesi ve tepkilerin de bizim mesleği yansıtması beni özellikle etkiledi. Sık sık okumayı bırakıp sorgulama ve düşünme ihtiyacı hissettim. Özellikle o dönem YİBO olarak anılan okullarda çalıştığı kısımda doğrudan kendi tecrübe ve anılarımı gördüm.
.
“Yaşadığımız dünya üzerinde utanılacak o kadar şey varken, isimsiz kahramanımın onuruyla yaşadığı bu hayatı yazmak, benim için utanç değil kıvanç olacaktı. Zalimliği alkışlayan insanların onurunu sorgulayacağımıza, onurlu insanların zalimce yargılanmasının nedenlerini sorgulamamız gerekirken, bizler neden eksik bir öykünün peşine düşüp onun, bunun yaşamını sorgulayalım ki!.. Ben de söz verdiğim gibi; kahramanımın eksik öyküsünü sorgusuz, sualsiz "Eksik olan öykü değil, fazla olan ihanet" cümlesiyle tamamladım..."
.
Keyifli okumalar.
Kitapla kalın!